5 Kasım 2014 Çarşamba

Hanifi Özcan - Mâtüridî Metafiziğin Esasları

1) Bir "din bilgini" olan Mâtüridî, Ebû Hanîfe çizgisini takip ederek Kitap ve Sünnet zemininde, akla ve sağduyuya aykırı olmayan evrensel bir "din anlayışı" tesis etmek ve geliştirmek istemiştir.
2) Mâtüridî, Kitap ve Sünnet ışığında, hayalden uzak, güvenilir ve gerçekçi bir biçimde yaşanılan din ile ulaşılabilecek en üst düzeydeki mistik noktanın, ancak ve ancak, ayakları yere basan, bir "kalb mistisizmi", "halk zahitliği" ve "halk mistikliği" olabileceği kanaatindedir.

3) Mâtüridîlikte, din yoluyla yani dine dayanılarak bireyin otonomluğu ortadan kaldırılamaz; bireysel ve toplumsal sorumluluk göz ardı edilemez ve işler kısa yoldan ve derhal Tanrı'ya havale edilemez.

4) Mâtüridî metafiziğinde, Tanrı'yla âlem arasında, daha doğrusu, Tanrı'yla insan arasında hiçbir benzerlik görülemediği için, "klâsik" ulûhiyet kavramından kaynaklanan kemikleşmiş birçok problem ve güçlük gerçekçi bir biçimde ele alınıp "mâkul" bir çözüm ortaya konulmuştur. Böylece, dînî problemlere bakışta, deyim yerindeyse, sanki bir tür "dînî gerçekçilik" ihdas edilmiştir.

5) Tanrı-insan ilişkisiyle ilgili bu ''gerçekçi bakış açısı"; peygamberlik, vahiy, ruh, âhiret hayatı vb. klâsik problemler karşısında açık ve anlaşılır bir tutum ortaya konulmasını sağlamıştır.Meselâ, insanın ve Peygamberin görevi açık ve net hale getirilerek; gerçeklikten ve sorunlara çözüm bulmaktan uzak kalmış klâsik ve "statik din anlayışı" değil, değiştirilebilen ve çağlara göre şekillendirilebilen bir "dinamik din anlayışı" ortaya konulabilmiştir.Böylece, dinin örfiliği ve dokunulmazlığı karşısında insanın çaresizliği ortadan kaldırılmış; dinde ilmî ve fikrî faaliyetin yeri ve önemine dikkat çekilmiştir. Burada pekâlâ denilebilir ki, deyim yerindeyse, sanki "ilme ve hatta bilime endeksli bir din anlayışı" önerilebilmeye müsait bir metafizik yapı ortaya konulmuştur.

6) Mâtüridîlikte, ortaya konulan meta-fizik yaklaşımla, dilin ve kültürün dinin anlaşılmasındaki rolü açık ve berrak hale getirilmiş; hatta, kutsal bir "din dili" ve "vahiy dili"nin olmadığı fikri vurgulanmıştır.Dolayısıyla, inanç ve ibadet dilinin, kişinin anladığı ve kullandığı dil olmasının önemine işaret edilerek anlaşılmadan okunan bir duanın ve yapılan bir ibadetin acaba ne ölçüde bir ihlâs ve huşû ile yapıldığına, dolayısıyla ideal bir ibadette bulunması gereken zihnî ve fikrî yoğunluğa ne ölçüde ulaştığına dikkat çekilmek istenmiştir.

7) Mâtüridî düşünce sisteminde genel olarak aklın dindeki ve vahyi anlamadaki rolü açıkça belirtilerek deyim yerindeyse, sanki özel bir "akıl dini"ne işaret edilmiştir.Böylece, metafiziksel olarak "akıl - vahiy paralelliği" fikri ortaya konulup gerçekçi olan, dolayısıyla, hayattan kopuk olmayan bir din anlayışı, öyle görünüyor ki, âdeta kültür içeri- sinde eritilerek Türk*düşünce hayatının bir parçası ve bir özelliği haline getirilmiştir.

Ulaşılan genel bir kanaat olarak burada pekâlâ denilebilir ki, bütün bu dînî başarı, Mâtüridî'nin içinde yetiştiği Semerkant ve Buhara gibi, saray entrikalarından: uzak kültür ortamlarının kazandırdığı "hür yaklaşım"la ve doğayla iç içe yaşanarak Kitap ve Sünnet ışığında elde edilen "gerçekçi bakış açısı"yla, en önemlisi de "Ebû Hanîfe 'usûl'üne bağlılık"la sağlanabilmiştir.

KAYNAK: Prof. Dr. Hanifi Özcan, Türk Düşünce Hayatında Mâtüridîlik, Cedit Neşriyat, s.153-155.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme