28 Şubat 2015 Cumartesi

28.02.2015 Genel Gündem


GÜNDEM 

Vatanı Satmak Yüksek Faizle Olur 
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası'na yönelttiği eleştirilerin dozunu dün oldukça artırdı. Merkez'in faiz indirimini çarşamba günü, 'Merkez Bankası lütfetti, politika faizinde çeyrek puanlık indirim yaptı" şeklinde yorumlayan Erdoğan, "Bizim Merkez Bankası'nın bağımsızlığına sözümüz yok. Bize karşı bağımsızlık mücadelesi veriyorsun da başka yerlere bağımlılığın mı var?" eleştirisini yapmıştı. Dün valiler ile biraraya gelen Erdoğan, Merkez Bankası'na yüklenmeye devam ederek şunları söyledi: "Dünyanın en sıkıntılı bölgeye girildi, emanetlerimiz alındı. Kahraman TSK'yı tebrik ediyorum. Yeri 2 kez değiştirilen bir türbenin taşınmasını vatan hainliği olarak değerlendirenler vatan kavramını bilmeyenlerdir. Vatanı satmak kendi dirayetsizliğiniz, iş bilmezliğiniz yüzünden ülkeyi kriz üzerine krize sokmakla olur. Vatan satmak bu topraklarda bin yıllık ortak geçmişi olan insanların birliğini beraberliğini kardeşliğini sağlayamayarak ülkenin maddi manevi kayıplara uğramasına göz yummakla olur. Vatanı satmak ortadaki açık gerçeğe rağmen kahraman askerlerimizi tehlikeye atmakla olur. Vatanı satmak yüksek faizle yüksek enflasyonla kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur. Enflasyonu ve faizi düşürerek lobilere aktarılan kaynağı ülkeye ve millete hizmet için yatırıma dönüştürmek vatana hizmet etmektir. Biz de hükümetimiz de bugüne kadar vatana hizmet etmenin çabası içinde olduk. Bizi vatanı satmakla suçlayanların bu ülkeye verdikleri zararlarını anlatsam sokağa çıkacak yüzleri kalmaz. Sizler millete tepeden bakarsanız, derdine, talebine kulaklarınızı kapatırsanız asla başarılı bir kamu görevlisi olamazsınız. Bizim siyasette de gerçi siyasetten biraz kopuk gibi olsak da aynen geçerlidir. Milletin gönlüne girebiliyorsanız yeterli olabiliyorsanız demektir."
Hürriyet

27 Şubat 2015 Cuma

27.03.2015 Genel Gündem


27.02.2015 Cuma
GÜNDEM 

Uçaklar Dış Etkiye Maruz Kalmadı... 
Malatya'daki kazada Milliyet'in haberini doğrulayan Genelkurmay, iki uçağın havada çarpışmadığını, emniyetli uçuş irtifasının altında kaldığının değerlendirildiğini belirtti. Genelkurmay Başkanlığı Malatya'da düşen iki keşif uçağının herhangi bir dış etkiye maruz kalmadığını, havada çarpışmadığını, uçakların emniyetli uçuş irtifasının altında kaldığı değerlendirildiğini açıkladı. Açıklama, uçakların havada çarpıştığı iddialarına karşılık, dağa çarpmış olma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu bildiren Milliyet'in haberini doğruladı. Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde dört şehidin verildiği uçak kazasına ilişkin, "Hiçbir şeyi atlamadan, en ince ayrıntısına kadar, el emeği ve göz nuru dökülerek..." başlığıyla bir basın açıklaması yapıldı. RF-4E/TM uçaklarının, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin taktik keşif ihtiyaçlarını karşılamak üzere Hava Kuvvetleri envanterinde görev yaptığı belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: "TSK, envanterindeki her tür hava aracını etkinlikle ve emniyetle görev yapacak durumda tutmaktadır. Hava araçlarının bakımları, ehil ve yetkin personel tarafından, teknik dokümanların gerektirdiği periyotlarda ve ilgili teknik emirlerin dikte ettirdiği şekilde yapılmaktadır. Bakımı tamamlanmamış hava araçlarının, uçuşa tahsisi mümkün değildir." Açıklamada, 24 Şubat'taki kazada kaybedilen iki RF-4E/TM uçağının 2013'te yapısal yenileme ve aviyonik modernizasyona tabi tutulduğu bildirildi. Uçakların kullanım ömürlerinin, periyodik yapılan bir dizi teknik testi takiben belirlendiğine işaret edilerek, modernizasyona tabi tutulmalarına rağmen teknik testlerde ömrünü doldurduğu tespit edilen uçakların, kullanım dışı bırakıldığı aktarıldı. Genelkurmay açıklamasında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde meydana gelen herhangi bir kaza kırım sonrasında, yüzeysel hiçbir açıklama yapılmadığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi: "Kaza kırım incelemeleri, oluşturulan teknik ve ehil bir heyet tarafından bilimsel yöntemlerle tamamlanmaktadır. Adli makamlarla eş güdüm içerisinde yürütülen süreçte, emniyet inceleme heyeti ve ayrıca teknik inceleme heyetince, enkaz ve enkaz bölgesi detaylı olarak incelenerek tüm deliller toplanmakta, ilgili tüm kişilerin ifadelerine başvurulmakta, radar, uçak, telsiz, telefon ve video kayıtları başta olmak üzere her türlü bilgi, belge ve görüntü detaylı olarak incelenmektedir. Olayın teknik yönden incelemesinin yanı sıra idari işlemlerle ilgili hususları açıklığa kavuşturmak maksadıyla ayrı bir heyet tarafından da idari soruşturma başlatılmaktadır." Detaylı incelemelerin tamamlanmasının ardından, "Emniyet İncelemesi Sonuç Raporu" hazırlandığı belirtilen açıklamada, bu rapor çerçevesinde her türlü düzeltici işlemin yapılmasının ve benzer kazaların yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınmasının sağlandığı kaydedildi. Söz konusu raporun yayımlanmasının ardından kazanın sebep veya sebeplerinin resmi olarak açıklanabildiğinin altı çizilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Bahse konu kaza sonrasında da adli, teknik ve idari soruşturmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda teknik sebepler, insan faktörü ve idari hususlar da dahil olmak üzere kazaya etki edebilecek bütün konular detaylı inceleme aşamasındadır. Soruşturmaların tamamlanmasının ardından elde edilen detaylı bulgu ve sonuçlar ilgili mevzuat çerçevesinde kamuoyu ile paylaşılacaktır."
Milliyet

26 Şubat 2015 Perşembe

26.02.2015 Genel Gündem


26.02.2015

GÜNDEM

Kefenli Seminer Çocuğu Şoke Eder
Ankara Barosu, Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı arasında imzalanan protokol kapsamında, seminer adı altında öğrencilere verilecek "değerler eğitimi"ni yargıya taşıdı. Baro, söz konusu protokolün yürütmesinin durdurulması ve iptalini talep etti. Dava dilekçesinde, Kuran ve hadislerden alıntılar yapılarak hazırlanan seminer kitapçığının da hukuka aykırı olduğu savunuldu. Dilekçede çocuklara verilmesi düşünülen seminerlerin konuları ve içeriğinde "şeytan", "ahiret", "günah", "nefs", "tevekkül" gibi soyut kavramlar aktarıldığı belirtilerek, "Küçük yaştaki çocukların bilinçaltı uhrevi bilgilerle donatılmakta ve yoğun şekilde ölüm olgusu işlenerek ahirete yönelik mesajlar verilmektedir. Kış mevsimi bile 'kefen', 'ölüm' gibi çocuk için soğuk ve anlaşılmaz olan sözcüklerle anlatılmaktadır" değerlendirilmesi yapıldı. Kitapçıkta 'Hastalık' konusunun, "Ölümü, kabri ve ahreti bilip ona göre hazırlanması gerektiğini hatırlatır" cümleleriyle anlatıldığına da dikkat çekilerek "Çocuk zihninde 'şok etkisi' yaratacak vurgulamalarla doludur" denildi. Dilekçede 'Ölüm' konusu da eleştirildi: "Kitapçıkta yer alan 'Eğer ölüm gerçekten güzel olmasaydı, Allah en sevdiği kullarını çok uzun yaşatırdı. Her canlı ölümü tadacaktır. Gelen gider giden gelmez, ölüm de bir nimettir. Ağırlaşmış hayat yükünden kurtulmaktır' gibi sözler özellikle psikolojik olarak hassas dönemdeki çocuklar için ölümü seçmeyi teşvik edici anlamlar içermektedir."
Hürriyet

25 Şubat 2015 Çarşamba

25.02.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Fantomlar Çarpıştı
Malatya'da konuşlu 7'nci Ana Jet Üssü'nden 2 RF-4E tipi (Fantom) keşif uçağı, planlı gece uçuş eğitimi için dün akşam saat 18.07'de havalandı. Saat 19.05'te irtibat kesilen uçaklar radardan kayboldu. Bu sırada Akçadağ ilçesinde yaşayanlar, patlama sesi duyduklarını ve uçak düştüğü ihbarında bulundu. Kısa süre sonra uçakların Akçadağ ilçesi İkinciler köyü yakınlarına düştüğü belirlendi. Kaza üzerine bölgeye Malatya, Diyarbakır ve Elazığ'dan AFAD ekipleri, itfaiye ve ambulanslar sevk edildi. Jandarma ve AFAD ekiplerinin yaptığı aramalarda uçakların enkazının İkinciler köyü yakınlarındaki bir tepede bulundu. Çevrede arama kurtarma çalışması başlatıldı. Ancak Kurmay Binbaşı Salih Sezer, Üsteğmen Salih Atalay ile rütbeleri öğrenilemeyen Zeynel Özbahçeçi ve Onur Özkaya'nın cesetlerine ulaşıldı. Gece uçuş eğitimini tamamlayan uçakların iniş için dönüşe geçtikleri bildirildi. Uçakların kol uçuşu yaparken birbirlerine çok yaklaşarak kanat çarpması sonrası düştükleri tahmin ediliyor. Genelkurmay Başkanlığı düşen uçaklarla ilgili internet sitesinden yapılan açıkamada, "Saat 20.45'te iki uçağımızın da enkazına ulaşılmış ve maalesef dört kahraman pilotumuz şehit olmuşlardır. Bu elim kaza neticesinde şahadet mertebesine erişen kahraman pilot arkadaşlarımıza Allah'tan rahmet kederli aile fertlerine, Silahlı Kuvvetlerimize ve yüce Türk Milletine başsağlığı dileriz" denildi. Kazayla ilgili TBMM Genel Kurulu'na bilgi veren İçişleri Bakanı Efkan Ala, kesin nedeninin kaza kırım raporundan sonra açıklanabileceğini kaydederek, "Birbirine çarpma olabilir büyük ihtimalle ya da hava şartları Dışarıdan bir şey söz konusu değil" dedi.
Hürriyet

24 Şubat 2015 Salı

24.02.2015 Genel Gündem


GÜNDEM 

Yeni Fotoğraf 
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 38 personelinin Süleyman Şah Saygı Karakolu'ndan Türkiye'ye getirilmesi ile sonuçlanan "Şah Fırat Operasyonu" bölgede ortaya yeni bir güç denklemi çıkarıyor. Türkiye için kağıt üzerinde halen "PKK'nın uzantısı terör örgütü" olarak görülen PYD/YPG, yeni fotoğrafa, Türkiye ile "aynı koalisyonun etkin bir üyesi" olarak yansıyor. Şah Fırat Operasyonu, PYD-Ankara diyaloğunu artıracağı gibi, uluslararası koalisyonun IŞİD karşıtı yeni stratejisinin ilk adımı da olabilir. Türkiye, Süleyman Şah Saygı Karakolu'yla ilgili endişeli durumu bir yıldır yaşıyordu. Genelkurmay, karakolun boşaltılması talebini ilk kez Şubat 2014'te hükümetin gündemine getirmişti. Şubat ve mart ayı boyunca hem MGK'da hem güvenlik zirvelerinde konu masaya yatırılmıştı. Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan üst düzey toplantılarda da "boşaltma planları" konuşulmuştu. Ancak karakolun bulunduğu bölgedeki tansiyon, "çatışmasız tahliye"yi imkansız hale getiriyordu. "Mart 2014'te karakolu boşaltmayan Türk Silahlı Kuvvetleri şimdi ne oldu da düğmeye bastı?" sorusunu yönelttiğim bir uzman şunu söyledi: "Hava operasyonu ile kurtarma ihtimal dahilinde değildi. Çatışma çıkmadıkça hava unsurlarının kullanılması hiç düşünülmedi. Karada ise yol güvenliği önemliydi. Kobani ve çevresi tamamen güvenli hale gelene dek böyle bir operasyon çatışma riski olmadan yapılamazdı. Kobani koridoru, tahliye operasyonunun anahtarı oldu." Türkiye, iki nedenden dolayı PYD'yi "terör örgütü" olarak görüyor. İlki, PKK'ya tavır almaması, hatta aynı örgüt gibi davranması. İkincisi ise Esad'la ilişkisi. O nedenle PYD ile resmi "işbirliği" içine girmek ya da işbirliği içinde görünmek istemiyor. Ancak, tablo ortada. Şah Fırat Operasyonu, fiili olarak PYD'yle birlikte yapıldı. PYD'nin destek bir yana, seyirci kalması bile operasyon açısından hayatiydi. Türkiye, operasyon beklentilerini ve atacağı adımları geçen hafta Ankara'ya gelen PYD'lilere iletti. PYD, başta zamanlamaya itiraz etse de koalisyonun da devrede olması sayesinde mutabakata varıldı. PYD Lideri Salih Müslim geçen hafta, Kobani Kantonu Başkanı Enver Müslim de pazar günü Türkiye'deydi. Türkiye, PYD ile bu süreçte sorunsuz işbirliği yaptı. PYD de TSK unsurlarının Süleyman Şah Saygı Karakolu'na güvenli geçişi açısından üzerine düşeni bir "koalisyon görevi" olarak yerine getirdi. PYD-Türkiye ilişkileri açısından bir önemli detay da Şüleyman Şah emanetlerinin yine Suriye topraklarında, yani Eşme köyünün Suriye tarafında tutulacak olmasında Türkiye'nin buradaki temel amacı, bayrağını yine Suriye sınırları içinde dalgalandırmaya devam etmekti. Temel uluslararası hukuk normları, Suriye'nin Eşme köyünde bir arazinin Türkiye tarafından seçilip, Süleyman Şah Türbesi inşaatına ayrılmasını ancak "Suriye otoritesinin mutabakatıyla" mümkün kılıyor. Eşme'de ne Esad, ne ÖSO, ne de IŞİD var. Eşme'nin kontrolü PYD'de. Haliyle de Türkiye'nin yarattığı bu "fiili durum"un hiçbir krize yol açmaması, PYD ile bir mutabakata varılmasından kaynaklanıyor. Daha açık ifadeyle, arazi PYD'nin yönettiği Kobani Kantonu tarafından tahsis edildi. Musul Başkonsolosluğu mensupları kurtarıldıktan sonra Türkiye'nin IŞİD ile mücadelesinde tek bağlayıcı unsur, Süleyman Şah Türbesi'nde görev yapan 38 personelin durumuydu. Bu sorunun çözümü, Türkiye'nin IŞİD'e karşı tavrının daha da netleşmesi gibi bir siyasi sonuç doğuracak. Suudi Arabistan ve ABD'de yapılan terörle mücadele zirvelerinde de IŞİD'le mücadele konusunda yeni kararlar alındı. ABD öncülüğündeki uluslararası güçler, Irak'ta Peşmerge ile yaptığı işbirliğinin bir benzerini IŞİD'e karşı PYD ile yapmaya başladı. Haliyle, Türkiye'nin bir koalisyon üyesi olarak Peşmerge ile ilişkisinin bir benzeri, uluslararası koalisyonun en güçlü yerel kara gücü PYD ile de yaşanabilir. Koalisyonun verdiği güvencelerle PYD Esad'a da mesafe koyarak Türkiye'nin beklentilerinden ilkini karşılayacak gibi görünüyor. Türkiye'nin, PYD'nin PKK ile ilişkisi konusundaki kaygıları da ancak Çözüm Süreci'nin başarısı ve PKK'nın silah bırakması ile giderilebilecek boyutta
Hürriyet

23 Şubat 2015 Pazartesi

23.02.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Mehterle Girdiler 'Emanet'le Çıktılar 
Ertuğrul Gazi'nin babası Süleyman Şah ve 2 askerinin mezarlarının yer aldığı Süleyman Şah Türbesi'nin bulunduğu 8797 metrekare alan içerisindeki Saygı Karakolu'nda görevli askerler, son günlerde bölgede IŞİD ve YPG güçleri arasındaki çatışmaların yoğunlaşması ile iki ateş arasında kaldı. Durum 'Acil' koduyla Genelkurmay'a bildirildi. Suruç ile Birecik arasında belirlenen bölge; 13-14 Şubat tarihlerinde 'askeri yasak bölge' ilan edildi. Ancak operasyon son anda bölgedeki çatışmaların yoğunlaşması üzerine bekletildi. Ardından 19-23 Şubat tarihlerinde 5 günlük askeri yasak bölge uygulamasına karar verildi. Kısa süre önce IŞİD'in püskürtüldüğü Kobani Kantonu Başkanı Enver Müslim, Türkiye'ye çağrıldı. 18 Şubat Çarşamba günü Türkiye'ye giriş yapan Müslim, perşembe günü Ankara'ya geçti ve buradaki görüşmelerde birliklerin geçişi sırasında sıkıntı yaşanmaması ve operasyon sırasında çatışmaları durdurma konularında mutabakata varıldı. Mürşitpınar Sınır Kapısı'nda önceki gün öğleden sonra askeri hareketlilik başladı. 'Şah Fırat' adı verilen operasyona 39 tank, 57 zırhlı araç ve 572 personel katıldı. Suriye sınırına birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Hudut Tabur Komutanlığı'nda bekleyen birlikler ile hakim tepelerden indirilen tank ve zırhlı araçlar sınıra yönlendirildi. Saat 21.00 sıralarında tanklar eşliğinde askeri birlikler hem Mürşitpınar Sınır Kapısı'ndan hem de önceden belirlenen 2 ayrı noktadan Suriye topraklarına girdi. Giriş yapılan noktalardan 3'üncüsü Şanlıurfa'nın Birecik ilçesine bağlı Eşmeler Köyü oldu. Operasyon sırasında sınırın iki tarafı olan Mürşitpınar ve Kobani'de tüm sinyaller kesildi ve telefonlar sustu. Türkiye tarafında olduğu gibi, Kobani'de de PYD güçleri sınıra sivillerin yaklaşmasına izin vermedi. Şah Fırat Operasyonu'na katılan birliklerin geçtiği noktalardan olan Eşmeler Köyü'nden geçiş yapan zırhlı birliklerin, operasyon öncesi sınırdaki karakolda uzun süre mehter marşı çaldığı ve ardından hareket ettiği gözlendi. Eşmeler Köyü'nden sınırı geçen birliklerin Süleyman Şah Türbesi'ne hareketi sırasında, Türkiye sınırına yakın bir noktada kalan başka bir birlik, Suriye Eşmesi'nde belirlenen alana Türk bayrağını dikti. Süleyman Şah Saygı Karakolu'nun kurulacağı bu bölge, güvenlik çemberine alındı. Suriye sınırını 3 ayrı noktadan geçtikten sonra ilerleyen birlikler, gece yarısı Süleyman Şah Türbesi yakınlarında buluştu, ardından Saygı Karakolu'na ulaştı. Tanklar ve zırhlı araçlar güvenlik önlemleri alırken, karakola giren birlikler buradaki askerlerle buluştu. İnsansız Hava Araçları (İHA) ile tüm gelişmelerin anlık olarak Genelkurmay Karargâhı'na iletildiği operasyonda ilk aşamanın tamamlanmasının ardından 2'nci aşama için harekete geçildi. Askeri birlikler Süleyman Şah Türbesi'ne girerek, manevi emanetlerin taşınması işlemine başladı. Süleyman Şah ve 2 askerinin naaşlarının bulunduğu sandukalar, çelik muhafazalara konularak araçlara taşındı. Gelişmelerin anlık olarak takip edildiği operasyona katılan birlikler, tahliyenin ardından imha edilen Süleyman Şah Saygı Karakolu'ndaki askerler ve buradaki direkte dalgalanan Türk bayrağını alarak sabaha karşı Türkiye'ye hareket etti. Süleyman Şah Türbesi, yer değiştirilerek, bu kez Türkiye sınırına yaklaşık 200 metre uzaklıkta, çıplak gözle görülen yerde olan Eşme bölgesine kaydırıldı. Başbakan Ahmet Davutoğlu bu kaydırmanın geçici olduğunu, Suriye'nin yeniden normale dönmesinden sonra türbenin eski yerine taşınacağını söyledi. Karakozak'ta Türk bayrağı gönderden indirildiği anda, Suriye'nin Eşme bölgesine geçen tank birliği de yeni türbenin kurulacağı toprak parçasını kontrol altına alarak Türk bayrağını burada göndere çekti. Böylece eş zamanlı operasyonla Türkiye, Suriye içinde toprak kaybına uğramamış, bayrağı da inmemiş oldu. Süleyman Şah'ın geçici olarak Eşme bölgesine kaydırıldığı, Dışişleri Bakanlığı tarafından bir nota ile Suriye'nin Türkiye'deki tek resmi temsilciliği olan İstanbul Başkonsolusluğu'na da iletildi. Ankara'da operasyon öncesi yapılan tüm toplantılarda hükümet, stratejinin belirlenmesini askerlere bıraktı. Askerlerin her türlü olumsuzluğu içeren senaryoları dikkate alarak hazırladığı stratejiye siyasi kanat onay verdi.
Hürriyet

22 Şubat 2015 Pazar

22.02.2015 Genel Gündem


22.02.2015

GÜNCEL

'Ben Chp'liyim Oğlum Mhp'li, Suç Mu Bu!'
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde formasyon dersleri alan ülkücü grup ile sol görüşlü ve doğu kökenli öğrenciler arasında bir süredir devam eden sözlü tartışmalar önceki gün kavgaya döndü. Akşam saatlerinde okula gelen yaklaşık 40 kişilik ülkücü grup ile 20 kişilik karşıt görüşlü öğrenciler arasında, Edebiyat Fakültesi önündeki kafeteryada kavga çıktı. Kavgada, Ülkü Ocakları'nın Ege Üniversitesi sorumlusu olan Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü 4'üncü sınıf öğrencisi Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun yanı sıra, karşı gruptaki Nurullah Semo ve yine her iki gruptan 6 öğrenci yaralandı. Bacağından aldığı yarayla aort damarı kesilen Çakıroğlu, Ege Üniversitesi Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Çakıroğlu için Özkanlar Fatih Cami'nde yapılan cenaze törenine binlerce kişi katıldı. Acılı baba Fuat Mahir Çakıroğlu, tabutun başından bir an olsun ayrılmadı. Kedisinin CHP'li olduğunu söyleyen Fuat Mahir Çakıroğlu, gözyaşları içinde şunları söyledi: "Ben CHP'liyim, yönetici değilim. Gider oyumu kullanırım. Ama oğlum MHP'li oldu. Suç mu öyle olması? Oğlum Türk olduğu için saldırıya uğradı. Oğlumun üç ayı vardı mezun olmasına. Ona izin vermediler. Hep başarılı öğrencileri seçiyorlar. Bu organize bir hareket. Bu olaylar bitecek mi? Bitmeyecek, yine devam edecek. Önlem alınsın. Benim başıma geldi. Ben acıyı yaşadım başkaları yaşamasın." Olayların ardından Ege Ünivesitesi Senatosu Pazartesi, salı ve çarşamba günleri eğitime ara verilmesine karar verdi.
Vatan

21 Şubat 2015 Cumartesi

21.02.2015 Genel Gündem


21.02.2015

GÜNDEM

 'Çirkin, Ahlaksız Bir İftira'
Twıtter'da 'fuatavni' ve bu hesabı yönetenlerden biri olduğu iddia edilen 'Emre Uslu'yla doğrudan mesajlaştığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan'a suikast planlarından haberdar olduğu öne sürülen CHP Genel Başkan Yardımıcısı Umut Oran, sert bir açıklamayla iddiaları yalanladı. İddiayı haberleştiren Star, Akşam ve Güneş gazeteleri hakkında suç duyurusunda bulunan Oran şunları söyledi: Oran açıklamasında hükümet yanlısı yayınlarda 17 Şubat'tan beri kendisiyle ilgili iddiaların gündeme getirildiğini belirterek, şunları söyledi: "Planlı, çirkin, iftira, çamur at izi kalsın yayınlar yeni ve tehlikeli bir hâl almış bulunmaktadır. Kabustan uyanmış gibiyim. Genel başkanımız aylar önce MİT'in CHP'yi dinlediğini, fişlediğini söylemişti. Biz konuşmalarımıza çok dikkat ediyoruz. Alçakça, ahlaksızca iftiralar. Twitter'ın direkt mesajında irtibat kurulduğu iddia ediliyor. İki tarafın birbirini takip etmesi lazım, ben bu bahsedilen şahısları takip etmiyorum. Bu olay tamamen akıl almaz bir hayal ürünüdür. Bir takım karanlık odaklar 7 Haziran seçimlerine yönelik kirli hesaplarını sahneye koymaktadır. Böylesi bir alçakça komploya karşı hukuksal mücadeleyi gösterecek kararlılıkta olduğum herkesçe bilinir. İlk günden bu yana sayısız suç duyurusunda bulundum, TİB Başkanlığı'na, Ulaştırma Bakanlığı'na, Twitter'a, RTÜK'e başvurdum hakkımdaki yayınlara karşı mücadele veriyor, gerçeğin ortaya çıkarılmasını istiyorum."
Vatan

20 Şubat 2015 Cuma

20.02.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Dehşeti Duyduk Ama Sustuk
Üsküdar Çengelköy'de önceki akşam, korkunç bir kadın cinayetine sahne oldu. Tahir Kart'ın (43) 17 yıllık eşi Kübra Kart'ı (42) bıçakla öldürdükten sonra parçalara ayırarak çöp konteynerine attığı ortaya çıktı. Çiftin 10 yıllık komşuları Ahmet ve Sabiha Başpınar kavga seslerini duyduklarını söyledi. Kübra Kart'ın yakın arkadaşı olduğunu söyleyen Sabiha Başpınar, cinayet gününü şöyle anlattı: "Çok iyi bir insandı. Pazartesi akşamı temizlik için gittiği yerden 18.00'de evine döndü. Ben de üst katta televizyon izliyordum. Yanımda da annem vardı. Saat 19.00 sıralarında çığlık sesleri gelmeye başladı. Ara ara boğulma sesi gibi bir ses geliyordu. Televizyonun sesini kıstım. Sesler 5 dakika içinde kesildi." "Sonra diğer komşumuz beni aradı. 'Ses sizden mi geliyor' dedi. Ben de 'Yok' deyince, alt kat komşunun kavga ettiğini düşündük. Daha önceden de bu şekilde kavga ediyorlardı. Bu yüzden aşağıya inip kapısını çalmadım. Ama çok farklı bağırıyordu. Biraz da korktum. Sonra gece yarısı apartman kapısının açılıp kapandığını duydum. Camdan dışarı bakınca Tahir'i dışarı çıkarken gördüm. Elinde bir şey vardı. Sonra geri gelip binaya girdi. Girmeden üzerindeki kıyafetini çıkardı." Tahir Kart'ın arkadaşı olduğunu söyleyen Ahmet Başpınar da şunları anlattı: "Güvenlik görevlisi olarak çalışıyordu. Emekli olduktan sonra düzenli çalışmadı. Kafası pek yerinde değildi. Bazen çok güzel konuşuyordu. Bazen de değişiyordu, saldırgan, kavgacı oluyordu. Sakinleştirici ilaçlar kullandığını biliyorum. Gece ses gelince karı-koca kavgası dedim. Ancak böyle bir şey olduğunu bilseydim polise haber verirdim."
Hürriyet

19 Şubat 2015 Perşembe

19.02.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Vekillerin Haline Bak
Gece yarısı TBMM Genel Kurulu'nda kapalı kapılar ardında yaşanan kavganın yankıları sürüyor. Olayda yaralanan ve darbeye maruz kalan milletvekilleri 'o saatleri' anlatırken, AK Parti İstanbul Milletvekili Oktay Saral'ın başı çektiğini, herkese saldırdığını belirttiler. İşte vekillerin ağzından Meclis'e yakışmayan o olay: MECLİS'teki kavganın ön saflarında yer aldığı belirtilen AK Parti İstanbul Milletvekili Oktay Saral, geçmişte de birçok kavganın içinde yer aldı. Saral, 2014 yılı Ocak ayında, tartıştığı CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan'ın üzerine yürüdü. Saral'ın attığı yumrukla gözlüğü kırılıp gözü moraran Tezcan, önce Meclis revirine kaldırıldı, ardından da ambulansla hastaneye götürüldü. Tezcan 3 günlük iş görmezlik raporu alırken, Saral'a Meclis Genel Kurulu'nda yapılan oylama sonucu kınama cezası verildi. Saral, kasım ayında da yine Meclis Genel Kurulu'ndaki bir tartışma sırasında MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın üzerine yürüdü. Vural'ın da Saral'ın üzerine yürümesiyle Genel Kurul bir anda karışırken, kavga, araya giren milletvekilleri tarafından güçlükle yatıştırıldı. AKP, faşizmi Meclis'te denemeye çalışıyor, kurmak istediği polis devletini önce Meclis'te kendi kadrolarıyla deniyor. Demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü korumak için göğsümüzü siper ettik. Demokrasinin bir bedeli var, CHP olarak bu bedeli ödemeye hazırız. Daha görüşülürken bu yasaya şiddet ve kan bulaşmıştır. Bu yasa daha görüşülmeden kanlı bir yasadır. Meclis'te parlamento tarihinin en kanlı günlerinden biri yaşanmıştır. Milletvekillerine daha yasa çıkmadan bunu yapanlar, yasa çıktıktan sonra masum halka ne yapmazlar? Böyle bir tabloyu Türkiye sürdüremez. AKP her şartta bu yasayı çıkarmaya çalışırsa, biliniz ki seçimler dahi tehlikeye girer. Bir polis çıkar benim toplantımı engellemeye kalkar. Bir vali emir verir, toplantıya katılanlar gözaltına alınır. Bu yasa Türkiye'ye huzur getirmeyecektir. AKP grubu pervasızca, vahşice saldırdı. Paketin devlet terörünü yasal hale getiren bir darbe yasası olduğu bütün örnekleriyle ortadadır. Genel Kurul'da yaşananlar toplumda yaşanacakların provasıydı. Karanlık odaklar tıpkı 1990'lardaki gibi devreye girecektir. Sokaklar artık infaz alanlarına dönüşecektir. Acaba bu hükümetin zihninin arka planında sürecin sona erdirilmesi planı mı var? AKP grubunun gözü kararmışcasına grubumuza yönelik adeta linç girişiminde bulunması hükümetin artık raydan çıktığının göstergesidir. AKP artık freni patlamış kamyon gibi. Kadına şiddetin kınandığı Genel Kurul'da birkaç saat sonra AKP grubunun biz kadın milletvekillerine yönelmesi çok vahim bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Bu zihniyetin, sokaklarda kadını katleden zihniyetten farklı olmadığı açıkça görülmektedir. Kadın başkanvekilinin biz kadın vekillere dönük darp girişimlerine sessiz kalması da tarihe gerecektir. Bu paketi bu Genel Kurul'dan çıkartmayacağız.
Hürriyet

17 Şubat 2015 Salı

17.02.2015 Genel Gündem


17.02.2015

GÜNDEM

Fantezi Katılmış Ölüm Tehdidiydi
54'üncü Refah-Yol hükümetini düşürmekle suçlanan, 28 Şubat döneminin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ile 2'nci Başkan Çevik Bir'in de aralarında bulunduğu 103 sanığın yargılanmasına Ankara 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Dünkü duruşmaya dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener mağdur sıfatıyla katıldı. Akşener, "Millet mağdur oldu. Kendime mağdur denilmesinden hicap duyarım. Kendimi mağdur saymadığım için şikayetçi değilim" dedi. Korgeneral Çetin Saner'in o dönemki "Gelirsek kendisini bakanlık önünde yağlı kazığa oturturuz" açıklamasıyla ilgili de konuşan Akşener şöyle devam etti: "İçişleri Bakanlığı müsteşarı ile ismini zikretmekten utandığım bir generalin görüşmesi oluyor. Resmi görüşme esnasında şahsımla ilgili o söz söyleniyor. Bunu önce Bekir Aksoy'dan duydum. Sonra Çiller anlattı. Ben o sözü, İçişleri Bakanı'na söylenen tehdit olarak kabul ettim. Konuyu Cumhurbaşkanı'na ilettim. Cumhurbaşkanı da konuyla ilgileneceğini ama kurumların edep dışı, densiz açıklamalar nedeniyle tahrip edilmemesi gerektiğini söyledi. Kişisel olarak algılamış olsaydım aynı şekliyle gereğini yapardım. Üzüldüğüm, rencide olduğum bir konuydu. Türk ordusunun bir generalinin kendisine örnek ala ala, Balkanlar'da birçok Türk ve Müslüman'a zararlar veren Kont Vlad'ı (Kazıklı Voyvada) örnek alması ayrıca çok enteresandır. Bu bir ölüm tehdidiydi. İçine benim cinsiyetimden kaynaklı bir fantezi katılmış ölüm tehdidiydi." Saner'in avukatı Murat Tanfer Türemen, müvekkilinin bu sözleri nedeniyle özür dilediğini belirterek, "Akşener'in 'edep adap' ifadelerini doğru bulmuyorum. Burası ahlak mahkemesi değil" dedi. Bunun üzerine Akşener, "Genç avukata dilerim, evliysen karınıza, kızınıza, annenize, halanıza, teyzenize inşallah biri çıkıp 'onu çırılçıplak soyup bakanlığın önünde yağlı kazığa oturturum' demez. Kadın olarak üzerime almamıştım. Bakanlığın tehdit edildiğini düşünmüştüm. Sayın avukatın dediğine göre, hukuki ise size söylüyorum o zaman ailemin erkekleri gereğini yapmak zorundadır. Bir şey olursa sayın avukatı da şahit olarak göstereceğim."
Hürriyet
 

16 Şubat 2015 Pazartesi

16.02.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

'İdam Gündeme Alabiliriz'
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, dün Özgecan Aslan'ın ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Bakan İslam, çıkışta yaptığı açıklamada, "Bir bakan olarak değil ama bir anne ve kadın olarak şahsa karşı işlenen suçların cezasının idam olabileceğini düşünüyorum. Bunun tartışılabileceğini düşünüyorum. Bunu gündemimize alabiliriz" dedi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de Manisa'da yaptığı açıklamada "Toplumu infiale sürükleyen bu tarz olaylarda, yeni hassasiyetle tartışarak idamı geri getirmeyi tartışmalı. Türkiye'de siyaset bunu tartışmalı" diye konuştu. İdamla ilgili başka bir açıklama da TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerini Araştırma Komisyonu Başkanı, AK Parti İstanbul Milletvekili Alev Dedegil'den geldi: " Cezalar artırılmalı ama bu tür vakalarda idam cezası da tartışılmalı. Bu insanlığa karşı işlenmiş bir vahşet suçudur. "
Vatan

15 Şubat 2015 Pazar

15.02.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Otoriter Asker Gitti, Otoriter İslamcı Hükümet Geldi
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Fransız haber ajansı AFP'ye verdiği röportajda, Türkiye'de 'otoriter askerlerin dışarı itildiğini', onun yerine 'otoriter ve İslamcı bir hükümetin' geçtiğini söyledi. Her yıl New York'taki Columbia Üniversitesi'nde bir sömestr ders vermek için ABD'ye giden Pamuk, döndüğünde hissettiklerini şöyle ifade etti: "Geri döndüğümde insanların fısıldadığı bir korku iklimi hissettim." AFP muhabiri Philippe Alfroy'u İstanbul Cihangir'deki boğaz manzaralı evinde ağırlayan Pamuk, "(Cumhurbaşkanı) Erdoğan'ın seküler muhalifliğine indirgenmek değil, romancı olarak algılanmak istediğini" vurgulayarak, şöyle devam etti: "Sadece hükümetle mücadelede pozisyon almak değil, insanların taleplerini de duymak istiyorum. Bir bakıma başı dertte olan ya da hükümetin icraatlarının kendileri için iyi olmadığını hisseden herkes haklı olarak benden onların sorunlarını dile getirmemi bekliyor." Nobel Edebiyat Ödülü'nün hayatını kolaylaştırmadığını anlatan Pamuk, "Tabii elbette tüm bu sorunlarla da uğraşmaktan ötürü mutluyum" dedi. Pamuk, 'hapse atılan, sürgüne gönderilen ya da öldürülen yazarlar kuşağıyla kıyaslandığında ise kendini çok şanslı hissettiğini dile getirdi. AK Parti'nin demokrasinin olmazsa olmazı kuvvetler dengesini yerle bir ettiğini savunan yazar, "Türkiye, sadece seçimlerin yapıldığı fakat insan haklarına saygının, ifade özgürlüğünün her gün ihlâl edildiği bir demokrasi. Otoriter askerler dışarı itildi, onun yerine otoriter ve İslamcı bir hükümet geçti. Bir bakıma, 'siyasal İslam'ın gizemi, yolsuzluk suçlamalarının inandırıcılığından dolayı kayboldu" diye konuştu. 1915 olayları ile ilgili de görüşü sorulan Pamuk, "8 ile 10 yıl önce bu konuyla ilgili serbest konuştuğum için çok problemle karşılaştım" karşılığını verdi.
Hürriyet

13 Şubat 2015 Cuma

Şiir Hikmettir


Kanuni Sultan Süleyman demiş ki; 

"Kadd-i yari kimi halkın serv okur kimi elif Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif" 

Her ne kadar "rivayet muhtelif" olsa da; evvela gerçeğin kendi dili var ki bu dil, hads (sezgi) ile idrak olunur. Realiteyi anlamak bakımından Heraklit haklıdır: 'Eşya devamlı bir değişme ve oluş halindedir; aynı ırmakta iki kere yıkanazsınız'. (Heraklit'in aşırı giden bir müridi, "hatta bir kere de yıkanamsınız" demişti.) Bunun mana ve mazmunu şu ki, durmadan değişen şeyler zihin tarafından kavranamaz ve anlaşılamaz. Böyle bir realite, ancak sezilebilir! Heraklit: "Güneş her gün yeniden doğar" diyordu. ("Külle yevmin hüve fi şe'n" ayetinde ifade edilği gibi, Allah kainatı her an yeniden yaratmaktadır; her an yeni bir "oluş"tadır ve her şey durmadan yenilenmekte ve değişmektedir.)

11 Şubat 2015 Çarşamba

11.02.2015 Genel Gündem

11.02.2015
GÜNDEM
Kobani'den Sonra Hedef Tel Abyad
PKK bağlantılı Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Peşmerge güçleri, Irak-Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) Şanlıurfa'nın Suruç ilçesinin karşısındaki Kobani'ye yönelik dört aylık kuşatmasını kırdıktan sonra, bu kez Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinin karşısında yer alan Tel Abyad'a yöneldi. IŞİD'in fiili başkenti Rakka'ya bir saat uzaklıktaki Tel Abyad'da Kürtler ve Araplar yaşıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Rami Abdülrahman, önceki gün yaptığı açıklamada "Kobani'den sonra sıradaki savaş Tel Abyad. Kürtler ve Rakka Devrimcileri Tugayı pazartesi günü Rakka sınırına vardı" dedi. Rakka'dan Nail Mustafa isimli bir aktivist ise AFP ajansına yaptığı açıklamada Tel Abyad çevresindeki köylerde çatışmaların başladığını, insanların Türkiye sınırına doğru kaçtığını söyleyerek "Tel Abyad IŞİD için çok önemli. Örgüt, bölgede tüneller kazdı. Kasabanın dış mahallerine tahkimatlar inşa etti. Savaş uzun sürecek. Bu daha başlangıç" dedi. Önceki akşam Tel Abyad'da duyulan ve dakikalarca süren silah sesleri Türkiye tarafında tedirginliğe yol açarken, sınır hattında güvenlik önlemleri alındı. Dün de ABD liderliğindeki koalisyon güçlerine ait uçaklar Tel Abyad'ın güneyinde bulunan IŞİD hedeflerini vurdu. Öte yandan geçtiğimiz ay koalisyondan ayrılan Birleşik Arap Emirlikleri'nin yeniden IŞİD'e yönelik saldırılara katılacağı açıklandı. IŞİD'den firar eden teröristlerin Türkiye'ye ya da 'rakip örgüt' Suriye'nin El Kaide kolu El Nusra'nın kontrol ettiği bölgelere kaçtığı iddia edildi. 'Rakka Sessizce Katlediliyor' isimli gruptan aktivistler, Independent gazetesine IŞİD'in firarlar nedeniyle Rakka'da kontrolü arttırdığını söyledi. Aktivistlerden biri, firar edenlerin çoğunun intihar bombacısı olarak görevlendirilmiş kişiler olduğunu belirtti.
Hürriyet

8 Şubat 2015 Pazar

08.02.2015 Genel Gündem

08.02.2015
GÜNDEM
Erdoğan'ın İzniyle
MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın görevinden ayrılarak milletvekili aday adayı olması için, buna çok sıcak bakmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ikna edilmesi gerekti. Başbakan Davutoğlu, Erdoğan'ı "3 dönem kuralı nedeniyle partiden ayrılacak önemli isimlerin yerini Fidan'ın doldurabileceğini" söyleyerek ikna etti. Ardından Erdoğan'la görüşen Fidan da, "İzin verirseniz siyasette devam etmek istiyorum" diyerek, Erdoğan'a MİT'in güçlü ve işleyen bir kurumsal yapıya sahip olduğu güvencesini verip, iznini aldı. MİT Müsteşarlığı'na vekâlet edecek Dış İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı İsmail Hakkı Musa'nın bu görevde kalıcı olması ihtimalinin yüksek olacağı vurgulanıyor. 7 Haziran 2015'te yapılacak genel seçimler öncesinde 2 bine yakın bürokrat 3 ayrı partiden milletvekili olmak için nabız yokladı. Ancak bunlardan birinin, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın durumu, Başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde konuşuldu. Fidan'ın MİT'in başında bir süre daha kalmasını isteyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "3 dönem kuralı nedeniyle partinin önemli isimleri parlamento dışında kalacak. O boşluğu dolduracak en önemli isimlerden biri Fidan'dır" yaklaşımıyla ikna oldu. MİT'e, seçimlere kadar Musul Başkonsolosluğu personelini IŞİD'in elinden kurtaran ekibe liderlik eden Dış İstihbarattan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı İsmail Hakkı Musa vekalet edecek. Musa'nın kalıcı olması da ihtimal dahilinde. "Fidan siyasete girecek mi" sorusunun kesin yanıtı 6 Şubat'ı 7 Şubat'a bağlayan gece ortaya çıktı. Fidan, tercihini siyasetten yana kullandı. Erdoğan'ın sıcak bakmadığı, Davutoğlu'nun ise kendi liderliğindeki yeni AK Parti'ye güçlü bir isim transfer etmek istediği biliniyordu. Erdoğan ile Davutoğlu, Fidan'ın durumunu birkaç kez konuştu. Son olarak 5 Şubat Perşembe günü yaşanan 'devlet günü' trafiğinde Fidan ile ilgili son karar verildi. Önce Erdoğan ile Fidan görüştü. Fidan siyasete girmek istediğini söyledi. Ardından Davutoğlu ile Fidan bir araya geldi. Son görüşme ise Erdoğan ile Davutoğlu arasındaydı ve 3 görüşmenin sonucu Fidan'ın siyasete girmesi yönünde oldu. Kararın 7 Şubat Cumartesi günü kamuoyuna duyurulması kararlaştırıldı. Ancak istifa dilekçesi Başbakanlığa gidince medyaya sızdı ve önceki geceyarısı Türkiye Fidan'ın istifasını duydu. Fidan'ın siyaset kararı hakkında Hürriyet'e bilgi veren kaynaklar, kararı belirleyen faktörleri şöyle sıraladılar: Fidan, MİT Müsteşarlığı döneminde başarılı operasyonlara imza attı. Musul Başkonsolosluğu çalışanlarının IŞİD'den kurtarılması çok hayati bir operasyondu. Japon rehinelerin, Ürdünlü pilotun ölümü, bu ülkeleri yöneten liderin bu katliamlar karşısındaki çaresizliği Fidan ve ekibinin başarısını bir kez daha gösterdi. Erdoğan ile Davutoğlu'nun Fidan konusundaki görüşmesinde, "Milletvekili olsun mu olmasın mı" sorusundan çok "Nerede daha yararlı olur" sorusu üzerinde duruldu. Fidan döneminde MİT'te önemli değişimler yaşandı. MİT yasası, MİT'i kurumsal açıdan çok güçlendirdi. MİT çalışanlarının özlük hakları en üst seviyeye çıkarıldı. Teşkilat yönetimi gençleşti. Teknik ve Siber İstihbarat altyapısı sil baştan kuruldu ve dış tehditlere odaklandı. İstihbarata Karşı Koyma potansiyeli artırıldı. Erdoğan'ın, Fidan'ı MİT'te tutmak istemesinin en önemli nedenlerinin başında Çözüm Süreci ve 'Paralel Devlet Yapılanmaları' ile mücadele geliyordu. Çözüm Süreci; MİT Müsteşar Yardımcısı Muhammed Dervişoğlu'nun Kamu Güvenliği Müsteşarı olması, İmralı'ya giden heyetlerin genişlemesi, hükümette Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'ın ve Başbakan Davutoğlu'nun danışman ekibinin devreye girmesi ile büyük ölçüde MİT'ten çıkıp sivil bürokrasiye kaydı. 'Paralel Devlet Yapılanmaları' ile mücadele konusu da polisin ve yargının alanına girdi. MGK kararı sayesinde de konu, bütün kamunun rutin işine dönüştü. Bu gelişmeler, MİT'in üzerindeki 'iç görevleri' büyük ölçüde hafifletti; kurum teknik, siber ve insan istihbaratı, İstihbarata Karşı Koyma ve Türkiye'nin dış güvenliği ile analiz gibi kendi alanlarına yoğunlaşabilme fırsatı buldu. Haliyle MİT'in çalışma düzeni Fidan'ın denklemden çıkmasıyla bozulmayacak duruma geldi.
Hürriyet

7 Şubat 2015 Cumartesi

07.02.2015 Genel Gündem

07.02.2015 Cumartesi

GÜNDEM 
Kutlama Çağrısını Suç Saymak Akıldışı 
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde, 'halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırttıkları' iddia edilen DİSK Genel Başkanı Kani Beko ile DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, TTB Merkez Konseyi Başkanı Ahmet Özdemir Aktan, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve KESK Genel Başkanı Lami Özgen hakim karşısına çıktı. Arzu Çerkezoğlu, "1 Mayıs'ı Taksim Meydanı'nda kutlama çağrısını suç saymak akıl dışıdır" dedi. İstanbul 28'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde dün görülen duruşmaya, 1.5 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan sanıkların yanı sıra HDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, ÖDP Eşbaşkanı Alper Taş da katıldı. Sanıkları 50'ye yakın avukat savundu. KESK Genel Başkanı Lami Özgen de savunmasında şunları söyledi: "Hakkımızda dava açılması istenen 1 Mayıs 2014'te 39 bin polis ve TOMA Taksim'de konumlandırılmıştı, sıkıyönetim vardı. Taksim'i yasaklamak AİHM, uluslararası sözleşmeleri çiğnemek demektir. Gaz bulutundan göz gözü görmese de bulutun gizleyemediği AKP faşizmidir. Eğer emekçiler değil de sermaye kesimi Taksim'de bir gösteri düzenleseydi ayaklarına kırmızı halılar serilirdi. 1 Mayıs dava konusu yapılamaz. Bundan dolayı bu dava hükümsüzdür." TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ise "Aşırı polis uygulaması tüm dünyanın gözü önünde yaşanmıştır. Bu canımızı acıtmaktadır. 1 Mayıs 2015 günü için de karar alacağız ve Taksim'de kutlayacağız. Bu bizim görevimiz" diye konuştu. TTB Merkez Konseyi Başkanı Özdemir Aktan da, "Burada yargılananlar biz değil 1 Mayıs hakkımızı elimizden alanlar olmalı. Burada yanlış kurumlar yargılanıyor. 1 Mayıs'ta sağlık hakkının bir insan hakkı olduğunu söyleyecektik ancak engellendi" dedi.
Hürriyet

5 Şubat 2015 Perşembe

05.02.2015 Genel Gündem



05.02.2015

GÜNDEM

Kardak Bbg Evi Gibi İzleniyor
Yunanistan Savunma Bakanı Panayiotis Kammenos'un, helikopterle Kardak Kayalıklarına çelenk bırakma girişimiyle 19 yıl sonra yeniden yaşanan gerilimin detaylarına AKSAM ulaştı. Kardak 1996 yılından bu yana özel sistem kameralar ile BBG evi gibi gözetleniyor. Kardak'ın tamamen Türk askerinin kontrolünde olduğunu vurgulayan askeri kaynaklar, "Krizden bu yana kayalıklar 24 saat kamera sistemiyle gözetleniyor. Özellikle Kasım Şubat aylarında Çipura yakalamak için çok sayıda balıkçı Kardak'a gelir. Yunanlı balıkçılara bile taviz verilmiyor. O gün basında çelenk bırakılacağı haberleri duyulunca kayalıklar abluka altına alındı. Yaklaşan bir Yunan botunu Turgutreis'ten hareket eden Türk botu anında uzaklaştırdı. Yunan Bakanın helikopteri de Türk sularına giremeden döndü. Türkiye bu bölgede her zaman gerilimden ziyade huzurun hakim isteyen taraftır" dedi.
Akşam

4 Şubat 2015 Çarşamba

04.02.2015 Genel Gündem

04.02.2015

GÜNDEM

Sapan Kavgası
İçişleri Bakanı Efkan Ala, iç güvenlik paketine, "sapana 2, silaha 1 yıl ceza" eleştirisini getiren CHP'yi, "Bu tamamen yalan, bunu yazan ya art niyetli ya da cahil" diye hedef aldı. CHP'nin iç güvenlik paketine yönelik muhalefet şerhini kaleme alan isimlerden Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ise "Cehaleti kendisinde arasın, bakana göre madem cezalarında fark yok, sapan yerine silahla gelinmesini mi teşvik etmek istiyorlar" diye sordu. Meclis'te bu hafta görüşülmeye başlanacak pakete damgasını vuran "sapan kavgası"nda şu görüşler dile getirildi: Efkan Ala: "Mevcut Ateşli Silahlar Kanunu'na göre, ruhsatsız silahı evinde bulundurmak suçtur, cezası da bir yıldan başlar. Peki sapanı evinde bulundurana ceza var mı? Yok. Pakette var mı? Orada da yok. Kişi ruhsatsız silahını alıp toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılırsa, o zaman iki ceza birden var. Hem ruhsatsız silah bulundurmaktan hem de silahla toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmaktan. Çünkü ruhsatlı silahla bile gösteri yürüyüşüne katılamaz, katılırsa bu suçtur. Sapan evindeyse mesele yok ama bu mancınığa benzeyen, demir bilye, -ki kurşun etkisi yapıyor-, onu alıp da gösteri yürüyüşüne, toplantıya ve mitinge katılırsa, işte o zaman, ruhsatlı silahıyla katıldığı zaman ne ceza alıyorsa o cezayı alır. Kimse molotofla, silahla, sopayla, yakıcı madde ile demir bilye ile toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmamalı, katılamaz. Toplantı yapacaksa doğru düzgün katılsın, ne söyleyecekse söylesin, biz de onların güvenliğini alalım, demokratik hakkını kullansın." Ahmet Toptaş: Biz toplumsal gösterilere silah, kesici delici aletler, molotof ve benzeri her türlü yanıcı yakıcı aletlerle katılınmasına karşıyız. Ancak barışçıl bir gösteride üzerinde sapan bulunan bir kişinin 2 yıl 6 aydan 4 yıla kadar cezalandırılmasının altında yatan nedenin ne olduğunu da biliyoruz.
Hürriyet

2 Şubat 2015 Pazartesi

06.02.2015 Genel Gündem



06.02.2015 Cuma

GÜNDEM

AYM'de Başkanlık Seçimi Ertelendi 
Bu sabah saat 9.30'da yapılması planlanan Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlık seçimi ertelendi. AYM Başkanı Haşim Kılıç dün akşam üyelere seçimin ertelendiğini bildirdi, ancak tarih vermedi. AYM'de 4 Şubat Çarşamba günü yapılacak heyet, bugüne bırakılmıştı ve seçimin de yapılması bekleniyordu. AYM kulislerinde, Başkan adayı olarak, Başkanvekili Serruh Kaleli ve eski Polis Akademisi Başkanı AYM üyesi Zühtü Arslan'ın aday olduğu belirtiliyor. AYM İçtüzüğü'nün 8. maddesine göre Kılıç 13 Mart'ta emekli olacağı için iki ay önce seçimin gündeme alınıp yapılması gerekiyordu. Seçim işlerini yürütmek ve başkanlık seçiminin gündemini bir hafta önceden yazılı olarak bildirmek de Başkan Kılıç'ın yetkisinde. Başkanlık seçiminde "aday açıklama" yöntemi de yok. Mahkeme üyeleri, oy pusulalarına istedikleri bir AYM üyesini başkan olarak yazıp oy verebiliyorlar. Başkan 17 üyeli AYM Genel Kurulu tarafından üyeler arasından gizli oy ve üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 9 oyla dört yıl için seçiliyor. AYM'de, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün seçtiği üyeler hâlâ ağırlıkta. AYM üyelerinden 10'u Gül, üçü Sezer, ikisi TBMM'deki AK Parti çoğunluğu, biri 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve biri de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından seçildi. Seçimin ertelenmesine tepki gösteren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, "Akla şu geliyor; Sayın Başkan acaba yeni başkan seçiminde, istediği sonucun çıkmayacağını düşündüğü için mi seçim gündemli toplantıyı erteleyip durmaktadır? Eğer böyleyse çok vahim bir tablo var ortada" dedi.
Hürriyet

02.02.2015 Genel Gündem

02.02.2015
GÜNDEM 
2 Yılda 423 Bin TL

Yasadışı dinlemeler soruşturmasında 'Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık' suçlamasıyla tutuklanan, eski Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'ün kardeşinin damadı Kamu Sertifikasyon Yöneticisi Hasan Başaran'ın TÜBİTAK'taki 2 yıllık görev süresi boyunca kurumdan 423 bin lira aldığı bildirildi. Askerlik şubesi de Başaran'dan sahte diploma ile kısa dönem askerlik yapması konusunda savunma istedi. TÜBİTAK'taki Cemaat yapılanması iddialarıyla ilgili sürdürülen soruşturmada Başaran, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği ve yüksek lisans diplomalarının sahte olduğunun anlaşılması üzerine 16 Ocak 2014'de tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Soruşturmayı yürüten Savcı Serdar Coşkun, Başaran'ın sahte diplomasını kullanarak kendisine ne kadar ödeme yapıldığını TÜBİTAK'a sormuştu. TÜBİTAK, savcılığa gönderdiği yanıtta Başaran'a görev yaptığı 2 yıllık süre boyunca yaklaşık 423 bin TL ödeme yapıldığını bildirdi. Savcılık kaynakları, Başaran'ın yaklaşık 7 yıl Kocaeli Belediyesi'nin şirketi KENT KONT'ta müdürlük yaptığı döneme ilişkin ücret bilgilerinin de gelmesi ile kendisine devlet tarafından yapılan ödeme miktarının artacağına dikkat çekti. Savcılığın, MASAK aracılığıyla, Başaran'ın aldığı paraları nerelere harcadığını da incelettiği öğrenildi. Sahte diploma ile kısa dönem askerlik yapan Başaran için Kocaeli Askerlik Şubesi de harekete geçti. Şube, savcılık aracılığıyla, cezaevinde bulunan Başaran'ın sahte diploma ile kısa dönem askerlik yapması konusunda savunmasını istedi. Başaran'ın soruşturma kapsamında dava açılması ve cezasını çekmesi halinde, kalan askerlik hizmetini er olarak tamamlamak üzere askere alınacağı belirtiliyor. Başaran savcılık sorgusunda, "Bedelliden yararlanır mıyım" diye sormuştu.

Hürriyet

1 Şubat 2015 Pazar

01.02.2015 Genel Gündem

01.02.2015

GÜNDEM

Taksim'de Polise Saldıran Tanıdık Çıktı
İstanbul Taksim'de polisi hedef alan silahlı saldırının adı daha önce Sultanahmet'teki bombalı saldırıda gündeme gelen DHKP-C üyesi Elif Sultan Kalsen olduğu tespit edildi. Canlı bomba olduğu öne sürülen Kalsen geçen yıl bu iddiaların doğru olmadığını adliyede bir basın açıklamasıyla yalanlamıştı. Kalsen'in ismi daha sonra Sultanahmet'deki Turizm Şube Müdürlüğü'ne düzenlenen bombalı saldırıyı düzenlediği iddiasıyla gündeme geldi. Bu iddianın kaynağı ise terör örgütü DHKP-C'nin 1 polis memurunun şehit olduğu eylemi üstlendiği açıklamaydı. Örgüt eylemde ölen teröristin Elif Sultan Kalsen olduğunu açıklamış, daha sonra bombacı kadının Çeçen uyruklu Diana Ramazanova olduğu ortaya çıkmıştı. Sultanahmet'teki eylemden 24 gün sonra ise Kelser'in Taksim'deki polis noktasına silahlı saldırı düzenleyen kişi olduğu tespit edildi. Ayrıca istihbarat birimleri ise Kalser'in Ankara'da olduğunu tespit etti. Kalsen'in ABD hedeflerine yönelik bir saldırı düzenleyebileceği yönünde de istihbarat raporu düzenlendiği bilgisine ulaşıldı.
Milliyet