6 Temmuz 2014 Pazar

06.07.2014 Genel Gündem



06.07.2014

GÜNDEM

Torba'da Memurlara Yeni Düzenlemeler
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşmeleri süren torba tasarıya eklenmek üzere hazırlanan Ak Parti önergelerinde memurlarla ilgili yeni düzenlemeler yer aldı. Buna göre Memurluktan atılma zorlaşacak. Özelleştirme uygulamaları nedeniyle iş akitleri kamu veya özel sektör işverenince feshedilen binlerce kişi, emeklilikleri doluncaya kadar Bakanlar Kurulu kararıyla 4/C'li(geçici personel) statüsünde devlet kurumlarına yerleştirilecek. 1966'da yürürlüğe konulan ve kurumlarda nöbetçi memurluğu uygulaması getiren 711 sayılı Kanun, gelişen iletişim ve ulaşım şartları ile nöbetçi memurluğu uygulamasına ihtiyaç kalmaması göz önünde bulundurularak yürürlükten kaldırılacak. Böylece kamu kurumlarındaki tarihi bir uygulama son bulacak. Diğer mahkemelere göre iş yoğunluğu fazla olan mahkemelerde görev yapan memurlar ile sözleşmeli personele ayda 50 ve her bir personel için yılda 300 saati geçmemek kaydıyla fazla çalışma ücreti ödenecek. Fazla çalışma ücreti ödenebilecek personel sayısı, mahkemelerde görev yapan toplam personel sayısının yüzde 10'unu geçmeyecek.
Milliyet


Öcalan Kitabında Barışı Savunuyor
AYM, Öcalan'ın, "Kürdistan Devrim Manifestosu, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü (Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtleri Savunma)" isimli kitabının bazı nüshalarına basım aşamasında el konulması ve ardından da mahkeme kararıyla toplatılarak imha edilmesiyle ilgili başvurusuna ilişkin gerekçeli kararını tamamladı. Mahkemenin el koyma kararını, "kitabın yazarının silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçundan hükümlü Abdullah Öcalan olmasına, kitabın kapağında Irak, İran ve Türkiye topraklarında bir bölgenin ayrılarak içinin yazılarla belirginleştirilmesine ve kitapta PKK'nın propagandasının yapılmasına" dayandırdığı hatırlatılan kararda şöyle denildi: "Mahkeme kitabın yazarının kişiliğini terörle mücadele bağlamında değerlendirerek el koyma kararı vermiştir. Herhangi bir kimsenin yalnızca kişiliğine bağlı olarak düşünce özgürlüğüne müdahale edilmesi haklı kılınamayacağı gibi yasaklanmış bir örgütün bir mensubunun veya yöneticisinin görüş ve düşüncelerini açıklaması da tek başına düşünce özgürlüğüne müdahale edilmesini haklı kılmaz." El koyma kararında kitabın kapağında, "Irak, İran ve Türkiye topraklarında bir bölgenin ayrılmış ve içi yazılarla belirginleştirmiş olduğu" gerekçesine yer verilmiştir. Başvurucu (Öcalan), bu bölgenin Kürtlerin yaşadığı, "Kürdistan" coğrafyasını tanımladığını, resmedilen sınırların siyasi değil kültürel ve coğrafi sınırlar olduğunu, kitabın içeriğinde "Kürdistan" olarak tanımlanan bölgenin kültürel bir coğrafya olduğunun belirtildiğini ileri sürmüştür. Belirli bir insan topluluğunun yaşadığı coğrafi bölgenin resmedilmesi tek başına, o bölgenin bulunduğu ülkenin bütünlüğüne yönelik bir ifade açıklaması olarak nitelendirilemez. Türkiye topraklarının bir kısmının "Kürdistan" olarak nitelendirilmesi veya resmedilmesinin ne anlama geldiği ancak kitapta kullanılan ifadelerle ve yayınlandığı özel koşullarla da birlikte değerlendirilmesi ile belirlenebilir. Kitabın toplatılmasına gerekçe olarak gösterilen düşüncelerin bir kısmı, toplumun büyük kesimi ve devlet yetkilileri için kabul edilemez olmakla birlikte bir bütün olarak kitapta yer alan düşünceler, başvurucunun ifadesiyle Kürt gerçeğinin tanınması ve silahlı yöntemlere başvurmak yerine Kürt sorununun çözülmesi için barışçıl yöntemlerin kullanılması çerçevesinde temellendirilmiştir. Terör örgütü PKK üzerindeki etkisi devam eden başvurucu, temel olarak, demokratik çözüm olanaklarına şans verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu itibarla kitapta yer alan ve demokratik çözümün gerçekleşmemesi halinde, "nihai bir savaş aşamasına geçilebileceği" yönündeki ifadeler, kitabın yazıldığı bağlam ile birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun şiddeti teşvik ve terör eylemlerinin yapılmasına çağrıda bulunduğu anlamına gelmemektedir. Kamu otoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddeti teşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusunun oluşmasını desteklemediği sürece sınırlama getirilemez. Bu sebeple, kitabın toplatılmasına gerekçe gösterilen nedenlerin başvurucunun düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ve bu kapsamda basın özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır. AYM kararı 3'e karşı 14 oyla alındı. Osman Paksüt, Zehra Ayla Perktaş ve Burhan Üstün, Öcalan'ın kitabının toplatılmasının ihlal olmadığını savunarak karara karşı çıktı. Paksüt, Öcalan'ın "Kürt sorunu" ile ilgili olarak kuvvete ve şiddete başvurmayı somut ve ciddi bir seçenek olarak değerlendirdiği ve ilgililere, "savaşa hazırlık" talimatı verdiğini belirtti.
Milliyet

Hayata Yeniden Tutunacağım
İzmir'de görülen 'gizli belge ve bilgi bulundurma' davasında savcının delillerin toplanmış olması ve suç vasfınını değişme ihtimalini gerekçe göstererek tahliye talep etmesinin ardından davanın tutuklu on sanığı cuma günü tahliye edilmişti. Özgürlüğüne kavuşanlardan biri 'Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kişisel verilerin kaydedilmesi, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek' suçlarından müebbet ve 9 yıl hapis istemiyle yargılanan Narin Korkmaz'dı. Soruşturmanın başından beri askeri kıyafetleriyle çektirdiği fotoğraflarla gündemde olan, askerlerle ilişki kurarak gizli bilgileri elde ettiği öne sürülen Narin Korkmaz, cezaevinde geçen 785 günün ardından şöyle dedi: "Cezaevinden tahliye olur olmaz kardeşlerimle ailemle birlikte sahili koştum. Aylar sonra sahilde onlarla birlikte özgürce dolaştım, özgürlüğümün tadına vardım" dedi. Korkmaz şunları anlattı: "Boşu boşuna içeride 785 gün kalmak kolay değil. Yıllarım boşuna gitti. Uzun bir aradan sonra annemle, babamla ve kardeşlerimle aynı yerde olmak inanılmazdı. Onlarla sohbet ettik gece yarısına kadar uyumadık. Çok büyük bir mutluluktu. Hayat devam ediyor ve ben hayata yeniden tutunacağım. Her şeyin üstesinden geldim ve yine geleceğim. Ben güçlü bir insanım. Eğitim hayatımı sekteye uğrattılar yeniden eğitimime devam edeceğim. Hayata yeniden başlayacağım." Baba Atilla Korkmaz da, "Zor günler yaşadı ama yine de benim kızım çok güçlüdür. Sürekli bize moral vermeye çalışıyor, gülücükler atarak bizi ayakta tutmaya çalışıyor" diye konuştu.
Vatan

EKONOMİ

Gram Altın 90, 4319- 90, 7568    
ABD Doları 2, 1320-2, 1344/  Euro 2, 8988-2, 9031/ İngiliz Sterlini 3, 6589-3, 6627

Rutin Denetim
ABD Merkez Bankası'nın (FED) kara paranın aklanmasına karşı alınacak önlemleri içeren bir rapor hazırlaması için Ziraat Bankası'yla bir anlaşma imzaladığını duyurmasının ardından, Ziraat Bankası da süreçle ilgili detayları açıkladı. Banka yöneticileri, anlaşmaya konu New York şubesinin bir gökdelenin 30'lu katlarında faaliyet gösteren küçük bir şube olduğunu belirterek, "Rutin denetim sonucu varılan bir uzlaşma. Herhangi bir sıkıntı yok" dediler. FED ile Ziraat Bankası arasındaki anlaşma önceki gün basına yansıdı. Yapılan açıklamada, anlaşmanın Ziraat Bankası İç Sistemler Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Cesur ile ABD Merkez Bankası Kıdemli Başkan Yardımcısı F. Christopher Calabia arasında imzalandığı belirtildi. Ziraat Bankası, anlaşmayı izleyen 60 gün içinde, ABD'nin düzenleyici kurumlarına, bankalar yasası hükümleri ve kara paranın aklanmasını önlemeye ilişkin kurallara uygun ve "kabul edilebilir" olan "yazılı bir plan" sunacak. Ayrıca, Ziraat Bankası New York şubesinde, yüksek riskli müşterilerin işlemleri ya da diğer kuşkulu işlemlere ilişkin 1 Temmuz ile 31 Aralık 2012 tarihleri arasındaki kayıtlar, bağımsız bir danışman tarafından incelenecek.
Hürriyet

Piyasaya Çifte Kıskaç
Geride bıraktığımız hafta piyasaların önümüzdeki dönemde nasıl seyredeceğine dair, ekonomi cephesinden iki önemli veri geldi. Bunlardan bizi ilgilendiren, şüphesiz enflasyondu. Çünkü aylardır devam eden faiz tartışmalarının temelinde enflasyon yatıyordu. TCMB, veri gelmeden önce yaptığı son açıklamalarda enflasyonda düşüşün başlayacağını bekliyordu. Yıllık olarak baz etkiden kaynaklanan bir gerileme yaşandıysa da; enflasyon, haziranda yüzde 0.31 artış kaydetti ve beklentilerin aksine, aylık olarak yükseldi. TÜFE'de yaz aylarında görülen gerileme bu sene yaşanmadı. Son 10 yılda her haziranda gıda fiyatlarında ortalama yüzde 3'lük bir düşüş gerçekleşiyor, bu da enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletiyordu. İlk çeyrekte don ve kuraklığa ilave olarak, ramazan ayının yaz aylarına denk gelmesi, haziranda gıda fiyatlarının yüzde 0.4 oranında artmasına sebep oldu. Dikkat çeken diğer unsur, her ne kadar dövizdeki gerilemenin enflasyon üzerindeki olumsuz etkileri hafiflese de, ulaştırma ve turizm gibi kurla ilişkili hizmet sektörlerinde yaşanan zamlar, görünümü bozdu. Gelelim bu enflasyonun, TCMB'nin politikasına nasıl yansıyacağına En yakın toplantı 17 Temmuz'da. Faiz indirimi beklentisi hâlâ masanın üzerinde bulunuyor. Ancak TCMB'nin sıkı para politikasına gerekçe olarak "yüksek enflasyonu" gösterdiğini dikkate alırsak, haziran verisi faiz indirimi konusunda hareket alanını da daraltmış durumda. Bu hafta gösterge tahvilin faizi yüzde 8.38'den kapandı. TCMB'nin politika faizi ise 8.75'te bulunuyor. Yani piyasa ve politika faizi, birbirine yakın seyrediyor. TCMB de "getiri eğrisini yataya yakın tutacağını" açıklamıştı. Dolayısıyla önümüzdeki toplantıda politika faizinde, en azından agresif bir faiz indirimi şu anda daha uzak ihtimal gibi görünüyor. Kısaca "yeni faiz indirimlerinin zaman alacağı" bu öngörü gerçekleşirse, borsanın da 80 bin ve üzerinde kalıcı olarak yer edinmesi zaman alacak. Ekonomi dışında, Köşk seçimleri ve Irak gibi etkileyici unsurların da tabloya dahil olduğunu hatırlatalım
Türkiye

Ceplerde 1.6 Milyon Asgari Ücret Kadar 'Bozuk' Var
Paradan 6 sıfır atılmasının ardından çok daha önemli hale gelen bozuk paralar, 3 milyar 984 milyon adete ulaştı. Bu yılın ilk 6 ayında tedavüle verilen 261 milyon 111 bin adet madeni para ile birlikte, Türk halkının cebindeki 'bozukluklar' 80 milyon lira daha artmış oldu. Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü verilerine göre, bu yılın ilk 6 ayında 80 milyon lira değerinde bozuk para dolaşıma verildi. Böylece Türk halkının cebindeki madeni ufaklık para sayısı 3 milyar 984 milyon 543 bin 950'ye yükseldi. Tedavüldeki madeni paraların değeri ise 1 milyar 370 milyon 924 bin 655 lira oldu. Piyasadaki madeni ufak paraların sayısı 3 milyar 984 milyon 543 bin 950'ye yükseldi. Buna göre nüfusu yaklaşık 75 milyon olan Türkiye'de, kişi başına ortalama 53 adet bozuk para düşüyor. Mevcut durumda piyasada en çok bulunan madeni para 10 kuruş, en az bulunan ise 1 kuruş. Şu anda tedavülde 1 milyar 37 milyon 241 bin adet 10 kuruş, 953 milyon 946 bin 600 adet 5 kuruş, 859 milyon 691 bin 150 adet 1 lira, 582 milyon 570 bin 100 adet 25 kuruş, 425 milyon 835 bin 100 adet 50 kuruş, 125 milyon 260 bin adet de 1 kuruş bulunuyor. Cepteki madeni paralarla asgari ücretle çalışan yaklaşık 1 milyon 620 bin kişinin maaşları ödenebiliyor. Türk lirasından 6 sıfır atıldığında hayatımıza dahil olan kuruşlar arasında, en az kullanılan ise 1 kuruş. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, özellikle bu paranın tedavülde kalmasını, paranın değerini yansıtması bakımından önemli bulduğu için ısrarla istemişti.
Türkiye

Piyasalar İçin İkinci Yarıyıl Daha Zor Geçecek
Yılbaşından bu yana yatırım araçları içinde BIST endeksi yüzde 14.3 getiriyle ilk sırada bulunuyor. İkinci sıraya ise 'kriz dönemlerinin güvenli limanı' Cumhuriyet altını yüzde 7.8'lik primle yerleşti. Dalgalı bir seyir izleyen dolar ise TL karşısında yüzde 0.11 oranında değer kaybetmiş durumda. Piyasalar 2014 yılına 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili gelişmelerin yanı sıra ABD Merkez Bankası'nın (FED) parasal genişlemenin azaltılma kararının etkisiyle başladı ve ilk yarı yılı oldukça hareketli geçirdi. Yılbaşında 2.13 TL seviyelerinde bulunan dolar, 24 Ocak'ta 2.39 TL ile tarihi zirveye çıktı. Merkez Bankası'nın faiz artırım hamlesi ve içeride siyasi tansiyonun düşmesiyle dolar 2.08 TL'ye kadar geriledi. Ancak, içerideki gelişmelerin yanı sıra yurtdışından gelen haberlerde piyasaların yönünü etkilemeyi sürdürdü.? Özellikle Irak'ta yaşanan gelişmeler tansiyonu yükseltti. İlk yarıyılı yerel seçimler, yurtdışından gelen veriler ve jeopolitik risklerle oldukça hareketli tamamlayan piyasaları, ikinci yarıyıl da daha zor günler bekliyor. Tansiyonu çıkartacak risklerin başında ise seçim atmosferi geliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, siyasi ortamında ısınması bekleniyor. Piyasalar, Ak Parti Genel Başkanlığı'na kimin geleceğini merakla bekleniyor. Diğer yandan, haziran ayında düşmesi beklenen enflasyon, artan gıda fiyatları ve petrol fiyatlarının etkisiyle yüzde 0.31 oranında arttı. Kuraklık nedeniyle gıda fiyatlarındaki risk sürüyor. Analistler, yılsonu enflasyonunun yüzde 8.5'in altına düşmesini beklemiyor. Bu ortam Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine devam etmesini zorlaştırıyor. Ancak, Merkez Bankası'nın siyasi baskı ve küresel koşullar nedeniyle faiz indirimlerine devam edebileceği dile getiriliyor. Öte yandan, jeopolitik riskler yatışmış değil. Irak'ta yaşanacak olumsuz bir gelişme piyasaları alt üst edebilir. Şu anda 109 dolara gerileyen petrol fiyatlarında da yükseliş potansiyeli rahatsızlık yaratıyor. Petrol fiyatlarındaki olası yükseliş enflasyonu da yukarı çekecektir.
Milliyet

Gözler Şimdi Likit Hisselerde Olacak
İlk defa halk tarafından seçilecek olan cumhurbaşkanıyla ilgili adaylar kesinleşti. Son dakikaya kadar bir aday daha çıkar mı beklentisine rağmen seçimler üç aday arasında geçecek. Bundan sonrası ise adayların seçim çalışmalarına yönelik olacak. Her seçimde olduğu gibi bu seçimin de favorisi olduğu gibi beklentisi olan adaylar da bulunuyor. Halihazırda seçim havasına girilmemiş olsa da ilerleyen süreçte tam anlamıyla gündemimizi işgal edeceği anlaşılıyor. Bunun doğal sonucu olarak seçimin piyasaların da gündemine yerleşecek olmasıdır. Zira konu seçim olduğunda piyasalardaki dalgalanmaların boyutu da artmakta. Dalga boyutunun artmasındaki temel neden ise daha ziyade belirsizliklerden kaynaklanmakta. Eğer seçim sonuçları ya da seçim sonrası siyasi iklimde bir belirsizlik oluşacaksa dalgalanma daha fazla olacaktır. Ancak bu yönlü bir olasılık düşük görülüyorsa dalgalanmadan ziyade yükselme söz konusu olabilecek. Cumhurbaşkanı seçimlerinde ilk tur ise 10 Ağustos günü yapılacak. Başbakan Erdoğan ilk turda seçilmek için gerekli olan oy sayısına ulaşmayı hedefliyor. Kampanyasını da bu çerçevede yürüteceği anlaşılıyor. Rakiplerinden Ekmeleddin İhsanoğlu ise öncelikle ikinci tura kalıp ardından istediği oya ulaşmayı hedefliyor. HDP'nin adayı Selahattin Demirtaş ise seçim barajı olmaması itibariyle bu seçimleri daha ziyade partisinin seçmen sayısını tespit etmek için değerlendirecek. Yapılan anketler ise seçimin ikinci tura kalıp kalmayacağını biraz da ilk turda seçmenin sandığa göstereceği ilgiyle alakalı olduğunu gösteriyor. Özellikle CHP tabanının yeterli ilgiyi göstermemesi halinde Erdoğan'ın ilk turda da ipi göğüsleme ihtimali var. Cumhurbaşkanının 10 Ağustos'ta seçilmesi halindeyse piyasalar seçim atmosferini kısa sürede üzerinden atacak. İkinci tura kalınması durumundaysa alternatif olasılıkların daha fazla güçlenmesi itibariyle dalgalanmaların da artabilecek. Piyasalar için önemli olan politik istikrar. Cumhurbaşkanı seçiminde de aynı beklenti hakim. İstikrarın korunacağına dair güçlü sinyal alınması fiyatlara olumlu yansıyacaktır. Gerçi piyasa oyuncuları cumhurbaşkanı seçiminin mevcut fiyatların içinde olduğunu söylese de seçim sürecinde yaşanacak gelişmeler, mart yerel seçimleri gibi bir çok sinyali içinde barındırıyor. Bu nedenle Erdoğan'ın ilk turda seçilmesi halinde pozitif yönde etkiler. İkinci tura kalınması halindeyse dalgalanmalar artabilir.
Milliyet

Af Yok, Gecikme Faizi Yerine Enflasyon Farkı Alacağız
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, vergide af olmadığını, alacaklarla ilgili düzenleme yapıldığını belirterek, "Gecikme faizi yerine enflasyon farkını alacağız" dedi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, memleketi Batman'da AK Parti'nin verdiği iftar yemeğine katılıp, sahura kadar kentte gezerek kahvelerde vatandaşlarla sohbet etti. Torba Yasa ile vergi affının gündemde olmadığını söyleyen Bakan Şimşek "Alacaklarla ilgili bir düzenleme var. Ama son şekli ben değil, Meclis karar verecek. Vergilerle ilgili tartıştık, konuştuk. Bu bir yapılandırma, kolaylık affı olmayacak. Gecikme faizi yerine enflasyon farkını alacağız. Çünkü vergi dediğiniz zaman 77 milyonun hakkı var. Vergiler olmadan ne sağlık hizmeti olur, ne eğitim ne de yol olur" dedi. Enflasyona değinen Şimşek "Türkiye'de hâlâ düşük de olsa bir enflasyon var. O zaman ne yapıyoruz? Faiz yerine, enflasyonla anaparayı güncelleyerek günümüze getiriyoruz" dedi. Hükümet olarak Kurumlar Vergisi ve stopajda indirim yaptıklarını hatırlatan Şimşek "Gelir Vergisi'ni de düşürdük. Eskiden yüksek maaş ve düşük maaş alanlar yüzde 22 ila yüzde 49.5 arasında vergi veriyordu. Biz bunu yüzde 15-35 aralığına çektik" dedi. Bu arada Şimşek, Yıldız Camii önünde çocuklarla sohbet etti. Şimşek, 12 yaşındaki bir çocukla konuşurken İngilizce ismini sordu, çocuğun cevap verememesi üzerine de "Yazık, günahtır. İngilizce öğretmenlerine mesaj veriyorum. Allah için ya, 2 yıl eğitim görüyor. İki cümleyi zor kurdu. İki yıldır İngilizce öğretim gören çocuklar bir şey öğrenememiş" dedi.
Star

Faiz Değil Enflasyon Farkı Alırız
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, memleketi Batman'da iftar yemeğini katılıp, sahura kadar kentte gezerek kahvelerde vatandaşlarla sohbet etti. Vergi affının gündemde olmadığını söyleyen Bakan Şimşek, "Alacaklarla ilgili bir düzenleme var. Ama son şekli ben değil, Meclis karar verecek. Vergilerle ilgili tartıştık, konuştuk. Bu bir yapılandırma, kolaylık affı olmayacak. Gecikme faizi yerine enflasyon farkını alacağız. Çünkü vergi dediğiniz zaman 77 milyonun hakkı var. Vergiler olmadan ne sağlık hizmeti olur, ne eğitim ne de yol olur" dedi. Enflasyona değinen Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'de hala düşük de olsa bir enflasyon var. O zaman ne yapıyoruz? Faiz yerine, enflasyonla ana parayı güncelleyerek günümüze getiriyoruz. Damga vergisi bize münhasır bir vergi. Örneğin bir şirketiniz var, 2002 yılında bir şirket 100 lira kâr etseydi ve o karı dağıtmasaydı, kurumlar vergisinde yüzde 30 oranında vergi ödeniyordu. Bir de o karı dağıtsa yüzde 65 vergi olurdu. OECD ülkelerinde kurumlar vergisi kazançlarda en yüksek vergi yüzde 37'dir. Biz bunu yüzde 32'den yüzde 20'ye indirdik, stopajda da indirime gidildi. Gelir vergisini düşürdük. Eskiden yüksek maaş ve düşük maaş alanlar yüzde 22 ila yüzde 49,5 arasında vergi veriyordu. Biz bunu yüzde 15- 35 aralığına çektik."
Vatan

Çin, İstanbul'a 150 Milyar $'Lık 'Demir İpek Yolu' Kuruyor
Çin'in en büyük lokomotif ve vagon üreticisi olan CSR'in başkanı Zhao Şiaoyang, Şincan'dan başlayacak 6 bin kilometre uzunluğundaki tren hattının Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan, İran ve Türkiye'ye ulaşacağını söyledi. China Daily gazetesine konuşan Zhao, toplam 150 milyar dolarlık yatırım gerektiren hattın 2020'de büyük ölçüde hizmete girebileceğini ve 2030 yılında bitirilebileceğini belirtti. Çinli uzmanların 'Demir İpek Yolu' diye tabir ettiği projeye Pekin yönetiminin öncelik verdiği ve finansman konusunda eli açık davranmaya hazır olduğu biliniyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisine sahip olan Çin, 4 trilyon doları aşan dış ticaretinin yarısını Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya'yla ülkeleriyle yapıyor. Fakat ticaret büyük oranda deniz yollarına bağımlı. Pekin yönetimi, demiryoluna bu yüzden stratejik önem atfediyor.
Akşam

İsimin Patronu Olayım Diyen 'Servis'e Koştu!
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, 2014 yılının ilk 5 ayında en çok rağbet gören mesleğin servis aracı işletmeciliği olduğunu açıkladı. Bakan Yazıcı, resmi başvurulara göre sayısı en fazla artan 20 meslek grubu hakkında bilgiler verdi. Esnaf ve Sanatkarlar Genel Müdürlüğü verilerine göre en çok rağbet gören meslekleri açıklayan Bakan Yazıcı, "Yılın ilk 5 ayında en gözde meslek servis aracı işletmeciliği oldu" diye konuştu. Türkiye'de esnaf ve sanatkarlara ait 1,5 milyonu aşkın işletmenin bulunduğunu hatırlatan Bakan Yazıcı, "Bu bir buçuk milyonu aşan işletmede çalışanlar ve aileleri de dahil edildiğinde esnaf ve sanatkârlarımıza yönelik hizmet ve politikalarımız, yaklaşık 8 milyonluk bir kesimi etkilemektedir. Dileğimiz bu sayının daha da artmasıdır" ifadelerini kullandı.
Akşam

DÜNYA
Diri Diri Yakılan Hudayr'ın Abd'li Kuzenine De Ağır İşkence
Kudüs'te kaçırıldıktan sonra cesedine ulaşılan Filistinli 17 yaşındaki Muhammed Hüseyin Ebu Hudayr'ın diri diri yakılarak öldürüldüğü açıklandı. Saldırganları henüz bulamayan İsrail güvenlik güçlerinin ise kurbanın kuzeni 15 yaşındaki Tarık'ı gözaltına alarak işkenceden geçirdiği ortaya çıktı. Kayıp İsrailli üç gencin cesedinin pazartesi Batı Şeria'da bulunmasından iki gün sonra bu kez Kudüs'ün kuzeyindeki Şuafat beldesinde Muhammed Hüseyin Ebu Hudayr kaçırılmış, gencin yanmış cesedi birkaç saat sonra bir ormanda bulunmuştu. Önceki gün defnedilen gencin korkunç bir şekilde öldürüldüğü otopsi raporuyla belirlendi. Filistin resmi haber ajansı Wafa'ya konuşan Filistinli Başsavcı Muhammed el A'vevi, ilk otopsi sonuçlarına göre Hudayr'ın ölüm sebebinin, "yakma ve yakmadan kaynaklanan komplikasyonlar" olduğunu açıkladı. Tel Aviv'de İsrailli adli tıp uzmanları tarafından yürütülen otopsiye katılan Filistinli doktor Saber el Elul, gencin solunum kanalında yanıcı maddelere rastlandığını, bunun da Muhammed'in bu maddeyi, yanarken soluduğu anlamına geldiğini söyledi. Otopsiyle ilgili tüm bulgular incelendikten sonra adli tıp incelemesi tamamlanacak ve kesin rapor açıklanacak. Filistinliler gencin aşırı sağcı İsrailliler tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Olayın yol açtığı gerginliği daha da yükseltecek bir başka gelişme daha yaşandı. Öldürülen gencin 15 yaşındaki Amerikan vatandaşı kuzeni Tarık Ebu Hudayr'ın Kudüs'te ağır şekilde darp edildiği ortaya çıktı. Florida'dan tatil için Kudüs'e gelen Tarık, kuzeninin vahşi biçimde öldürülmesinin ardından çıkan olaylar sırasında gözaltına alındı. Filistinli insan hakları örgütleri, Tarık'ın İsrail polisi tarafından dövüldüğünü bildirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı da "Tarık Hudayr'ın gözaltında ağır şekilde dövüldüğü haberlerinden aşırı derecede rahatsısız. Acil ve güvenilir bir soruşturma bekliyoruz" açıklamasını yaptı.
Hürriyet

Othello'nun Kalesi Ada'yı Birleştirdi
İngilizce'nin en büyük yazarı William Shakespeare'in trajedisi Othello'ya mekan olan, KKTC'nin Mağusa kentinde yer alan 14'üncü yüzyıla ait kale, çürüme tehlikesi ile karşı karşıya. Adanın 40 yıllık bölünmüşlüğü nedeniyle bir türlü onarılamayan kale, Türkler ve Rumları bir projede birleştirdi. Hem Güney hem de Kuzey Kıbrıs yönetimlerinin onayı ve Avrupa Birliği fonu ile restorasyon projeleri yürüten Türkler ve Rumlar, "Othello Kalesi" olarak anılan eseri 8 ay içinde onarmak için kolları sıvadı. Projede yer alan İspanyol danışmanlık şirketi Tecnalia'nın Uluslararası Proje Müdürü Rand Eppich Reuters ajansına yaptığı açıklamada durumu, "Eser bütün olarak risk altında değil, bir 500 yıl daha burada kalacak. Ancak eserin önemli elementlerini kaybediyoruz. Ne zaman yağmur yağsa eserin bir kısmı da yağmurla beraber yok oluyor" diye anlatıyor. Onarım çalışmaları sırasında, kalenin inşa edildiği orijinal malzeme kullanılacak. Araştırmacılar, kalenin yapımında kullanılan materyallerin çıkarıldığı bir taş ocağı da bulmuş. Kale, 1192-1489 yılları arasında Kıbrıs'ı yöneten Fransız asıllı Lüzinyan hanedanı tarafından yapılmıştı. 15'inci yüzyılda ise Venedikliler tarafından genişletilmişti. Shakespeare'in Mağrip kökenli bir komutan olan Othello'su ise, Kıbrıs'taki Venedik koloni ordusunun Osmanlılarla savaştığı dönemde adaya gönderiliyordu.
Milliyet

Polis Yol Kenarında Kadını Yumrukladı
ABD'nin Los Angeles kentinde California Otoyol Devriyesi polisinin yol kenarında bir kadını yumrukladığını gösteren görüntüler şok etkisi yarattı. Olay yerinde bulunan müzik prodüktörü David Diaz, yaşananları görüntüleyerek Youtube hesabında paylaştı. Olay sırasında polis kadının yüzüne en az 11 kez yumruk atıyor. Polise karşı koymaya çalışan kadın, başka bir adamın polise yardım için gelmesiyle sakinleştiriliyor. Görgü tanıkları, kadının tek başına yol kenarında yürüdüğünü ve polisin "dur" ihtarını dikkate almadığını söyledi. Bir görgü tanığı, "Akıl sağlığı açısından iyi gözükmüyordu" dedi. Polisin, kadının trafiği tehlikeye attığı gerekçesiyle müdahale ettiği tahmin ediliyor. Polis sözcüsü ise olaydan haberdar olduklarını ve soruşturma başlattıklarını söyledi. Sözcü, soruşturma bitene kadar yorum yapmanın yanlış olacağını ekledi.
Milliyet

UKRAYNA ORDUSU SLAVYANSK'A GİRDİ
Ukrayna ordusu ile Rusya yanlısı ayrılıkçılar arasında bir süredir yoğun çatışmaların yaşandığı Slavyansk, dün sabah saatlerinde Ukrayna ordu birliklerinin kontrolüne geçti. Yaklaşık 4 gündür devam eden çatışmaların ardından büyük kayıp veren ayrılıkçıların kentten kaçarak Donetsk'e ilerledikleri bildirildi. "Donetsk Halk Cumhuriyeti"nin ilan edildiği 7 Nisan'dan bu yana ayrılıkçıların kalelerinden sayılan Slavyansk böylelikle Ukrayna hükümet güçleri tarafından 3 ay sonunda ele tekrar geçirilmiş oldu.
Star

400 Tankeri Bir Gecede Yaktılar
Afganistan'ın başkenti Kabil'de Taliban, Afgan ve yabancı güçlere lojistik destek veren araçların park yerine bombalı saldırı düzenledi. Çıkan yangında 400 tanker yandı. Kabil Polis Sözcüsü Haşmatullah Stanikzai, "Yangın sırasında yabancı ve Afgan güçlerine lojistik destek veren araçların park yerinde 650 tanker vardı. 250 tanker zarar görmeden olay yerinden çıkarıldı ancak 400'ü yandı" dedi. Afganistan İçişleri Bakanlığı, yangını araştırmak için bir heyetin olay yerine gönderildiğini bildirdi. Taliban sözcüsü Zabihullah Mucahid ise yaptığı yazılı açıklamada, Afgan ve yabancı güvenlik güçlerine lojistik destek veren araçların park yerine bombalı saldırı düzenlediklerini belirtti. Öte yandan Afganistan'ın Badahşan ve Herat vilayetlerinde Taliban militanlarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 20 örgüt üyesi hayatını kaybetti. Badahşan Valiliği Sözcüsü Ahmad Navid Furuten, güvenlik güçlerinin, Badahşan'ın Corm ilçesinde yürüttüğü operasyon sırasında militanlarla çatıştığını belirtti. Yaklaşık altı saat süren çatışmada 14 militanın öldüğünü ifade eden Furuten, 12 militanın da yaralandığını, ölenlerden ikisinin yabancı uyruklu olduğunu söyledi. Herat Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Abdurauf Ahmadi ise militanların, Herat'ın Oba ilçesinin Dogi bölgesindeki polis karakoluna saldırmasının ardından çıkan çatışmada altı militanın yaşamını yitirdiğini vurguladı. Ahmadi, beş militanla iki polisin de yaralandığını ifade etti.
Vatan

3'üncü İntifada Korkusu
İsrail 1987-1993 yılları arasındaki Birinci İntifada ve 2000- 2005 arasındaki İkinci İntifada'nın ardından bir kez daha büyük bir Filistin ayaklanması ile karşı karşıya. İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak inşa edilen Yahudi yerleşkelerinde yaşayan 3 İsrailli gencin geçen hafta ölü bulunmasının ardından başlayan olaylar büyüyerek devam ediyor. Olayın ardından intikam için kaçırıldığı sanılan 17 yaşındaki Muhammed Ebu Hudayr adlı Filistinli gencin cenazesi sonrası Üçüncü İntifada korkusu alevlendi. Sabah namazına giderken kaçırılan Muhammed'in otopsi raporunda akciğerlerde yanıcı maddeye rastlandığı, vücudunun yüzde 90'ının da yanıklarla dolu olduğunun açıklanmasının ardından gencin benzin içirilip diri diri yakıldığı sonucuna varıldı. Olayın ardından açıklama yapan Hamas sözcüsü Sami Ebu Zuhri, Muhammed'in Yahudi yerleşimciler tarafından vahşice öldürülmesinin İsrail'le mücadelede dönüm noktası olacağını söyledi. Raporun ardından İsraille Hamas arasında Mısır'ın arabuluculuğunda yürütülen ateşkes görüşmeleri de suya düştü. Cenazenin ardından yoğunlukla Araplar'ın yaşadığı ve gelecekte kurulacak Filistin Devleti'nin başkenti olması hedeflenen Doğu Kudüs'te olmak üzere İsrail'in birçok şehrinde isyan başladı. Filistinliler taş ve sapanlarla İsrail güvenlik güçleriyle çatıştı. Yahudi yerleşkelerine giden tren hatlarına düzenlenen sabotajlar nedeniyle demiryolu ulaşımı durdu. Onarım çalışmalarının aylar sürebileceği açıklandı. Qalansawa bölgesinde yol kesen Filistinliler 'Yahudi misiniz?' diye kimlik kontrolü yaptı. Yahudiler, araçlarından indirilip otomobilleri ateşe verildi. Aşırı sağcı Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, 'İsyancıların İsrail'de yeri yok. Onların yeri hapishaneler. Polis görevini yapıp onları yakalıyor. Şimdi adalet de onlara ibretlik cezalar vermeli' dedi. Çatışmalarda en az 50 Filistinli ile 13 İsrail polisinin yaralandığı açıklandı. Mahmud Abbas'ın liderliğindeki Filistin yönetimi, 'Yeni bir intifadayı önleyeceğiz' dedi. Gerilimin müzakere yoluyla çözülmesinin şart olduğunu duyurdu.
Vatan

'HALİFE' GÖRÜNDÜ
Irak Şam İslam Devleti Örgütü (IŞİD) Musul'dan başlayarak Sünni hat üzerinde ele geçirdiği bölgelerde bir "İslam Devleti" kurduğunu açıklamış ve 'hilafet' ilan etmişti. Örgütün lideri Ebubekir el-Bağdadi'ye de 'halife' unvanı verilmişti. Bağdadi'nin bugüne kadar bilinen tek görüntüsü daha önce ABD tarafından Irak işgali sırasında çekildiği belirtilen iki kare vesikalık fotoğraftı. Dün ise ilk kez Bağdadi'ye ait bir görüntülü video yayınlandı. Sosyal medyadaki IŞİD kullanıcılarına ait hesaplardan paylaşılan videoda, Bağdadi olduğu öne sürülen kişi Musul'da Cuma hutbesi veriyor. Önceki gün ise yine sosyal medyada yayınlanan iki fotoğraf büyük tartışma yarattı. Suudi medyasında dolaşan bir karede IŞİD bayrağı altında oturan kişinin Bağdadi olduğu ilan edildi ve 'Sahte Halifenin ilk fotoğrafı' diye verilen karede Bağdadi olduğu iddia edilen kişinin yanında görülen küçük kız çocuğunun da 'köle' olduğu ileri sürüldü. Ancak görüntüdeki kişinin vesikalık fotoğraftaki Bağdadi'ye benzememesi şüphe uyandırdı. Dün yayınlanan video ile ilgili de IŞİD'den üst düzey bir açıklama yapılmadı.
Akşam

Moskova'dan Nato'ya 'Terminatör' Misillemesi
Türkiye'nin de dahil olduğu ve 4-13 Temmuz tarihlerini kapsayan Karadeniz'deki NATO tatbikatı Rusya'yı harekete geçirdi. Bulgaristan açıklarında "Breeze-2014" tatbikatının başlatmasına Rusya'nın yanıtı gecikmedi. Kırım'ın Sivastopol üssünde konuşlanan Rus donanmasına bağlı 20 savaş gemisi NATO ile eş zamanlı tüm Karadeniz sularında kendi tatbikatını başlattığını ilan etti. Rusya Savunma Bakanlığı'nın, Karadeniz'de başlatılan tatbikatın önceden planlı olduğunu ilan etmesine rağmen, Moskova'daki askeri uzmanlar bunun NATO'ya karşı bir misilleme olduğundan emin. NATO'dan farklı olarak Rus tatbikatında "gemi terminatörü" olarak bilinen "Moskit" ile "Malahit" füze atışları yapılacağı da bildirildi.
Akşam
POLİTİKA
İşte Yeni Evleri
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün görev süresi bittikten sonra İstanbul'da taşınacağı ev belli oldu. İstanbul'un Anadolu yakasında uzun süredir ev arayan Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül, sonunda Boğaz'da yaşamaya karar verdi. Daha önce Başbakan'a komşu olacağı belirtilen Gül, 5 yıl önce Kısıklı'da küçük bir koru içinde satın aldığı ve tadilatını yaptırdığı villaya taşınmaktan vazgeçip Beykoz'u tercih etti. Gül, Kanlıca sırtlarında Hıdiv Kasrı'nın üst kısmında yer alan lüks bir siteden villa satın aldı ve Boğaziçi İmar'dan gerekli yasal izinleri aldıktan sonra tadilata başladı. Gül çiftinin sır gibi saklanan ve inşaatı tamamlandıktan sonra taşınacağı, 5 dönümlük arazi içindeki villayı ilk kez Hürriyet görüntüledi. Boğaz'ın en gözde yerlerinden olan Hıdiv Kasrı'na ve Boğaz'a hâkim manzarasıyla dikkat çeken ve Gül'ün yakın akrabalarının da yaşadığı öğrenilen Hıdiv Evleri olarak bilinen sitedeki villalar, Turgut Özal döneminde, Şehmuz Tatlıcı tarafından yapılıp satılmıştı. Gül'ün villayı kaça satın aldığı ise bilinmiyor. Etrafı kale gibi yüksek duvarlar ve elektrikli telle çevrilen lüks sitede, Gül'ün satın aldığı villanın önünde geniş bir arazi uzanıyor. Şu sıralar, Gül'ün taşınması için hummalı bir çalışmanın yürütüldüğü villadaki inşaatın dışarıdan görünmemesi için, etrafı beyaz tente ile kapatıldı. İşçilerin çalıştığı inşaatın üzerinde küçük bir de Türk Bayrağı dikili. Sitenin dış duvarları kamera sistemi ile gözetlenirken, girişinde de sıkı güvenlik önlemi bulunuyor. Görev süresi 28 Ağustos'ta dolacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tarih itibariyle hem Dışişleri Bakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı dönemi boyunca yaklaşık 11 yıldır kullandığı Dışişleri Konutu'nu boşaltacak.
Hürriyet
Devletin Tepesıne Özel Gündemle Çıkılmaz
CHP ve MHP'nin cumhurbaşkanlığı ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, Başbakan Erdoğan'ın "Başkanlık sistemi" arzusunu "Devletin tepesine siyasi özel gündemle çıkılmaz. Siyasetin yeri partiler, siyasetin yeri meclistir. TBMM, anayasayı değiştirmeyi kabul ederse, o zaman cumhurbaşkanının görev alanı değişir. Bu yapılmadan hareket edilirse bu anayasa ihlali olacaktır. Bu da devlette kriz sebebi olur" sözleriyle eleştirdi. İhsanoğlu, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası kapsamında dün Sakarya'daydı. CHP-MHP İl teşkilatlarının ortak programıyla kent girişinde karşılanan İhsanoğlu, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası'ndaki toplantıda şunları söyledi: "İstikrarın devam etmesi çok yönlü bir hadise. Bir tek aktöre yüklenmesi hatalı olacaktır. Cumhurbaşkanı seçildiğinde anayasa hükmü doğrultusunda görev yapacak. Bu yetkilerin dışına çıkarsa cumhurbaşkanı, kriz olur. 10 sene önce bu devlet büyük bir kriz yaşadı. Cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki tartışma, Türk ekonomisine büyük sıkıntılar yaşattı. Biz bu istikrarın devam etmesini istiyoruz. Peki, nasıl devam eder? Devletin tepesinde kavga olmadığı zaman. Dünyanın hiçbir yerinde hem cumhurbaşkanı olacaksınız, hem başbakan olacaksınız. Millet kabul ederse bunu kabul edeceğiz. Ancak millet kabul etmezse bunu zorlamanın manası yok. Cumhurbaşkanının partiden olmaması, o siyasetin aleyhine olacak bir şey değil. Devletimiz parlamenter sistem üstüne kurulmuştur. Başkanlık sistemi ise çok az ülkede var. En ünlüsü ABD bugün farklı devletlerden oluşmuş bir federasyon. Ancak bizde devlet anlayışı tektir. Bayrak, dil, vatan, millet tek. Bu anlayış içinde bu devletin ilelebet payidar olmasını istiyoruz. AK Parti kurulurken pek çok arkadaşım, partinin kurucuları arasında yer aldı. Bana da davet geldi, katılmadım. Partiyle ilgili değildir bu seçim. Devletin tepesinde olacak insanın hangi vasıflarda olması gerektiğinin seçimidir. Türkiye'nin etrafında olanları biliyorsunuz, mezhepçilik, taassup aldı yürüdü. Bir de bunlara parçalanmalar eklendi. Devletler parçalanıyor. Bu parçalanma bir reaksiyonla Türkiye'ye ulaşırsa. Allah korusun ne yaparız."
Hürriyet
İmam Hatip Liseleri El Tayyip Ordusu Değil
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını sert dille eleştirirken "Zırhını çıkarmalı ve istifa etmeli" dedi. Bahçeli dün düzenlediği basın toplantısında, Başbakan'ın adaylığının açıklandığı toplantıdaki konuşmasında yer verdiği bilezik öyküsünü de anımsatarak, "Erdoğan'ın altın bileziklere düşkünlüğü daha o zamandan belliydi demek ki. Aklı bilezikte kalan Başbakan'ın yaptıkları yanına kalmayacaktır" diye konuştu. Bahçeli, özetle şunları söyledi: "17-25 Aralık'ın çıkmayacak lekesi duran, kalbinde kin ve nefret bulunan Erdoğan, cumhurbaşkanı olmak için yola çıkmıştır. Erdoğan'ın çürümekte olan siyasi ömrünü biraz daha uzatabilmek için her türlü oyunu oynayacağı görülmektedir. Sanal açılış ve törenlerle adaylığı yürüten Başbakan mertçe, yüreklice, adilce diğer adaylarla aynı şartlarla olmalıdır. Zırhını çıkarmalı ve görevinden istifa etmelidir. Bundan sonra tüm yetki YSK'dadır. YSK hayati bir sınav verecektir. YSK'da görev yapanlar inanıyorum ki hukuk ne gerektiriyorsa onu yapacaklardır, vicdanlarını dinleyeceklerdir. Suçlamalar Erdoğan'ın önünde engeldir. Resmiyetle onaylansa bile milli vicdanlarda cevap bulmayacaktır. Allah'tan korkan hiçbir kimse, kitabına uydurulan hırsızlığın Çankaya'yı mesken tutmasına izin vermeyecektir. Detone olan bu şarkı YSK'da sonlanmalı, uzun adamın maskesi YSK'da düşürülmelidir. Büyük bir uzlaşmayla aday olan Ekmeleddin İhsanoğlu'na bakmak yeterlidir. Partilere ve destek veren vatandaşlarıma şükranlarımı sunuyorum. Emek emek büyüttüğümüz kardeşlik çınarı tarihi bir görev yüklemektedir. Milletin adına tahammül edemeyen, cumhuriyetin anti tezi olmakla ünlenmiş kişilerin adaylığı çelişkidir. 10 Ağustos'ta muz cumhurbaşkanı seçilmeyecektir. Dahası Türk milleti AKP, PKK, İsrail'e Çankaya'yı bırakmayacaktır. Ya zillet ya izzet, ya millet ya da rezalettir. Sayın Başbakan: Sen kim, kucaklamak kim? Sen kim, milletin çıkarını kollamak kim? Serveti 3 yıl içinde 1 trilyon artış göstermiştir. Başbakan 3 yıl içinde hangi yatırımı yapmıştır da serveti bu kadar artmıştır? Vatandaşımıza vurmayan talih, Başbakan'ı nasıl bulmuştur? Alacakları kimdendir? Başbakan'ın hiç mi evi yoktur? Manşetleri süsleyen villalar kimin üzerinedir?" Bahçeli, Erdoğan'ın, 'İmam hatip liseleri bir dirençtir, imam hatip liseleri bir isyandır' sözlerinin anımsatılması üzerine ise "Bu çok tehlikeli bir ifadedir. El Tayyip ordusu mu kurulmak istenmektedir acaba? Böyle bir rezalet olabilir mi? İmam hatip liseleri, Recep Tayyip Erdoğan'ın arka bahçesi, gelecekte kuracağı 'El Tayyip' ordusunun elemanları değil. Milletimizin öz evlatlarının okuduğu ve İslam'ı öğrendiği, millete de hizmet etme şevkiyle yetişen kadrolardır. Buraya isyancı, direnç unsuru gibi laflar katmak IŞİD paralelinde hareket etmeyi düşünmek gibidir" yanıtını verdi.
Hürriyet
Chp Tek Partiyi Özlüyor
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili açıklamalarda bulundu. CHP ve MHP'nin 'çatı' aday projesini eleştiren Bakan Çelik, "Cumhuriyet Halk Partisi bir kere daha aslında bu çatı projesiyle tek parti sistemini özlediğini göstermiş oldu. Burada şaşırtıcı olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin tabanına üst düzey yönetimin böyle bir kararı dayatmış olması. Çünkü hiçbir zaman Milliyetçi Hareket Partisi tabanı Cumhuriyet Halk Partisi projelerine destek vermez" dedi. 'Çatı' adayın Cumhurbaşkanını ilk kez doğrudan halkın seçeceği bir sistemin ruhuna aykırı olduğunu vurgulayan Çelik şöyle konuştu: "Çatı organizasyonu, cumhurbaşkanını halkın seçeceği böylesi tarihsel bir dönemde bu çatıya destek veren partilerin kendi tabanlarını bile işin içine katmamaları sebebiyle aslında sürecin ruhuna, sürecin yönüne aykırı bir tutum olarak ortaya çıkmıştır." Çelik, 'çatı'nın bir siyasi iflas olduğunu da sözlerine ekledi. Türkiye'de cumhurbaşkanlığı makamının her zaman bir vesayet makamı haline getirilmeye çalışıldığını ve bunun iki istisnası olduğunu dile getiren Çelik, "Bir tanesi o günün şartlarında kendisi elinden geleni yaparak Türkiye'yi değiştirmeye çalıştı, rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal. Asıl Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı makamını bu vesayeti üreten reflekslerden uzak tuttu" dedi. AK Parti'de cumhurbaşkanı seçiminin ardından yaşanacak süreçle ilgili Bakan Çelik, "Seçimden sonra AK Parti ile ilgili bir kriz çıkmasını bekleyenlerin bu beklentileri boşa çıkacaktı" diye konuştu.
Akşam
Kararlı Yürüyüş Reformlar Sürecek
AK Parti milletvekilerinin eksiksiz imzasıyla Çankaya'ya aday gösterilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çalışmalara Samsun'dan başladı. Cumhuriyet Meydanı'ndan seslenen Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları şöyle: Bugün Samsun'dan yeni bir tarihi yolculuğa çıkıyoruz. Büyük başlangıçların şehri Samsun'da büyük bir başlangıcın ilk adımını atıyoruz. 1919'da Gazi Mustafa Kemal Samsun'a ulaştı, İstiklal Savaşı'nın ilk adımını attı. Cumhurbaşkanlığı seçimini Samsun'da başlatıyoruz. Samsun'dan 'bismillah' diyor, Türkiye adına kutlu bir yolculuğu Samsun'dan başlatıyoruz. Allah yolumuzu, bahtımızı açık etsin inşallah. 2007'de 11'inci cumhurbaşkanını seçmek için hazırlıklara başladık. TBMM'de en çok vekile sahip bir parti olarak adayımız şu anki cumhurbaşkanımızı Abdullah Gül'ü sunduk. Her şey anayasaya uygundu. Her türlü hileye başvurdular. 367 ile önümüzü kesmek istediler, engellemek istediler. 367 şartı diye şart getirdiler. Bir de bildiri yayınladılar, güya bizi tehdit edecekler. Ama biz bu yola çıkarken kefenimizi giyerek çıktık. Bu zorbalık, bu tehditler karşısında boynumuzu eğmedik, sineye çekmedik. Hemen erken seçim kararı aldık. Millet sandıkta sözünü söylesin dedik. 'Cumhurbaşkanını halk seçecek' dedik. 2 dönem görev yapabilir dedik, bunu takdirinize sunduk. Yüzde 69 oranında 'evet' dediniz. Türkiye yeni bir dönemi başlattı. Cumhurun reisini, baş komutanını 10 Ağustos'ta sizler belirleyeceksiniz. Bugüne kadar 11 cumhurbaşkanı görev aldı. Gazi Mustafa Kemal sonrası bütün seçimler kaoslara yol açtı. O 10 Kasım 1938'de gözlerini hayata yumdu. Bir gün sonra askerler TBMM'yi kuşattılar. TBMM'ye ne dediler; Ya İsmet İnönü'yü seçersiniz, ya da Meclis'i kapatırız dediler. İsmet İnönü tehditle cumhurbaşkanı seçildi. Yine tehditle Cemal Gürses'i seçtiler. Bu CHP, MHP referanduma 'hayır' dediler, biz 'evet' dedik. İşte o yüzde 58'le yaptırdığımız referandumla anayasaya bireysel başvuruyu da biz getirdik. Bunlar karşı çıktılar. Eğer AK Parti o referandumu yapmasaydı, bireysel başvuru gelmeseydi, bunlar bugün dışarı çıkamayacaklardı. Cumhurun başı olacaksın yan gelip yatacaksın böyle bir şey olur mu? Durmak yok yola devam. Türkiye 12 yıl boyunca nasıl reformlar yaptıysa cumhurbaşkanlığı dönemimizde de kararlı yürüyüşlerine devam edecek. Ekonomiyi daha da büyüteceğiz, kardeşliğimizi de yücelteceğiz. Bugüne kadar yaptığımız gibi Türkiye'yi büyüteceğiz.
Akşam

SPOR
Wimbledon'da tek kadınlarda mutlu sona ulaşan isim Çek Petra Kvitova oldu. Çek oyuncu, final maçında Kanadalı Eugenie Bouchard'ı iki set sonunda geçerek 2011 yılından sonra bir kez daha All England'da kupayı havaya kaldırmış oldu. Kariyerinin ilk Grand Slam finaline 20 yaşındaki rakibi karşısında çıkan Kvitova, üç servis kırıp bir servis kırdırdığı açılış setini 6-3'lük skorla kazanmayı başardı. 32 dakika süren ilk sette heyecanına yenik düşen Bouchard, ilk servislerinde sadece yüzde 46 başarı sağlarken Kvitova ise yüzde 78 ile bu seti domine etti. Çek tenisçi, rakibinin 2. servislerinde de yüzde 54'le sayı çıkardı. 2011'de İstanbul'da düzenlenen TEB Paribas WTA Championships'i kazanan Petra Kvitova, ikinci sete de iyi başlayan taraftı. Henüz ikinci oyunda rakibinin servisini kırarak oyun ritmini ele geçiren Kvitova, 23 dakikada 6-0'la kupaya uzanmayı başardı. Kanadalı tenisçi Bouchard'ı bu sette yıkan ise ikinci servislerinde sadece yüzde 22 ile sayı çıkarması oldu.
Hürriyet

Fenerbahçe'nin yeni yıldızı Diego Ribas yeni sezonda birlikte ter dökeceği forvet oyuncularına tam not verdi. 9 Temmuz Çarşamba günü İstanbul'a gelecek olan Brezilyalı futbolcunun tatilde sürekli Fenerbahçe'nin maçlarını izlediği öğrenildi. Takımı ve teknik direktör Ersun Yanal'ın felsefesini daha iyi anlamak isteyen Diego, lig maçlarının büyük bölümünü m e r c e k altına aldı. Hücuma yönelik oyun karakteri ile bu sezon takıma büyük katkı yapması beklenen yıldız oyuncunun, yeni sezondan ve takımın hücum gücünden bir hayli umutlu olduğu belirtildi. Sarı-lacivertli yetkililerle yaptığı görüşmede Kuyt, Emenike, Sow ve Webo'nun üst düzey hücum oyuncuları olduğunun altını çizen Diego, bu yıldızlarla kendisinin daha çok verim sağlayacağını kaydetti. Dört forvetin de farklı özelliklerinin bulunmasının kendisi için büyük şans olduğunu dile getiren yıldız isim atacağı gollerin yanısıra, çok iyi anlaşacağına inandığı bu yıldızlara bir hayli asist yapabileceğini kaydetti. Fenerbahçe camiasına göre Alex de Souza'dan sonra takımdaki en büyük problem yaratıcı oyuncu eksikliği ve forvetleri besleyecek bir oyuncu olmamasıydı. Teknik Direktör Yanal'ın, Diego sayesinde golcüleri çok daha efektif şekilde kullanabileceği belirtildi. Sezonu 74 golle en skorer takım olarak tamamlayan sarı-lacivertliler, Diego'nun gelmesinin ardından bu sayıyı yeni sezonda daha da yukarı çekmeyi planlıyor. Teknik Direktör Yanal'ın en büyük hayali takımın şampiyonluğunun yanısıra 100 gol barajını aşabilmekti. 4 forvet ve Diego ile birlikte deneyimli hoca bu hedefini bu sezon gerçekleştirmeye çalışacak.
Milliyet

Dünya Kupası'nın doğal favorilerinden Arjantin, yakaladığı "altın" jenerasyonla gizli favori olarak kabul edilen Belçika ile çeyrek finalde karşılaştı. Tangocular, Avrupa'nın "Kırmızı Şeytanları"nı Higuain'in 8. dakikada tek golle yenerek, yarı finale adını yazdırdı. Higuain'in 2. yarıdaki bir şutu da üst direkten auta çıktı. Messi vites yükseltmeden maçı bitirirken, son dakikada yakaladığı birebir pozisyonda topu kaleci Courtois'nın üzerine vurdu. 2. olduğu İtalya'daki 1990 Dünya Kupası'ndan sonra ilk kez yarı final gören Tangocular, futboluyla yine tat vermezken, rakip kaleye 10 şut attı, kalesine de 10 şut çekildi. Arjantin, grupta İran'ı 1-0, ikinci turda da İsviçre'yi 1-0 yendikten sonra dün de Belçika'yı aynı skorla devirdi.
Star

Riva açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gençlik ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç ve TFF Başkanı Yıldırım Demirören, yeni sezon için beklentilerini açıklarken "Küfür ve şiddete hayır" kampanyasının ilk ışığını yaktı. Özellikle Başbakan Erdoğan, "Bu dil Türkiye'ye yakışmıyor" diyerek küfrün tribünlerden atılmasını istedi. TFF ise bu konuda adımını attı ve yeni sezonda uygulanan Disiplin Talimatı'ndan büyük değişikliklere gitti. İşte tarihi önlem paketi: Stat kapama değil sadece tribün kapama uygulanacak. (Böylece amigo ve taraftara yönetimlerin teslimiyeti de son bulacak) 4 Büyükler arasındaki deplasman yasağı uygulaması değişmeyecek, devam edecek. Deplasmanda alınan ceza deplasman maçında çekilecek. Örneğin Fener'in dış sahadaki küfürden dolayı sahası kapandı ise Kadıköy değil, sonraki dış saha maçı kapanacak. Bu uygulama ilk kez olacak. Bir kulübe maksimum bir sezonda en fazla 2 maç saha kapama alacak. (Taraftar kötü niyetle stat kapattıramayacak) Para cezaları azaltılacak. Kulüplerin mağduriyeti engellenecek. Yeni sezonda 2011'de başlayan kadın ve çocuklara maçlar bitiyor. E-bilet sistemi büyük bir titizlikle, her statta tavizsiz uygulanacak. Önlem paketi ile ilgili TFF Basın Sözcüsü Mete Düren, 360'ta şu açıklamaları yaptı: "Saha kapamadan dolayı yayıncı kuruluştan sponsorlara, loca sahiplerine sahada oynanan futbola kadar kötü etkileniyor. Bu kadar uzun süreli bir şike süreci dünyada yaşanmamıştır sanırım. Bizim bu duruma aba altından göstereceğimiz bir sopa yok ama aba altından bir e-bilet çıkardık. Kravatın-ceketin altından vahşi bir holigan çıkaracak insan e-bileti de alır gelir ona yapacak bir şey yok. Ama en azından kimin yaptığı belli olacak bir, iki de sonraki maça o adam giremeyecek. Burada özellikle, mevcut durumdan çok şikayetçi olan herkesin e-bileti favorize etmek için mutlaka ve mutlaka bileti kullanmaları şart."
Akşam

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme