20 Ocak 2015 Salı

2014’ün En Önemli 5 Olayı

Stratfor, 30 Aralık, 2014

Yazan: George FRIEDMAN

Analiz
2014 yılı öyle bir yıl oldu ki; yaşanan olaylardan uzunca bir liste yapmak mümkün olur. Gerçekte, öyle olmamakla beraber, yaşadığımız her yılı bir şekilde olağanüstü bir yıl olarak nitelendirme eğilimindeyizdir, fakat 2014 yılı daha genel manada insanoğlunun yaşamış olduğu pek çok iyi yıllar ve geçirmiş olduğu pek çok zavallılık serüvenleri arasında sıradan bir yıl olarak da kabul edilebilir. Sonuçta; 2014’de savaşlar devam etti, pekçok mucizevi şeyler keşfedildi, hastalıklar yenildi ve insanlar aşık oldular. Yine de önemli olaylardan uzunca bir liste yapmak mümkün iken hafızamı şöyle bir yokladığımda benim listemin aşağıdaki gibi oluştuğunu gördüm:

1. Avrupa’da Gerilemenin Devam Etmesi 

Çözüm bulunmuş olması durumunda, tek başına 2014’ün en önemli olayı olabilecekken, uzun süredir devam eden ekonomik, siyasal ve sosyal problemlerin Avrupa’da bir çözüme kavuşturulamamış olması da önemli olayların ilk sırasında gelmektedir. Zira; ekonomik daralmayı dikkate almazsak Avrupa, global sistemin halen en önemli figürü olmaya devam ediyor. Zira, kıta ekonomisi bütün olarak ele alındığında dünyanın en büyük ekonomisi olmasının yanında, global ticaretin, bilimin ve kültürün merkezi olmaya devam etmektedir.  Avrupadaki sorunlarının çözümsüzlüğü karşısında ordu ve silaha müracaat edilmemiş olmasına rağmen, çözümsüzlük; global sistemi diğer tüm gelişmelerden çok daha fazla etkilemiştir.
Avrupa tecrübesinin en büyük farkı; genel ekonomik hoşnutsuzluğun yarattığı sıkıntının Birliğin tamamında yaygın olmasındadır. Mevcut şartlar, sokaktaki insanın hayatında pek çok şeyi etkilemekle beraber, yaşanan sorunun merkezine insanların gelir getirecek bir iş bulamamaları oturmaktadır. İspanya, Yunanistan ve Güney Avrupa ülkelerindeki büyük işsizlik oranları bu ülkelerdeki toplumun büyük çoğunluğunu derin bir şekilde etkilemekte, buna karşılık Almanya ve Avusturya’nın göreli olarak müreffeh olması bu devletleri Güney Avrupadaki devletlerden büyük ölçüde farklı kılarak Avrupa Birliği’nin yaşayabilir bir yapı olup olmadığı sorusunun devamlı gündemde tutulmasına yol açmaktadır.
Gerçektende, 2014 yılında, Birlik karşıtı partilerin yalnızca Güney Avrupa ülkelerinde değil, Avrupa’nın tamamında yükselmeye başladıklarını gözlemledik. Bu partilerden şu ana kadar iktidara gelmeyi başarabilen olmamakla birlikte, pek çok ülkede Birleşik Avrupa’nın doğurduğu maliyetin kuruluş sırasında belirtilen faydalarından daha ağır bastığı fikri Birlik üyesi her ülkede hızla güçlenmektedir. Gelecek ay Yunanistan’da bir seçim olacak ve muhtemelen Euro Bölgesinden çekilmeyi en önemli seçim projesi haline getiren parti en çok oyu alacak. Aynı şekilde, İngiltere’deki bağımsız parti UKIP’in (United Kingdom’s Independent Party) en önemli projesi de Birlik’ten tümü ile ayrılmak üzerine oturmaktadır.
Avrupa Birliği’nin yaşaması için ciddi boyutta gözden geçirilmesinin zorunlu olması veya tamamen dağılacak olması önemli ve büyüyen bir risk olarak önümüzde durmaktadır. Birliğin dağılması pek çok milli devletin var olduğu döneme geri dönülmesine yol açacaktır ki; hepimizin bildiği gibi, Avrupa’nın milliyetçilik tecrübesi 20. yüzyılın ilk yarısıda iki kez çok büyük felaketlere yol açan olaylarla sonuçlanmıştır. Bir bölgenin kendini Avrupa kadar önemli görmesi de tüm dünyayı etkileyecektir.
Avrupa’nın gerilemesi, altı yıl önce global önemdeki sorunun ortaya çıkması sonrasında kesin bir çözüm bulunması için anlamlı bir gelişme sağlanamaması üzerine başlamıştı. Ayrıca, problemin Avrupa Birliğinin mevcut yapısı içinde çözülebilir bir sorun olup olmadığı da ciddi bir şekilde sorgulanmaktadır. Bana, ortada bir sorun varsa Birliğin bu yapısı ile de bir çözüm üretmesi mümkündür gibi geliyor, ben, daha küçük veya daha büyük sorunların bundan sonra da var olmaya devam edeceği bizim temel kabulümüz olmalıdır diye düşünüyorum. Geçen her yılla birlikte, yakalandığımız hastalığın kolayca ve belli sürede geçirilebilecek bir grip olmadığı, ancak Avrupa Birliği’nın yeni bir felsefe ile var olmaya devam edeceği ihtimaline açık olmalıyız. Şimdi ifade ettiğim bu durum; bizim yıllardan beri işaret edegeldiğimiz ve iyileşme işareti görmediğimiz için artan bir şekilde kaygı verici hale geldiğini söylediğimiz önemli bir durumdur.
   
2. Ukrayna – Rusya Krizi

Avrupa Yarımadası ve Amerika ile Rusya arasındaki gerilimler iki büyük savaşın tetikleyicisi olmuş veya tarihte de sıklıkla görüldüğü üzere sıcak çatışmalara ramak kalan gelişmelere yol açan gerilimler sonucu; hem Rusya, hem de Avrupa Yarımadasının sınırları yeniden çizilmiştir. Napolyon Savaşları, Birinci ve İkinci Büyük Savaş ve Soğuk Savaş haritaların yeniden çizilmesi ve Avrupa’daki güçler dengesinin yeniden tanımlanması ile sonuçlanan olaylar arasındadır. Bu nedenle, yukarıda yılın birinci önemli olayı olarak tanımladığımız Avrupa’nın gerilemesini, ikinci önemli olay olarak Rusya ve Ukrayna’nın ekonomik krizleri izlemelidir.  
Stratfor olarak; yıllar önce, Ukrayna’daki krizin daha geniş ve Avrupa ile Amerika’nın bir yanda, Rusya’nın da diğer tarafta yer alacağı bir krize dönüşeceğini tahmin etmiş, bu tahminize, Rusya’nın bölgesel bir güç olduğu anda bile sahip olduğu gücün sürdürülebilir olduğunun şüpheli olduğunu eklemiştik. Daha önce Sovyetler Birliğini çökerten iç faktörler, şimdi Rusya Federayonunun yakasına yapışmış durumda. Biz de; tahminlerimizde, “Küçük Soğuk Savaş”ın 2010 ortalarında başlayabileceğini ve Rusya’nın gerilemesinin 2020’den önce gerçekleşmeyeceğini öngörmüştük.
“Küçük Soğuk Savaş”ı başlatan ilk hareketi gördük ve nihai adımların atılmasının da eli kulağında olduğuna inanmaya devam ediyoruz. Ayrıca, Rusya’nın içeride ciddi şekilde sendelediği bir zamanda Ukrayna’daki olaylarla başa çıkmaya çalışmasını kayda değer bularak Rusya’nın çökeceğini de Ukrayna’daki krizin daha geniş alana yayılacak bir çatışmaya dönüşeceğini de tahmin etmiyoruz. Ancak yine de bana öyle geliyor ki; Ukrayna Krizi ile birlikte, daha önceden görülen örnek durumların bir kez daha belirdiği yeni ve tarihi bir evreye geçmiş bulunuyoruz. Ülkedeki kriz alevinin söndürülmesinin kısa sürede sonuç vermesini önleyen ve içeride- dışarıda Rusya üzerinde ciddi bir baskı oluşturan “çatışma ihtimalinin” varlığı da önemsizdir diyemeyiz. Gerçekten, de İçerideki ekonomik dengelerin bozulmuş olması, petrol fiyatları, son günlerde Ruble’de görülen hareketlilik ve Rusya’ya uygulanan müeyyidelerin tümü aynı anda sonuç verirken bir parça durup Rusya’ya soluklanma fırsatı verilmelidir.
Ruslar, bütün bu olayların Amerika tarafından tetiklendiğini düşünüyor. Kommersant gazetesinde benim “Ukrayna’da gerçekleşen hükümet darbesinin Amerika tarafından gerçekleştirilen gelmiş geçmiş en açık darbe” olduğunu söylediğim yazıldı. Oysa ben: “…Birleşik Devletlerin göstericileri açık bir şekilde destekleyerek çeşitli gruplara bir yolla yardım edip, hükümetin değiştirilmesini desteklemesi bir darbe ise; bu, tarihte darbecilere verilen en bariz destektir…” demiştim. Bu denklemde benim önem taşımadığım gibi benim ne dediğimin dikkatlice kaleme alınmasının da önem taşımadığı bir gerçektir. Önemli olan bu yazılanlarla açığa çıkan Rus zihniyetinde gizli güçlerin Rusya’ya karşı bir operasyon yaptığı algısının yerleşmiş olmasıdır. Rusya’ya karşı bir takım güçlerin faaliyette bulunduğu bir gerçek, fakat, yanlış olan gizli güçler olarak nitelendirilenlerin tümünün apaçık ortada durmasıdır. 
Rusya Federal Güvenlik Sevisi’nin Rusya’nın devlet temelini oluşturduğu dikkate alındığında Ukrayna krizini yönetmekte Rus gizli servislerinin başarısız olması ve Rus ekonomisinin zayıflaması ülkenin geleceği hakkında ciddi soruların sorulmasına yol açmaktadır. Rusya’nın istikrarsızlaşması demek yoğun bir nükleer güce sahip bir milletin istikrarsızlaşması demektir. Bu nedenle ben en önemli ikinci olay olarak Rusya- Ukrayna krizini seçiyorum.

3. Global Ekonominin Eşzamanlı (=Senkron)  İşlememesi

Avrupa için, 2015 yılında küçük bir büyüme dahi öngörülmediği gibi bazı bölgelerde durgunluğun, hatta bazı bölgelerde içinde bulundukları çöküntünün devam edeceği tahmin ediliyor. Almanya tüm Avrupa’dan farklı bir trend yakalamış durumda. Çin ise; 2008 yılındaki büyük finansal krizden bu yana daha önceki büyüme oranlarını yakalayamasa da büyümesini devam ettirmiştir. 2015 ve sonrası için en iyimser tahminle mevcut büyüme oranını sürdürerek yatay bir seyir izleyecek. Birleşik Devletler, büyüme göstergelerini gözden geçirip 2014’ün üçüncü çeyreğindeki büyüme oranını yüzde 5 olarak açıklamıştır. Japonya ise; derin bir durgunluk içinde bekliyor.

Yukarıda izah ettiğimiz durum, bir birinden tamamen bağımsız hareket eden dünyanın büyük ekonomik merkezlerinin içinde bulunduğu durumdur ki; zaman uyumsuz (asenkron) bu gelişmeler yanızca istatistiklerde değil, yapısal olarak büyük ekonomiler üzerinden dünyanın nasıl bir gidişat içinde dönmeye devam ettiğine bir gösterge teşkil ediyor. 

Birleşik Devletler ekonomisi için yapılan kötü tahminler dile getirilmeye başlandığında 2008 finansal krizi henüz gerçekleşmemişti. Şimdi de ne yüksek enflasyon var ve ne de fiyatlar durmadan geri gitmektedir. 2008 krizi ile ekonomi ekonomi çökmedi, daha ziyade, büyüme ve işsizlik göstergelerinde yavaş ve fakat sistematik bir şekilde ekonominin yörüngesinden çıktığı gözlemlendi. Bu gelişmeler, Çin ekonomisinin kısa sürede içinde Birleşik Devletler ekonomisinin üstüne çıkarak dünyanın en büyük ekonomisi olacağı tahminlerini en fazla bir parça geciktirmiştir. (Ocak ayı başında Satın Alma Gücü Paritesine göre hesaplanan GSMH büyüklüğünde Çin ekonomisinin ABD ekonomisinden daha büyük hale geldiği ilan edildi. ÇN) Avrupa için ise  “Anglo-Saxon” ekonomik modelin Avrupa’nın daha çok devletçi ve sosyal hassasiyetleri olan kıta Avrupası yaklaşımına karşı daha geride bir model olduğuna dair öngörüler ispatlanamadı. Japonya’nın  ekonomik açıdan devre dışı kalmasının dünya için büyük sorunlar oluşturabileceğine dair varsayımlar da gerçekleşmedi.

Uluslararası sistemin eşanlı işlememesi bir yandan, globalleşmenin anlamının ne olduğuna, hatta bir anlamı olup olmadığına dair soruları artırırken, ekonomi teorisinde de ciddi bir kriz gerçekleşti. Pek çok önemli ekonomistin ekonomi teorilerinin oluştururken 2008’in başlarındaki tahminlerinin hiç biri tutmamıştır. Şimdi, durumu tam olarak izah eden Milton Friedman’ın, John Mynard Keynes’in büyük krizde yaptığını daha sonra  tekrar ettiği gibi, ekonomi dünyasının günümüzde nasıl işlediğine dair yeni ve anlaşılabilir bir teorik açıklamaya ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü bugünkü durumu ne Keynes’in ne de Friedman’ın izahları ile anlayabiliyoruz. Ekonomi teorisindeki kriz yalnızca akademik bir iş de değildir, zira, yatırım kararları, kariyer tercihleri ve tasarruf planları için ekonomik dünyanın tam olarak anlaşılabilir olması gereklidir.

Günümüzde söylenebilecek tek şey, dünyanın açıklanması gereken pek çok olgu ile dolu olduğudur.

4. Sykes-Picot Dünyasının Dağılması

Sör Mark Sykes ve François Georges-Picot Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Akdeniz ile İran arasındaki bölgeyi yeniden düzenleyen İngiliz ve Fransız diplomatları olarak; Lübnan, Ürdün, Suriye ve Irak gibi ülkelerin tarih sahnesine çıkarılmasının fikir babasıdırlar. (Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı sonrası galip devletler ile imzaladığı Sevr Anlaşmasının temeli Sykes-Picot Anlaşmasıdır. ÇN) Günümüzde Irak ve Suriye’de olanlar ise, bir kuşak önce Lübnan’da yaşananları hatırlatıyor: merkezi hükümet çökmüş durumda ve savaş lordları ülkenin farklı bölümlerini kontrol eden silahlı grupları temsil etmektedirler. Irak ve Suriyedeki çatışmalar uluslar arası sınırlara doğru yayılma eğiliminde olduğundan Irak ve Suriye krizlerini birbirinden ayırmak oldukça zor hale gelmiş olup Lübnan’daki hizipleri etkilemektedir.

Bu olanlar kendi içinde ayrı ayrı öneme sahip olmakla beraber acilen cevaplandırmamız gereken soru: “ Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan sistemin tümüyle çöküşüne ne kadar uzakta olduğumuz”dur. Veya başka bir şekilde sorarsak sorumuz; “Milli hükümetler kararlı bir şekilde kendilerini yeniden tahkim edecekler mi, yoksa hiziplere ayrılma devam mı edecek?” şekline dönüşmekte ve “bu çözülme süreci Sykes-Picot’un diğer mirasçılarına da sıçrayacak mı?” sorusuyla devam etmektedir. Özellikle son sualin içinde gizli olan sorun, İslam Devletinin ortaya çıkasından daha önemli bir sorundur. Radikal İslamcılık bölgede bir faktör olarak çeşitli teşkilat yapılarında kendini öne çıkarmakla birlikte, dikkat edilmesi gereken husus İslam Devletinin belli bir güce sahip olmasına rağmen, diğer grupların İslam Devleti üzerinde yaptırım uygulayacak gücü olmadığı gibi, Islam Devleti de  diğer grupları kontrol etme gücüne sahip değildir. Bu yapısı ile İS varolan hiziplerden yalnızca biri  ve milli devletleri felç eden yapıdır, hepsi bu. Suriye Devlet Başkanı Beşar el Esad da şimdi diğer savaşçı grupların başındakiler gibi yalnızca bir savaş lordu, Bağdat’taki hükümet de diğer hiziplerden bir parça daha fazla var olmaya çalışan bir merkezdir. 

Bugünkü petrol piyasasının dinamikleri, 1973 yılındaki dinamiklerle aynı mı? Bugünkü şartları 1973’den daha yukarıda bir yere koymak mümkün. Çin’in petrol tüketimindeki düşüş ve bölgede bulunan yeni petrol yatakları neler olup bittiğine daha fazla dikkat edilmesini gerekli kılıyor ve bu konu en az eskiden olduğu kadar önemli olmaya devam ediyor. Buradaki belki de en önemli soru: “Türkiye’nin bölgede düzenleyici  bir güç olarak ortaya çıkıp çıkmayacağ”ı üzerinde yoğunlaşıyor ki; tarihte de olduğu üzere bölgeyi istikrara kavuşturacak tek güç Türkiye’dir. Fakat, Türkiye’nin bu rolü üsteleneceği belirsiz olduğu gibi, bunu isteyip istemediği de belli değildir.


Yeni Toplum Dergisi - yenitoplumdergisi@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme