5 Haziran 2014 Perşembe

05.06.2014 Genel Gündem

05.06.2014

GÜNDEM

Savaş Oyunu
Diyarbakır'da çocuklarının kaçırıldığını öne süren annelerin başlattığı eylem devam ederken, PKK'nın arşivindeki fotoğraflar 'çocuklara dağda silah eğitimi' verilmesinin yıllar öncesine dayandığına işaret ediyor. PKK ise yaş sınırına uymayanların çatışmalardan uzak tutulduğunu iddia ediyor. 2000'li yılların başından itibaren 18 yaşın altındaki çocuklara dağda, PKK'lılar tarafından eğitim verilişini gösteren fotoğraflar, örgüte yakın internet sitelerinde de yayımlanıyor. Örgütün arşivinde olduğu belirtilen, 2003 yılına ait bazı fotoğraflar da bu bilgileri doğruluyor. Yüzlerce fotoğraf karesinde 14-15 yaşındaki çocukların ellerinde otomatik silahlarla askeri eğitim aldıkları görülüyor. Askeri nizamla eğitilen çocuklara 3 ay süreyle teorik eğitim de verildiği belirtiliyor. Bu çocukların belli sürelerle kamplarda eğitildikten sonra dağda düzenlenen törenle tekrar Türkiye sınırları içine getirildiği belirtiliyor. PKK'nın arşivinde de olduğu bildirilen 2003 yılına ait fotoğraflarda, bir isim de öne çıkıyor. MİT heyeti ile PKK yöneticilerinin 2010 yılında Oslo'da yaptığı görüşmeye katılan, örgütün üst düzey yöneticisi, 'Avareş' kod isimli Mustafa Karasu'nun da çocuklarla çektirdiği fotoğraflar dikkat çekiyor. Kış aylarında çekildiği görülen fotoğraflarda, karla kaplı dağlık arazide bazıları otomatik silahlı 11 çocukla PKK yöneticisi Mustafa Karasu objektiflere poz veriyor. PKK kaynakları, kamplara kimsenin zorla götürülmediğini, kendi isteği ile gelenlerin de çatışmalardan uzak olduğunu söylüyor. PKK, 2013 yılının ekim ayında Cenevre Çağrısı uyarınca, 'Çocukların Silahlı Çatışmaların Etkilerinden Korunmasına Dair Taahhütname'yi imzaladığını açıklamıştı. Söz konusu sözleşme, tarafların 18 yaşın altındaki çocukları çatışma alanlarının dışında tutmasını öngörüyor. Bu arada PKK, 27 Mayıs tarihinde yaptığı açıklamada, çocukların kaçırıldığına ilişkin açıklamayı yalanlamış ve iddialara özetle şu yanıt verilmişti: "Her şeyden önce belirtiyoruz ki, PKK'nın gerilla saflarına katılan herkes gönüllü bir biçimde kendisi katılmaktadır. Gönüllü olmaması durumunda zaten bir kişiyi saflarımızda tutmamız mümkün değildir. Bu nedenle şimdiye kadar hiç kimse kaçırılmamıştır, katılan herkes gönüllü ve kendi öz iradesiyle katılmaktadır. Ayrıca saflarımıza katılım yaş sınırı bellidir. Yaş sınırı konusunda merkez karargâh komutanlığımızın uluslararası kuruluşlarla yapmış olduğu anlaşmalar mevcuttur ve bu anlaşmalar bizim için geçerlidir. Bundan dolayı yaş sınırına uymayanlar, birileri istediği için değil, hareketimizin kararıyla geri gönderilmektedir. Saflarımıza gelen bir kısım genci geri göndermemiz, kendileri için bir çok felakete yol açılmasına vesile olacaktır. Bu yüzden bu gençleri geri göndermeyi değil, savaş dışı alanlarda eğitmeyi esas almaktayız. Yaş sınırına uymayan herhangi bir kimsenin tarafımızdan savaşa sokulması zaten söz konusu değildir."
Hürriyet

Para Patrona Gitti Ceza Madenciye
Manisa Soma'da 301 madencinin can verdiği facianın ardından sektördeki ihmaller ve usulsüzlükler Türkiye'nin gündemine oturdu. Ulaş Korkmaz ve Melik Gürbüz'ün hikâyesi ise maden şirketlerinin çevirdiği dolapların yalnızca küçük bir örneği Maden Mühendisi Ulaş Korkmaz, üniversiteyi bitirdikten sonra Soma'da bir madende is buldu. 2009'da işletme müdürü olan Korkmaz, 16 ay boyunca yöneticilik yaptığı firmadan ayrılıp başka bir şirkette ise başladı. Aradan iki yıl geçti. Bir gün evine Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan ödeme emri geldi. Zarfı açtığında neye uğradığını şaşıran genç mühendise, şirket 1800 isçinin sigorta primlerini yatırmadığı için, 15 milyon lira borç çıkarıldı. Parayı ödeyemeyeceğini beyan eden Ulaş Korkmaz, hukuk mücadelesi başlattı. Fakat Manisa Is Mahkemesi nisanda verdiği kararda, şirket sahibi Azim Uyar'ı değil, Ulaş Korkmaz'ı sorumlu tuttu ve haciz kararı çıkardı. Evlilik hazırlığı yapan mühendisin önce maaşına, ardından da esiyle oturmak için tuttuğu evdeki eşyalara haciz kondu. Bir gün bile kullanmadan eşyaları elinden alınan Korkmaz yasadığı kabus gibi olayı söyle anlatıyor: Ne kadar kirli isleri varsa benim üzerime kaldı. İsçilerin hakları ödenmediği için şirket aleyhine dava açılmış. Borçlu olarak ben görünüyorum. Şirketin asıl sahibinin hiç kusuru yokmuş gibi karar verildi. Şirket yetkililerine gittim. Onların da borcu ödememesi üzerine 15 milyon TL üzerime kaldı. Evlilik hayalleri kuruyorduk ama erteledik. Hayatımızın akısı değişti. Bu yükten nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. 1500 TL maaşla 15 milyon liralık borcu nasıl öderim? Bizlere yardım edilmesini istiyoruz. Bu mağduriyetle yaşanmaz."
Akşam

EKONOMİ
Gram Altın 84, 5720  - 84, 7247                          
ABD Doları 2, 1144-2, 1173/  Euro 2, 8749-2, 8825/ İngiliz Sterlini 3, 5382-3, 5478
Akaryakıta Yakın Takip
Tavan fiyat süresinin dolmasının ardından, akaryakıt fiyatlarının artmaması için kolları sıvayan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), fiyat takibine ilişkin yeni bir kurul kararı taslağı yayınladı. Söz konusu karar ile petrol piyasasında fiyatların takibinin daha etkin yapılması amaçlanıyor. Rafineri ile pompa fiyatının uluslararası piyasalardaki göstergelere göre oluşup oluşmadığının takibine yönelik kriterler belirlenip, dağıtıcı ve bayi payı için karşılaştırmada dikkate alınacak ülkelere açıklık getiriliyor. Böylece pompada, tüketiciye aşırı kâr içeren fiyatların uygulanmasının önüne geçilmesi hedefleniyor. EPDK, "Akaryakıt Fiyatlarının Takibine İlişkin Kurul Kararı Taslağı"nı görüşe açtı. Düzenlemeyle, akaryakıt fiyatlarının oluşumunda baz alınan Akdeniz Çanağı ülkeleri yerine, yeni ülkelerin baz alınması öngörülüyor. Türkiye, akaryakıt fiyatlarının belirlenmesinde en yakın piyasa olan Akdeniz Çanağı ülkelerini yani Fransa, İspanya, İtalya ve Yunanistan'ı baz alıyordu. Ancak taslakta, Almanya, İngiltere, İtalya ve Fransa'daki ürün fiyatları ve bileşenlerinin takip edilmesi öngörülüyor. Türkiye fiyatları ile baz alınan bu fiyatlar arasında büyük oranda farklılıklar tespit edilirse, EPDK dağıtım şirketlerini uyarıyor. Uyarıya rağmen fiyatlarda düşüş olmaması durumunda EPDK, tavan fiyat uygulayıp bu süreçte benzin ve motorinde fiyatı kendi belirleyebiliyor. Akaryakıt sektörü temsilcileri, söz konusu kararla akaryakıt piyasasının fiyat anlamında da regüle hale geleceğini kaydederek, "Akaryakıt fiyatlarını belirleyen dört ülke var. Yunanistan ve İspanya'yı çıkardık, İngiltere ve Almanya'yı koyduk yeni ülkeler olarak. EPDK, 'Bunun ortalamasını alırım, dört ülkenin marjıyla kıyaslarım, uygun olmazsa, lisans iptaline kadar giderim' diyor. Almanya ve İngiltere piyasaları Türkiye'den çok farklı. Bayii ağı yok, istasyon başına satış Türkiye'nin ortalama 2.5 katı, daha fazla sayıda rafineri var, ikmal noktaları daha çeşitli, şirketlerde dikey bütünleşme var" dedi.
Hürriyet

Yatırımda Koç Satışta Doğuş
2014 yılının ilk 5 ayında beklendiği gibi otomotiv pazarı yüzde 26'nın üzerinde daraldı. Beklendiği gibi diyorum çünkü yılbaşında kur ve ÖTV artışı ardından kredi sınırlamasıyla sektörün beklentisi aşağı yönlü bir hareketti. Yıl toplamında da yüzde 30'luk bir daralma öngörüsü oluştu. Seçim sonrası biraz hareket yaşansa da bu pazarın geçtiğimiz yılla karşılaştırıldığında hâlâ zayıf olduğu bir gerçek. Dün yayınlanan mayıs rakamları da bu gidişatı ortaya koyuyor. İlk 5 aylık satışlara baktığımız zaman pazarın daralmasını olağan kabul edersek bana göre en ilginç gelişme markalar arasındaki rekabette yaşanıyor. Şöyle bir toplama yani otomobil+hafif ticari araç satışlarına baktığımızda 2013 yılının lideri Volkswagen'in arayı oldukça açtığı gözden kaçmıyor. 2013 yılında toplam 112 bin adetlik satışla en yakın rakibine yaklaşık 3 bin adetlik fark atan Volkswagen, ilk 5 ayda bu farkı en yakın rakibiyle 7 bin adede çıkartmış durumda. Yani 5 ayda Volkswagen 37 bin 183 adet araç satarken, Renault'un satışı 30 bin adette kalmış. Fiat'ın 25 bin 740 adetle 3'üncü sırada yer aldığı listede Ford ise 20 bin adetle 4'üncü sırada yer alıyor. Listenin 5'inci sırasında ise 14 bin 501 adetle Hyundai yer alıyor. Şimde şöyle bir detay daha vereyim. Volkswagen dışında en çok araç satan 5 marka arasında 4'ünün Türkiye'de fabrikası bulunuyor. Bunu zaten biliyorsunuz. Ama bu 4 markanın satışlarındaki yerlilik oranına bakıldığında durum daha net anlaşılabilir. Fiat'ın yani Tofaş'ın sattığı araçların yüzde 81'i yerli yani Türkiye'de ürettiği araçlardan oluşurken, Renault da ise bu oran yüzde 60'ı aşıyor. Ford ve Hyundai'deki satışlarındaki yerlilik oranı ise yüzde 50-55 civarında. İşte bu noktada hükümetin Volkswagen'e Türkiye'de üretim diye bastırmasının nedenini bir kez daha net olarak görüyoruz. Çünkü Volkswagen'in satışları pazar daralmasına rağmen artarak devam ediyor ve ilk 5 ayda çok net bir şekilde listenin 2 ve 3'üncü sırasında yer alan Koç Holding şirketleri Ford ve Fiat'ın toplamı kadar araç satmış durumda. Şimdi Koç'un otomotive son dönemde milyar dolarlık yatırımlar yaptığı düşünülürse artık Doğuş Grubu'nun da 'Buna biz karar veremeyiz. VW AG'nin işi' demeyi bir tarafa bırakıp bu işe odaklanması şart. Aksi takdirde daha çok yatırım konusunda baskı görürler.
Hürriyet

Hazine Treni
1 milyar doların üzerindeki dev projelerden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nın (TCDD) dev projelerine de 'Hazine garantisi' geliyor. Torba tasarıya son dakikada eklenen maddeye göre, TCDD'nin yatırımları için gereken 3.3 milyar liralık dış finansman, TCDD'nin mali yapısı uygun olmadığı için Hazine tarafından borçlanılarak karşılanacak. Bu borcun bütçede gözükmesi de gerekmeyecek. Düzenlemeye göre, TCDD'nin 2014 yılından 2018 yılına kadar yapacağı yatırımlara Hazine tarafından karşılıksız tahsis yoluyla dış finansman sağlanacak. Hazine'nin desteğiyle finanse edilecek projelerin başında İstanbul- Ankara Hızlı Tren hattı geliyor. Toplam 8.8 milyar liralık büyüklüğü bulunan proje için 7.5 milyar lira dış finansman kullanılması hedefleniyor. Bugüne kadar hızlı tren için yaklaşık 6.3 milyar lira harcanırken, bunun 5.3 milyar lirası dış krediyle finanse edildi. Söz konusu proje için 2.2 milyar liralık daha dış krediye ihtiyaç bulunuyor. Bunun 560 milyon lirasının da bu yıl bulunması gerekiyor. Hızlı tren de dahil olmak üzere TCDD'nin yürüttüğü tüm projeler içinse 9.1 milyar liralık dış krediye ihtiyaç bulunuyor. Bu rakamın 5.8 milyar lirası bugüne kadar karşılanırken; 3.3 milyar liralık kredi ihtiyacı devam ediyor. Bugüne kadar tüm yatırımları bütçe üzerinden finanse edilen TCDD'nin yatırımları yeni dönemle birlikte, bütçede yer almayacak. Eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Hakan Özyıldız, "Eskiden TCDD borçlanıyordu, Hazine garanti veriyordu. Artık Hazine borçlanacak, üstelik bunun bütçeyle olan bağı da koparılıyor. Bu kadarlık borçlanma gizlenmiş olacak" dedi.
Hürriyet

Dolar 2.12'yi Aştı, Gözler Draghı'ye Çevrildi
Endeks günü yüzde 0.55 düşüşle 78.384 puandan tamamladı. Öte yandan analistler, borsadaki satışın bugünkü kritik Avrupa Merkez Bankası toplantısı öncesinde risk almak istemeyen yatırımcılardan kaynaklandığını belirtti. Bugün piyasalar için en önemli Gündem maddesi Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) toplantısı olacak. Euro Bölgesi'nde mayıs ayında yıllık enflasyon yüzde 0.5'e geriledi. Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) yüzde 2 olarak belirlenen enflasyon hedefi göz önüne alındığında ECB Başkanı Mario Draghi'nin düşük enflasyonla mücadele için "geleneksel olmayan araçlar" kullanacağı tartışılıyor. Öte yandan, Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) Başkanı Jaime Caruana, Avrupa Merkez Bankası'nın mevduata uygulanan faizi aşağı çekerek sıfırın altına düşürmesinin bilinmeyen bir yöne atılmış bir adım olacağını ve bankaların daha fazla kredi vermelerini sağlamayabileceğini söyledi. ECB'nin bugün yapacağı toplantıda mevduat faizini düşürerek sıfırın altına çekmesi bekleniyor ve bu adım bankaların ECB'de tuttukları fonlar için ödeme yapmaları anlamına geliyor. Negatif faiz uygulaması ile bankaların kredi vermeye yöneltilebileceği ve ekonomiye destek sağlanacağı düşünülüyor. Ancak, Caruana'nın bununla ilgili kaygıları var. Caruana Alman Boersen Zeitung gazetesinde yer alan söyleşisinde, "Bu konuda pek fazla tecrübe bulunmuyor; ben olsam bu araçla ilgili olarak son derece temkinli davranırdım" dedi.
Milliyet

S&P, Bankacılık Sektör Riskini Artırdı, Moody's İse Notlarını Düşürdü
S&P, Türk bankacılık sektörünün güçlü ve zayıf yönlerini açıkladığı raporunda, bankaların dış borca olan artan bağımlılığı sonucu sektör riskinin yükseldiğini vurguladı. Raporda, "Genel olarak yurtiçi kredi büyümesinin gerisinde kalan düşük yurtiçi tasarruf oranları nedeniyle yurtdışından borçlanma 2010 yılından bu yana keskin bir şekilde yükseldi. Bu, yurtdışı borç ve sermaye piyasalarının hızlı şekilde değişen dinamikleri karşısında sektörü korunmasız konuma getirmektedir" denildi. Raporda, Türkiye'de sektör riskini azaltan iki faktörü ülkenin bankacılık düzenleme ve denetleme yapısı ile sektörün istikrarlı koşulları nedeniyle bankaların riski fiyatlama kabiliyeti olarak belirtildi. Raporda sektörün güçlü yanları; hanehalkı ve kurumsal kesimin genel olarak ılımlı borçluluk seviyesi, bankacılık mevzuatı, denetim ve yönetişimin birçok gelişmekte olan ülke ekonomisine kıyasla daha iyi olması ve sektörün risk fiyatlamada kabiliyetinin uygun olması olarak sıralandı. Moody's ise bankacılık sektöründe zorlaşan koşullar nedeniyle bazılarının kredi notlarını indirdi. Moody's tarafından yayımlanan raporda, bankaların gelecek 12-18 aylık dönemde, "ekonomik büyümede yavaşlama, artan fonlama maliyetleri ve bankaları etkileyen belirsizlik ortamı" nedeniyle giderek sıkılaşacak koşullar altında faaliyet gösterecekleri belirtildi. Bu nedenlerle bankaların aktif kalitesi ve kârlılıklarının zayıflayacağına ve likiditenin sıkılaşacağına dikkat çeken Moody's, bankacılık sektöründe büyümenin giderek daha fazla piyasadan sağlanacak fonlamaya bağlı olacağını belirterek, "Bu durum da bankaların yatırımcı güveni ve toptan pazar dinamiklerine olan hassasiyetini artıracaktır" denildi.
Milliyet

Cep'ten Alışverişte Dünyada İlk Üçteyiz
Bankalararası Kart Merkezi'nin (BKM) iki yıl önce hayata geçirdiği dijital cüzdan BKM Express, mobil ticareti şaha kaldırdı. BKM Express ile uyumlu üye işyerlerinde her 3 işlemden biri mobil cihazlar üzerinden gerçekleşiyor. BKM'nin mobil kullanıma yönelik verilerinin paylaşıldığı toplantıda konuşan BKM Genel Müdürü Soner Canko, BKM Express'in 300 bine ulaşan kullanıcı sayısı ve 650'nin üzerinde üye işyeri ile toplam e-ticaret pazarının yüzde 45'ine ulaştığını söyledi. Yıl sonuna kadar üye işyeri sayısını bine çıkarmayı planladıkları ifade eden Canko, toplam e-ticaret pazarının da yüzde 60'ına ulaşmayı hedeflediklerini kaydetti. İnternetten yapılan kartlı ödeme hacminin geçen yıl 34.6 milyar lira olduğunu vurgulayan Canko "Bunun yüzde 6'sı yani 2.1 milyarı mobilden. Bu oranla Türkiye, İngiltere ve Almanya'nın ardından mobil cihazlarla en fazla e-ticaret yapılan 3. ülke konumunda. Bu yıl bu rakamın yüzde 9 artışla 40 milyar liraya ulaşması bekleniyor" dedi.
Star

Torba'dan Emekli Ve Esnafın Borcuna 'Taksitli' Müjde Çıktı
Meclis gündemindeki kamu alacaklarının yapılandırılmasını öngören kanun tasarısı, sigorta prim borçlarına ilişkin gecikme zammı ve faiz affının yanında borçların taksitlendirilmesine de olanak sağlıyor. Toplamda 100 Milyar liraya yakın borcun yeniden yapılandırılması bekleniyor. Tasarı, sigorta prim borçları dışında pek çok vergi borcunu da kapsıyor. Kapsamda motorlu taşıt vergisi ve idari para cezalarına kadar onlarca kalem var. 4/A'lı yani SSK'lıların işverenler tarafından ödenmesi gereken prim borçları, aynı şekilde 4/B'lilerin yani Bağ-Kur'luların prim borçları, emekli sandığı mensuplarının emeklilikleri yeniden yapılandırılabilecek. Sigortalılar adına ödenmemiş olan işsizlik sigortası ve sosyal güvenlik destek primleri de kapsam içinde. Yeterince bilgilendirme yapılmadığı vatandaşın haberdar olmadığı sosyal güvenlik destek primi uygulaması nedeniyle geriye dönük 10 yıl boyunca emekli olduğu halde köşede emlak dükkânı açan emeklilere yüklü miktarda borç çıkmıştı. Şimdi bu kapsamdaki emekliler, gecikme zamlarını ve faizlerini ödemeksizin bu borçlarını taksitlendirebilecekler. Aynı şekilde kendi primlerini yatırmak durumunda olan Bağ-Kur'lular bu kanundan yararlanarak geriye dönük taksit imkanına kavuşacak. Kanun tasarısındaki çok önemli bir düzenleme prim borcunu ödeyememiş esnafları kapsıyor. Buna göre, prim borcunu ödeyemediği için sigortalılığı durdurulan kendi hesabına çalışanlar, kanun tasarısı yasalaştıktan sonra 4 ay içerisinde SGK'ya başvurarak durdurulan sigortalılıklarına ilişkin güncel borç tutarlarını öğrenerek bu borcu tek seferde öderlerse, bu süreleri sigortalılıklarına eklemiş olacaklar. Yani primlerini ödeyemedikleri için kullanamadıkları bu süreleri emeklilik için hesaba katabilecekler. Borçlar, kanun Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yapılacak başvurularla yapılandırılacak. Genel sağlık sigortası borçluları için 4 ay, diğer borçlular için 3 aylık başvuru süresi belirlendi. Kapsam dahilindeki borçlar 18 taksite bölünebilecek.
Akşam

Muharrem Yılmaz'dan Şok İstifa
TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, şirketi Sütaş'ta sendikalı olan işçilerin atıldığı, direnişçi işçilerin beklediği alana tezek döküldüğü ve işçilere baskı uygulandığına ilişkin haberlerin TÜSİAD'ın itibarını zedelemesine imkan vermemek için yönetim kurulu başkanlığından istifa ettiğini açıkladı. TÜSİAD Başkanı Yılmaz'ı istifaya götüren süreç ise nisanda başladı. Sütaş'ta işçilerin Türk-İş'e bağlı Tek Gıda İş sendikasına üye oldukları ilk 27 Nisan'da sendikanın yaptığı açıklamayla gündeme geldi. Ardından Tek Gıda-İş sendikalı oldukları iddiasıyla 26 işçinin işten atıldığını açıkladı. Başta Evrensel gazetesi olmak üzere sosyal medya da Sütaş işçilerinin sendikalaşma mücadelesi yer alırken sosyal medyada "Sütaş boykotu" çağrıları yapıldı. O arada TÜSİAD Başkanı olarak Muharrem Yılmaz'ın TÜSİAD'ın yayımladığı bildiri ile işçilerin 1 Mayıs bayramını kutlaması da eleştiri konusu olmuştu. Son olarak dün de bazı gazetelerin manşetinde yer alan Sütaş'ta işten atılan işçilerin protesto alanına 'tezek' döküldüğü iddiası bardağı taşıran son damla oldu. Bu iddialar üzerine Sütaş Yönetim Kurulu ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz gazetecilerin karşısına çıktı. "Acil" organize edilen toplantıda Yılmaz bombayı ilk dakikalarda patlattı. Yılmaz yapılan haberlerin kasıtlı olduğunu savundu ve şunları söyledi: "Yapılan haberlerde TÜSİAD'ın adı da yer aldı. TÜSİAD başkanlığımla birlikte haber haline getirildi. Sütaş'taki 40 yıllık çalışma hayatım sonucunda TÜSİAD yönetim kurulu başkanlığına seçildim. Öyle bir emaneti aldım ki TÜSİAD başkanlığıyla 43 yıl boyunca taş taş üstüne konularak inşa edilen bir itibarı devraldım. Türkiye'nin en saygın işdünyası kuruluşu, Türkiye'nin en saygın sivil toplumun kuruluşlarından birinin itibarını devraldım. Maalesef bu haberlerle TÜSİAD başkanlığım üzerinden TÜSİAD'ın da yıpratılmaya veya istismar edilmesine imkan olduğunu görüyorum. Ben TÜSİ- AD'a zarar gelmesine izin veremem. Ben TÜSİAD'ın başkanıyım bunu en çok gözetmesi gereken benim. TÜSİAD'ın itibarına zarar gelmesine imkan veremem." Bu açıklamanın ardından haberlere yanıt vermesi beklenen Yılmaz TÜSİAD tarihinde bir ilke imza attı ve istifa etti. Toplantıya gelmeden 15 dakika önce istifasını TÜSİAD yönetim kurulu ve TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu'na sunduğunu dile getiren Yılmaz istifa kararını alırken hiç kimseyle görüşmediğini de vurguladı.
Radikal

DÜNYA
Oligark Yaş Gününde Türk Yemeği Tepki Çekti
Rus milyarder Dmitry Ribolovlev, kızı Ekaterina'nın 25'inci yaş gününü, adı "Lanetli Ada"ya çıkan Yunanistan'ın Skorpios Adası'nda kutluyor. En az 4 milyon dolar harcanan ve ünlü isimlerin katıldığı doğum günü partisi 3 gün sürecek. Ancak, partiye yemeklerin Türkiye'den getirilmesi Yunan basınında tepkiye yol açtı. "Gübre Kralı" olarak bilinen ünlü Rus işadamı, kızı Ekaterina'nın doğum gününü geçen yıl ünlü Yunanlı armatör Aristotle Onassis'in torunu Athina'dan satın aldığı İyon Denizi'ndeki Skorpios Adası'nda kutluyor. Doğum gününe Monaco Prensi Albert, yeğeni Charlotte Casiraghi ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis ile dünya jet sosyetesinin önde gelen isimleri davet edildi. Adı 'Lanetli Ada'ya çıkan Skorpios'da bu parti için 200 işçi haftalarca gece-gündüz çalıştı. Üç ayrı dans pisti kuruldu. Adanın hemen her köşesine ses ve ışık sistemleri yerleştirildi. Daha romantik bir ortam için de 800 dönümlük adanın her yanı eski tren vagonları, traktörler ve antika otomobiller ile süslendi. Ribolovlev, 3 gün süren parti için en az 4 milyon euro harcadı.
Hürriyet

Üç Parmak Yapana Kelepçe
Tayland'da geçen ay yönetime el koyan askeri rejim, direnişin sembolü olarak seçilen Açlık Oyunları filmindeki üç parmak işaretini yapan herkesin gözaltına alınacağını açıkladı. Gözaltı kararını cunta rejiminin sözcüsü Albay Weerachon Sukhondhapatipak duyurdu. Buna göre, devrik hükümet yanlılarının darbe yönetimine karşı tepkilerini sessizce gösterme yolu olarak seçtiği işareti yapmak, artık Tayland sınırlarında yasak. Albay Sukhondhapatipak, cunta rejiminin darbe karşıtlarını izlediklerini belirttiği açıklamasında, "Hareketin filmden alıntılandığını biliyoruz ve artık yönetime karşı direnişi sembol ettiğini de. Bir kişi üç parmağını havaya kaldırırsa onu hemen gözaltına almayacağız. Ama beş kişiden fazla bir grupta siyasi amaçla kullanılıyorsa derhal müdahale edeceğiz. Eğer devam ederlerse de gözaltı uygulamak zorunda kalacağız" diye konuştu. Darbe karşıtı Taylandlı bir Facebook kullancısı, hesabında "Üç parmağı havaya kaldırmak, temel siyasi hakları talep anlamında bir sembol" diyerek, herkesi halka açık ve güvenlik gücünün olmadığı 'güvenli' yerlerde, yerel saatle 09:00, 13:00 ve 17:00'de olmak üzere günde üç kez üç parmak hareketi yapmaya davet etti.
Hürriyet

Düğün Konvoyuyla Kaçış
Kaçak yollarla İtalya'ya gelen 5 Suriyeli ve Filistinli mülteci, inanılmaz bir şekilde İsveç'e kaçmayı başardı. İtalyan gazeteci Gabriele Del Grande, "Suriyeli arkadaşım beni savaştan kaçan 5 Suriyeli ve Filistinliyle tanıştırdı. İsveç'e gitmek istiyorlardı. Bunu nasıl yapabiliriz diye düşündüğümüzde aklımıza düğün konvoy fikri geldi" dedi. 23 kişilik bir düğün konvoyu oluşturduklarını söyleyen Grande, "14 Kasım 2013'te yola çıktık ve 4 günde 3 bin km yol kat edip; İtalya'dan sonra Fransa, Lüksemburg, Almanya, Danimarka üzerinden İsveç'e ulaştık" diye konuştu. Gabriele Del Grande amaçlarına ulaşabilmelerinin sırrını, "Hangi sınır polisi bir düğün konvoyunu durdurur ki? Beyazlar içindeki bir geline kim kimlik sorar?" diye açıklıyor. Konvoyun İsveç'e ulaşmasıyla 5 kişi, nikâh salonu yerine göçmen bürosuna koştu ve siyasî sığınma hakkı almayı başardı. Bütün bu yolculuk Del Grande tarafından kaydedilerek belgesele dönüştürüldü. Grande ve ekibi bu ay sonuna kadar 75 bin euro toplayarak filmi eylül ayındaki Venedik Film Festivali'ne sunmayı hedefliyor.
Türkiye

Darbe Destekçilerinden Sisi'ye Tebrik Kuyruğu
Mısır'da 3 Temmuz 2013'te darbe yaparak yönetimi ele geçiren Abdulfettah El Sisi 26 Mayıs'ta başlayan tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 96,6 oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi. Düşük katılımlı seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı olan Sisi'ye ABD, İngiltere, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'dan destek yağdı. Beyaz Saray, Sisi yönetimine insan hakları reformlarının bir an önce hayata geçirilmesi çağrısı yaptı. Başkan Obama'nın Sisi'yi arayarak görüşmek için "sabırsızlandığı" belirtildi. İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague da Sisi'yi kutlayıp ilişkilerin geliştirilmesi temennisinde bulundu. Mısır darbesinin en büyük destekçisi Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Sisi'nin cumhurbaşkanı olmasını "tarihi bir gün" olarak değerlendirerek, "Sisi'nin yüzde 96,6 ile oyların çoğunu kazanması Mısır için tarihi bir gün ve yeni bir adım. Mısır müttefiki zengin ülkeleri Mısır'a bağış yapmaya çağırıyorum" dedi. BAE Dışişleri Bakanı Enver Gargaş, Sisi'nin Mısır için 'yeni umudu' temsil ettiğini ileri sürüp, ülkesinin zenginliğini Mısır'ın en büyük destekçisi olduğunu söyledi. Bu arada Mısır'ın darbeyle görevden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ise 'barışçıl beyaz devrim mücadelesine devam' çağrısı yaparak şu mesajları verdi: "Doğrularım da oldu hatalarım da. Ama emanetinize ihanet etmedim ve etmeyeceğim. Özgür devrimciler! Barışçıl beyaz devrim yolunda dağ gibi dimdik, titretircesine kararlı yürümeye devam edin. Dünyadaki özgür halklar yalanlar üzerine inşa edilen bu günahkar darbeci rejimi tanımadı, hiçbir özgür de tanımayacaktır. Bu, zor bir yol biliyorum ama Allah'ın zaferine, davamızın adaletine ve sizlere güveniyorum."
Star

35 Mayıs Direnişi
Komünist rejime karşı demokrasiyi savunmak amacıyla yapılan gösterilerin Çin'in ünlü Tiananmen Meydanı'nda kanla bastırılmasının üzerinden 25 yıl geçti. 4 Haziran olayları olarak bilinen ayaklanmada resmi olmayan rakamlara göre 2000 ila 3000 kişi hayatını kaybetti. Dün Çin'de bu kanlı olayı anmak için rejim muhalifleri internet üzerinden örgütlenmeye çalışınca Pekin yönetiminin akıl almaz yasaklarıyla karşılaştı. Çin hükümeti sosyal medyada 'meydan' ve 'ordu' kelimelerinin yanı sıra '4 Haziran', 'bugün', 'hatırla', 'unutma', 'ulusal hafıza kaybı günü' gibi kelimelerin kullanımını yasakladı. İnternet kullanıcıları ise çareyi 4 Haziran yerine '35 Mayıs' tarihini yazmakta buldu. Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) ülkede '25' ve '25'inci yıldönümü' kelimeleri ile yapılan internet aramalarının da sonuç vermediğini belirtirken, katliamın gerçekleştiği 1989 senesinin Çin'in Wikipedia'sı sayılabilecek Baike internet sitesinden tamamen silindiğini söyledi. Çin'in Twitter benzeri sosyal medya sitesi Weibo'nun kullanıcıları sansürü aşmak ve katliamı hatırlamak için 4 Haziran yerine '35 Mayıs' tarihini, kullandıkları gözyaşı çizimleri içeren mesajlarla paylaştı. Ancak internet denetçileri çoğu zaman bu paylaşımları da tespit etmeyi başardı.
Akşam

Yeni Rıccıardone Krizi Mi Çıkacak?
ABD Başkanı Barack Obama'nın, ABD'nin aralarında Ankara Büyükelçiliği'nin de bulunduğu bazı elçiliklerine gösterdiği adaylar Beyaz Saray tarafından açıklandı. Buna göre Obama, temmuz ayında görevi sona erecek Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone'nin yerine, adı bir süredir kulislerde geçen ABD Dışişleri Bakanlığı Yönetici Sekreteri ve ABD'nin eski Tiflis Büyükelçisi John Bass'ı aday gösterdi. Bass halen, ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Yönetici Sekreter ve Dışişleri Bakanı John Kerry'nin özel asistanı olarak görev yapıyor. Bass'ın, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'ne atanabilmesi için Senato'nun onayı gerekiyor. Kaynaklar, başta Suriye savaşı, Türk-İsrail ilişkileri ve Türkiye'nin Çin'den almaya hazırlandığı füzelerin etkisiyle bu sefer de Senato'daki onay sürecinin çok zorlu geçeceğini belirtiyorlar. ABD'nin Ankara'daki büyükelçilik ataması, 2010 yılında da büyük sorun olmuştu. Mavi Marmara katliamının yaşandığı, Türkiye'nin BMGK'da İran'a yönelik yaptırımlara "Hayır" oyu verdiği o sene, Cumhuriyetçi Kansas Senatörü Sam Brownback, Beyaz Saray'ın Ankara'ya atamak istediği Frank Ricciardone'nin atamasına veto koymuştu. Bu nedenle Ankara'daki elçilik koltuğu 173 gün boş kalmış, Obama Kongre'yi bypass ederek atamayı yapmıştı.
Akşam

Obama Kiev'e Gözlük Gönderecek
ABD Baskanı Barack Obama, Ukrayna'da devlet baskanı seçilen Petro Porosenko ile Polonya'da bir araya gelerek bu ülkeye 5 milyon dolarlık ek yardım sözü verdi. Ek yardım kapsamında Ukrayna'ya, 5 milyon dolarlık savas zırhı, gece görüs gözlügü ve iletisim ekipmanı gönderilecek. "Uluslararası toplum arkasında durursa, Ukrayna canlı ve güçlü bir demokrasi haline gelebilir" diyen Obama, Ukrayna halkının bu süreçte kendilerine liderlik edecek bir ismi seçtigine isaret ederek Porosenko'nun vizyonundan etkilendigini vurguladı. ABD'ye destegi için tesekkür eden Porosenko da önlerindeki sürecin ülkeyi siyasi krizden kurtarmak ve barısçı bir süreci baslatmak açısından önemli oldugunu vurguladı.
Akşam

Obama'dan Kırım İçin Girişim Sözü
Polonya'da demokrasiye geçişin 25'inci yıldönümü dolayısıyla düzenlenen Özgürlük Bayramı kutlamaları için Varşova'da bulunan ABD Başkanı Barack Obama, Çikolata Kralı lakaplı Ukrayna'nın yeni Devlet Başkanı Petro Poroşenko'ya destek vaat ederken, Kırım Tatarları lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'na Kırım işgalden kurtulana kadar girişimleri sürdürme sözü verdi. Törende konuşan Obama, Rusya'yı Ukrayna'ya karşı saldırgan tavrından ötürü kınadı ve "Rusya'nın Kırım'ı işgalini ve Ukrayna'nın egemenliğine ihlal etmesini kabul etmeyeceğiz" dedi. Törenler sırasında Abdülcemil Kırımoğlu ise Polonya'nın ilk kez verdiği Dayanışma Ödülü'ne layık görüldü. Kırımoğlu, törende görüşme imkanı bulduğu Obama'nın Kırım için "İşgalciler o topraklardan gidene kadar Rusları rahat bırakmayacağız" dediğini söyledi.
Radikal
POLİTİKA
Önergeye Tape Vetosu
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, 17-25 Aralık soruşturmasıyla ilgili CHP'nin Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında verdiği soruşturma önergesini, gerekçedeki 'tapeler' nedeniyle iade etti. Çiçek, Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen görüşme kayıtlarını, "Haberleşme hürriyeti, özel hayatın ve soruşturmanın gizliliği" kapsamında değerlendirirdi. Çiçek, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay'a gönderdiği yazıda iade gerekçesini şöyle açıkladı: "Önergenizde Başbakan ve Bilal Erdoğan arasında geçtiği öne sürülen telefon görüşmelerine ilişkin 5 ayrı dinleme kaydının yer aldığı anlaşılmaktadır. Haberleşme hürriyeti, Anayasa'nın 22. maddesinde korunan bir hak olup anılan maddeye göre haberleşmenin gizliliği esastır. Ayrıca Anayasa'nın 20. maddesine göre herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olup özel hayatın ve aile hayatının gizliliği Anayasa'da dokunulmaz olarak nitelendirilmiştir. TCK'nın 132. maddesinde haberleşmenin gizliliğinin, 134. maddesinde özel hayatın gizliliğinin ve 285. maddesinde soruşturmanın gizliliğinin ihlaline ilişkin hükümler ile 133. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlemesi ve kayda alınması yasağına ilişkin hükümler yer almaktadır. Dinleme kayıtlarının yasama faaliyetleri çerçevesinde açıklanması yasama sorumsuzluğu kapsamında kalmakla birlikte üçüncü kişilerin zararlarını tazmin hakkını ve kurumların sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır." CHP, gensoru hazırlığına başladı. CHP kurmayları, tapeleri gensoru metnine yedirme veya kısa gensoru yazıp Genel Kurul'da okunması gereken gerekçede tapeleri açıklama seçeneklerini değerlendiriyor. Karara tepki gösteren Altay, "Meclis Başkanı'nın gücü, tapelerin TBMM tutanaklarına girmesini engellemeye yetmeyecektir. TBMM, hukuken zanlı 61'inci Hükümet'in kirli işlerinin temizleneceği bir çamaşırhane değildir. Meclis Başkanı da çamaşırhanenin başı değildir. Hukuken zanlı, siyaseten kirli hükümetin önüne kendisini yatırmıştır. Üzülüyorum, Cemil Çiçek'in finali böyle olmamalıydı" diye konuştu.
Hürriyet

Çiçek'in İade Yetkisi Yok
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimi kapsamında dün Hak-İş, TOBB ve Mazlum-Der'i ziyaret etti. Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanı Çiçek'in CHP'nin Başbakan Erdoğan hakkında verdiği soruşturma önergesini iadesine ilişkin TOBB ziyareti sonrasında, "Cemil Çiçek'in böyle bir yetkisinin olduğuna inanmıyorum. Yasalar böyle bir yetkinin olmadığını açıkça belirtiyor. Sayın Çiçek'in bu davranışını doğru bulmadığımızı ifade etmek isterim" açıklamasını yaptı. Kılıçdaroğlu'nun diğer değerlendirmeleri şöyle: (Çözüm süreci konusunda bir soruya) Acaba çözüm süreci mi çözümsüzlük süreci mi? Doğrusunu isterseniz anlamakta zorluk çekiyorum. Bütün yolların kapalı olduğu, sabah yolların açılarak akşam tekrar kazılarak kapatıldığı bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Çözüm süreciyle ilgili, neyi düşünüyorlarsa milletin önünde açıklasınlar. İsmi var, ne olduğunu kimse bilmiyor. Karşılıklı güvensizlik üzerine inşa edilen bir süreç başarıya ulaşamaz. Çocukların kaçırılmasını savunmak mümkün değildir. Kaçırılan çocuklara gerekçe üretmek de doğru değil. Bir anne için çocuk her şeyden önemlidir. O nedenle o annelerin duyarlılığına hepimizin saygı göstermesi gerekir. Arkasındaki iddiaların ne olduğunu bilmiyoruz, elimizde herhangi bir veri yok. Sadece bunlar birer iddia, varsa verileri kamuoyuna açıklarlarsa biz de o zaman düşüncelerimizi daha farklı çerçevede ifade etmiş oluruz. Bir ülkenin başbakanını düşünün, kaçırılan çocuklar var, hükümeti ağlama duvarı haline getirmiş, sanki kendisi değil de başka birisi başbakan. Çözüm için başka yerleri arıyor, 'Ne olur bunları çözün' diye. Ben bu iradeyle Türkiye'nin en köklü ve kronik sorununun bu hükümet tarafından çözüleceğine inanmıyorum. İlk kez cumhurbaşkanını halk seçecek. Bu nedenle bu seçim çok önemli. Biz bir cepheleşme anlayışı içinde değiliz. Büyük bir toplumsal uzlaşmayı sağlamak istiyoruz. Hakİş'e ve diğer sendikalara gidişimizin temel nedeni budur. Halkın önüne çıkardığımız cumhurbaşkanı adayının seçildikten sonra herkesin, 'Evet bu benim cumhurbaşkanım olabilir' diyebileceği bir aday çıkarmak istiyoruz. Toplumsal uzlaşmadan aradığımız budur.
Hürriyet

'Taşeronlaşma' İçin Komisyon Kurulacak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan ve DİSK Başkanı Kani Beko ile taşeron ve maden işçileriyle ilgili tasarıyı görüştü. Edinilen bilgiye göre görüşmede konfederasyonlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, kamuda taşeronlaşmayı artıracak düzenlemeler hakkında uyarıda bulundu. Tasarıya göre, iş kanunundaki, "Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz" maddesi değiştiriliyor ve güvenlik, temizlik hizmeti gibi hizmetlerin dışında da alt işveren/taşerona izin veriliyor. Mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin tamamının başka işverene devredilmesinin alt işverenlik (taşeronluk) anlamına gelmeyeceği savunulan taslakta, kadrolu çalışanların taşerona devredilmesine de olanak tanınıyor. Ancak taşerona kaydırılan kadrolu işçinin diğer taşeron işçilerden daha az maaş ve sosyal hakka sahip olamayacağı vurgulanıyor. Konfederasyonlar bu düzenlemenin değiştirilmesini istedi. Kamu İhale Yasası'na eklenen maddeye göre, kamuda "yeterli nitelik veya sayıda personel olmaması durumunda" asıl işin bir bölümünde de taşeron çalıştırılabilecek. Konfederasyonlar bu düzenlemeye de itiraz etti. Taslağa göre kamudaki taşeron işçiler için de sendika yolu açılıyor. Ancak, toplu sözleşme için asıl işverenin kamu işveren sendikası üyesi olması, alt işvereni de yetkilendirmesi gerekiyor. Konfederasyonlar bu maddenin de uygulanamaz olduğunu belirtti. Konfederasyonlar, maden işçilerinin daha erken emekli olabilmesi, izinleri ve yıpranmaları için yapılan düzenlemeyi ise olumlu bulduklarını kaydetti. Konfederasyonların uyarısını dikkate alan Erdoğan, Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz ile Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan bir ekiple 3 konfederasyonun temsilcilerinin de içinde bulunacağı bir komisyonun toplanmasına karar verdi. Türk-İş Başkanı Atalay çıkışta yaptığı açıklamada, İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 1, 10, 11, 12 ve 13. maddelerine itiraz ettiklerini kaydetti. Asıl işverenle ilgili maddenin İş Kanunu'ndaki mevcut haliyle devam etmesi görüşünde olduklarını ifade eden Atalay, yapılmak yeni düzenlemeyle bu zamana kadar kazanılan davaların yapılacak düzenlemeyle kazanılamayacağını anlattı. Atalay, "Diyelim ki bir işçi 7 senedir bir işverende çalışıyor. İşveren 3 tane taşeron değiştirdi, bu işçi hakkını nereden alacak?" diye konuştu.
Milliyet

İvedi Yargılamaya İtiraflı Savunma
Meclis'in "yargı paketi mesaisi" başladı. Çocuklara yönelik cinsel suçlarda ceza artırımını da içeren TCK ve bazı kanunlar da öngören yasa tasarısının görüşmeleri dün Genel Kurul'da başladı. 104 maddeden oluşan tasarıyı 4 bölüm halinde temel kanun olarak görüşen Genel kurul, düzenlemeyi yasalaştırana kadar bu hafta boyunca kesintisiz mesai yapacak. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, tasarıyla getirilen "ivedi yargılama" usulüne ilişkin eleştiri ve soruları yanıtlarken ise, "itiraf" niteliğinde ifadeler kullandı. İvedi yargılama usulünün yargı denetimini ortadan kaldırmadığını aksine hızlandırılmasını sağladığını kaydeden Bozdağ şöyle konuştu: "İdari yargılama yargılamayı yapıyor kararı veriyor, şikayetçi olan başvuruyor Danıştay inceliyor gereği yapılıyor. Bu usulde bir değişiklik yok sadece bir hızlandırma yapılıyor. Türkiye'de pek çok iş yapılıyor. Bütçesi ayrılıyor, planı yapılıyor. İdari yargıya gidiyor. Yargılama uzadığı için yatırımlar zamanında yapılamıyor, işler bitmiyor." Danıştay'ın gecikmeli iptal ve yürütmeyi durdurma kararları nedeniyle işlerin durduğuna işaret eden Bozdağ, "Biz havaalanı, yüksek hızlı treni yapamayacak mıyız? Bu işler yürümeyecek mi?" diye sordu. Özelleştirmelere ilişkin iptal kararlarının Türkiye'yi büyük zararlarla karşı karşıya bıraktığına işaret eden Bozdağ, "Şu anda Türkiye'de malesef mahkeme kararını hukuken ve fiilen yerine getiremediğimiz olaylar var" diye konuştu. Bozdağ, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı iken bakanlık yüksek müşavirliğine atadığı kardeşi Ünal Bozdağ için de "Kardeşimi kızağa çektim" ifadelerini kullandı.
Milliyet

Komisyona 'Köşk' Seçimi Freni
Haklarında yolsuzluk ve rüşvet iddiası bulunan dört eski bakanla ilgili soruşturma komisyonunu geciktirme taktikleri birbirini izliyor. Komisyonun cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce kurulmasını istemeyen iktidar partisi, üyelerinin bildirimini muhalefet üyelerinin eksikleri tamamlanana kadar yapmayacak. 15 kişilik komisyonun 9 üyesine sahip olan AK Parti, bu isimlerin bildirilmesi durumunda, muhalefet eksik üyelerine bakılmaksızın komisyonun çalışmaya başlayacağı hesabını yapıyor. Bu tür komisyonlar, en az 8 üyesi bildirildikten sonra karar alma yeterliliğine ulaşıyor ve toplanabiliyor. Bu da AK Parti'nin, komisyon çalışmalarının seçim sonuna kalması planına uymuyor. TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in muhalefetin "Komisyonun bir an önce kurulması için gereğini yapmıyor" eleştirilerine cevaben, "Tankım topum yok. Uyardım bekliyorum" sözlerinin ardından, 'komisyon üyelikleriyle' ilgili hesaplar yapılmaya başlandı. TBMM Başkanlığı, üyelerini iki hafta önce bildiren CHP, MHP ve HDP'yle incelemelerini tamamlayarak, MHP'den iki, CHP'den ise 9 isme itiraz etmişti. Başkanlık, bu iki partiden bu konuda daha önce görüş belirtmiş bu üyeler yerine yenilerini bildirmesini istedi. İki parti, yeni üye adayları için tarama çalışması başlatırken, daha önce hiç üye bildirmeyen AK Parti, kendilerine giden ikinci uyarı yazısına rağmen çalışmalarını hızlandırmadı. AK Parti'nin, muhalefetin üye isimlerinin 'eksiksiz' tamamlanmasına kadar bekleme kararı aldığı öğrenildi. Bunun gerekçesi ise bir parti yöneticisinin değerlendirmesiyle ortaya çıktı. Parti kurmayı, "Bize düşen 9 üyelik var. Komisyon 8 üye ile çalışabiliyor. Biz isim bildirdiğimiz anda muhalefet üye vermese bile komisyon çalışmaya başlar" dedi. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, bu konuda kendisine yöneltilen sorulara, "AK Parti'ye de hem yazılı hem şifahi olarak komisyon üyelerini bir an önce bildirilmesi yönünde müracaatımız oldu. Ümit ederiz bu konuda gereği kısa sürede yapılır. Eğer çoğunluk olsaydı bir partiden gelecek üyeler beklenmezdi. Geçmiş uygulamalara bakarak gereğini yapıyoruz. Şundan herkes emin olsun. Hukuk çerçevesinde işlem yapıyoruz" demişti.
Radikal

Baluken: Artan Gerilimden Kaygılıyız
HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında çözüm süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Baluken, "Eğer gerçekten dağa çıkan çocuklarla, gençlerle ilgili Başbakan'ın, AKP hükümetinin samimi bir kaygısı varsa dağa çıkış yasası olan Terörle Mücadele Yasası'nı derhal kaldırmalıdır" dedi. Çözüm sürecinin kalıcı, somut adımlarla desteklenmesi yönündeki beklentilerinin karşılanmadığını, bu nedenle demokratik çözüm ve barış sürecinin sağlıklı bir zeminde yürüdüğünü söylemenin mümkün olamayacağını ifade eden Baluken şunları söyledi: "Psikolojik kampanyanın en güçlü yürütüldüğü boyutlardan biri Diyarbakır'daki aileler üzerinden yapılan politik istismar ve kirli kampanyadır. Hükümet, çözüm sürecine yönelik yasal düzenlemeleri yapmış olsaydı, dağa giden çocuklar diye bir gündem de oluşmayacaktı. İktidar ailelerin duygularını kendi politik hedefleri doğrultusunda istismar ediyor. İki haftadır çeşitli tehditlerden sonra B ve C planlarından bahsediyor. Barışı esas alan bir mantığın bütün planlarının barışa çıkması gerektiğini biz ifade ettik. Savaş planı yapan bir zihniyetin barış arayışı olamaz. " Lice'de kalekol yapımına karşı olan halka kabul edilemez şekilde müdahale edildiğini ifade eden Baluken, "Vatandaşın kalekol yapımlarına yönelik demokratik tepkisi haklıdır. Yol kapama, hendek kazma bu tarz uygulamalar, görüyoruz ki kamuoyunda bir farkındalık yaratma amacı hasıl olmuştur. Ama daha fazla bu konuda ısrarcı olmak sanırım çözüm süreci karşıtı olan güçlere bir provokasyon zemini yaratabilir. Bu açıdan kaygılıyız. Hükümet de bu konuda bugüne kadar maalesef duyarlı bir yaklaşım içinde değildi. Her iki tarafa da düşen bu gerilimi soğutmak" diye konuştu.
Radikal

SPOR
Hükümet tarafından hazırlanıp TBMM'ye sunulan vergi affı paketi, çok sayıda vatandaş ile birlikte bir çok kulübün de yüzünü güldürecek. Vergi affı, Spor Toto Süper Lig'deki 10 kulübün yaklaşık 320 milyon TL'yi bulan borçlarına ciddi rahatlama getirecek. Bazı kulüplerin mevcut vergi borcunun yarı yarıya azalması bekleniyor. Af sonrası kalan borçlar ise yeniden yapılandırılacak, taksitli ödemede kolaylık da sağlanacak. Af paketinde, vergilerin yanı sıra, SGK primleri ve idari para cezalarıyla, takipteki kamu alacaklarında gecikme faizlerinden ve cezalardan vazgeçiliyor. Af paketinden en büyük avantajı ligi ikinci sırada tamamlayan ve yaklaşık 120 milyon TL vergi borcu bulunan Galatasaray elde edecek. Sarı kırmızılıların bu borcunun yarısını ana para, yarısını gecikme faizleri ve cezalar oluşturuyor. Cimbom'un en az 60 milyon TL'lik bir ödemeden kurtulacağı hesaplanıyor. Lig üçüncüsü Beşiktaş'ın 130 milyon liralık vergi borcu var. Siyah beyazlıların bu yükünün en az 20 milyon TL'lik bölümünün de afla ortadan kalkması bekleniyor. Beşiktaş'tan sonra Eskişehir 35 milyon, Trabzonspor 17 milyon TL vergi borcu ile listede sıralanıyor. Bursaspor'un da 2014 yılı sonuna kadar taksitlendirilen vergi borçları tutarı 722 bin TL'yi buluyor. 2015 ile 2017 arasında ödenecek tecilli vergi taksitlerinin toplamı ise 3 milyon 247 bin TL Devlete büyük vergi borçları bulunan kulüpler af yasa tasarısını sevinçle karşılarken, iş dünyasında olduğu gibi kulüplerde de ödemelerini zamanında yapanlar şikayetçi. Süper Toto Süper Lig'de 8 kulübün hiçbir vergi borcu yok. Daha önce sık sık devlete ödediği vergiyi gündeme getiren ve bundan haklı bir gurur duyduğunu belirten Fenerbahçe Kulübü, yeni tasarı ile ilgili hiçbir yorumda bulunmadı. Sarı lacivertlilerin son 1 yılda 94 milyon TL vergi ödedikleri biliniyor. Sarı lacivertli yönetim, konuyla ilgili sessiz kalırken, borçsuz tüm kulüplerin taraftarları, dün sosyal medyada vergi affını eleştirdi, borcuna sadık olanlara haksızlık yapıldığını dile getirdi.
Hürriyet

Basketbol Federasyonu, önceki gün yaptığı yönetim kurulu toplantısında çok önemli bir karara imza attı ve uzun süredir gündemde olan yabancı oyuncu sayısını 5+0 olarak karara bağladı. Geçtiğimiz sezonlarda 3+2 şeklinde uygulanan, 2 Türk oyuncunun sahada olmasını zorunlu kılan kararın uygulamasından vazgeçilerek yeni sezonda kadroda 5 yabancının da aynı anda sahaya çıkmasına imkan tanındı. Kulüplerin isteği, özellikle Avrupa Kupaları'nda haksız rekabeti önlemek için yabancı sayısının artırılmasıydı. Oyuncular ise bu şekilde bir artışın altyapıdan basketbolcu yetişmesini zorlaştıracağını savunuyordu. Basketbol Federasyonu aldığı karar ile aslında iki tarafın da isteklerini kısmen de olsa karşılamış oldu. Ancak devşirme oyuncuların durumu, kulüplerin alt yapıdan oyuncu yetiştirmelerini zorunlu kılacak adımlar hakkında henüz net açıklamalar yapılmadı. Karar sonrası, ligdeki düşük bütçeli takımların yöneticilerinden de olumlu açıklamalar geldi. Geçtiğimiz sezon ligi ilk 4 içinde bitiren ve Avrupa Kupaları'nda da mücadele eden temsilcilerimizin yöneticileri de bu kararı Milliyet için yorumladı. İşte bu karara bakışları.
Milliyet

Trabzonspor'u yeni sezonda Vahid Halilhodzic çalıştıracak. Günlerdir süren sorunun cevabı verildi, ikinci Halilhodzic dönemi başladı. Hami Mandıralı ile devam etmeme kararı veren başkan İbrahim Hacıosmanoğlu, ilk önce Mircea Lucescu ile masaya oturdu. Rumen hoca, kulübü ile sözleşmesi olduğunu belirterek öneriyi geri çevirdi. Hacıosmanoğlu, cumartesi günkü Divan Kurulu'ndan sonra yönetimle konuyu görüştü. Yönetim de onay verince Trabzonspor'u 2005-2006 sezonunda çalıştıran Vahid Halilhodzic ile anlaşmaya varıldı. Şu anda Cezayir Milli Takımı'nı çalıştıran Boşnak teknik adam, Dünya Kupası bitiminde Trabzon'a gelerek yeni görevine başlayacak. Tecrübeli teknik adamla 1+1 yıllık sözleşme imzalanacak. Halilhodzic, bir yıl için iyi bir gelirin de sahibi olacak. Boşnak hoca, 1 yıl için Trabzonspor'dan 2.5 milyon euro alacak. Takım şampiyon olursa kupa primi olarak 1 milyon euro belirlendi. Avrupa'da başarı gelmesi halinde Halilhodzic'e 500 bin euro daha ödenecek. Öte yandan, "Sadece Lucescu ile çalışırım" diyen Teknik Sorumlu Hami Mandıralı ile de yollar ayrılıyor. Ayrıca Halilhodzic'in isteğiyle Cezayir'de yılın oyuncusu seçilen golcü İslam Slimani de alınacak.
Star

Her Dünya Kupası'nda olduğu gibi, Brezilya da parlayan yeni ve eski yıldızların arenası olacak. Yine yeni parlayan ve hayal kırıklığına uğratanlara şahit olacağız. Bizim değerlendirmelerimize göre, bu yarışta gençlerin, yeni parlayan yıldızların daha fazla şansı var. Bir kere, neredeyse her futbolcu, çok meşakkatli ve zorlu kendi kıta liginden gelecektir. Birçok futbolcu için bu şampiyona yılın üçüncü forma girme denemesi olacak, büyük ihtimalle birçoğu bunu başaramayacak. Bu açıdan bakarsak genç olanlar çok daha avantajlı. Olgunların ise daha fazla çaba ve teknolojiye başvurmaları gerekecek. Gerçi Didier Drogba gibi futbolcular problemi bu yıl 3 kez değil de, 2 defa sportif forma girme zahmeti ile çözmüş durumda. Süper Lig'in 2. yarısında Fildişili yıldızı sahalarda pek göremedik… E, zor tabii bu yaşta bir yıl içinde 3 kez "Kalkmak!" G.Saray Süper Lig'de birçok puan ve Chelsea maçını kaybetmiş olabilir ama Didier Drogba hem ülkesi hem kendi yeni transferi uğuruna Brezilya'da çok sıkı maçlar çıkartacaktır. Yüksek performans tahmin ettiğimiz bir başka futbolcu ise Mesut Özil. Mesut şubat ayında kötü durumunu görünce, çok akıllıca "Sakatım!" diyerek kayıplara karıştı. Arsenal, Özil'siz çok puanlar kaybetmiş olabilir ama Mesut bataryalarını şarj edip, ülkesi Almanya'yı çok iyi temsil etmeyi düşünmekte. Bizim tahminlerimize göre, dünya bomba gibi bir Mesut izleyecek! Genç futbolculara gelince Onların benzeri yöntemlere ihtiyaçları olmadığını tahmin etmek zor değil. Gençleri şampiyona arifesinde sadece bir sakatlık veya hastalık durdurabilir. Bunu iyi bilen antrenörler gençleri gözleri gibi korur, bir an bile boş bırakmaz.
Akşam

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme