27 Mart 2015 Cuma

27.03.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Demokrasi Risk Altında 
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Türkiye'yle ilgili özel basın özgürlüğü raporunu yayımladı. 'Demokrasi risk altında' başlıklı raporda, basına yönelik en büyük endişe kaynakları olarak gazetecilere açılan hakaret davaları ve tutuklamalar gösterildi. IPI, raporunda, 7 Haziran seçimleri öncesinde Türkiye'de basın özgürlüğünün durumuna dair endişelerini ifade etti. Rapordan bazı ifadeler şöyle: "Türk otoritelerinin bilgi edinme ve yayma hakkını korumadaki başarısızlığı, hatta bazı durumlarda bu hakkın baltalanması yönünde aktif adımlar atmaları, ülkenin demokrasisinde ciddi eksikliklerin ortaya çıkmasına ve (demokrasinin) geleceğinin ciddi biçimde tehlikeye atılmasına neden oldu. Türkiye, otoriterleşmeye doğru gidişin bir parçası olarak son yıllarda medya üzerinde artan bir baskıya şahit oluyor, bu da her yere nüfuz eden bir otosansür ikliminin ve Avrupa'daki en sıkıntılı basın özgürlüğü tablolarından birinin oluşmasına neden oldu. Türkiye, hazirandaki parlamento seçimlerine, ifade ve basın özgürlüğü de dahil olmak üzere insan hakları alanında toptan erozyonun yaşandığı bir dönemde yaklaşıyor. Türkiye'yi hapisteki gazeteciler anlamında dünyada birinci yapan sınırlayıcı basın yasası hâlâ yürürlükte ve resmi organların medyayı taciz etmek için kullanıldığına dair suçlamalar artıyor. (Gazetecilerin üzerindeki) Baskı, aynı zamanda devlet yetkililerine 'hakarete' karşı özel koruma sağlayan ve hapis cezası ya da hükümete yönelik yolsuzluk iddialarını açık bir şekilde yayınlayan herkese karşı cezaların yükseltilmesini öngören kanunların kullanımıyla da ortaya çıkıyor." IPI'ın Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ile birlikte son dört yılda Türkiye'ye yaptığı ziyaretlerin ve aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da bulunduğu liderlerle yaptığı görüşmelerin ardından hazırlanan rapor, bugün Myanmar'da düzenlenen IPI 2015
Hürriyet

26 Mart 2015 Perşembe

26.03.2015 Genel Gündem


26.03.2015

GÜNDEM

200 Km'den Gelen Suriye Füzesini Görmedi Uyudu
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde, Suriye sınırına yakın boş alanda önceki gece meydana gelen şiddetli patlamanın nedeninin, Suriye'den atılan uzun menzilli füze olduğu ortaya çıktı. Hürriyet'in aldığı bilgiye göre, Reyhanlı'ya düşen füze, Suriye'de rejimin en güçlü olduğu, Akdeniz'e kıyısı bulunan Lübnan sınırına yakın Tartus'tan fırlatıldı. Reyhanlı'da 4'üncü Hudut Bölüğü'nün 200 metre açığına düşen, askeri alanda maddi hasara yol açan ve düştüğü yerde 7 metre derinliğinde çukurun açılmasına neden olan füzenin, taktik balistik füze olduğu anlaşıldı. Suriye'nin elinde uzun menzilli SCUD füzeleri bulunuyor. Reyhanlı'ya düşen füzenin de SCUD olduğu tahmin edilirken, niteliğiyle ilgili çalşmalar sürdürülüyor. Reyhanlı'ya yaklaşık 200 kilometreden fırlatılan füzeyi, Suriye'den olası füze saldırısına karşı Türkiye'nin NATO'dan istediği ve sınırda 3 kentte konuşlanmış Patriot bataryalarından hiçbiri tespit edip yakalayamadı. Hürriyet'in "Genelkurmay açıklamasında da belirtilen füzeye karşı Patriot'lar neden devreye girmedi?" sorusuna yetkililer, "Füze, Adana, Kahramanmaraş ve Gaziantep'te konuşlu Patriot füzesavarları radar kapsama alanları dışında kalan bir bölgeye düşmüş" yanıtını verdi. Genelkurmay Başkanlığı'nın konuyla ilgili dün yaptığı açıklamada ise Reyhanlı'ya düşenin füze olduğu vurgulandı ancak tipi belirtilmedi. Açıklamada şöyle denildi: "Suriye Ordusu ile muhalif gruplar arasında meydana gelen çatışmalar esnasında, Suriye Ordusu tarafından muhaliflere yapılan ağır silah atışları esnasında, bir adet roket-füze, Hatay-Reyhanlı ilçesi merkezinin hemen doğusunda yer alan Cüdeyde Mahallesi yakınına düşmüştür. Olayda herhangi bir can kaybı olmamış, bununla birlikte roket-füzenin patlaması sonucu meydana gelen cam kırıklarından 5 vatandaşımızın hafif şekilde yaralandığı bilgisi alınmıştır. Söz konusu roket-füzenin düştüğü mevki, 2'nci Hudut Alayı (Hatay) 2'nci Hudut Taburu (Narlıca) 4'üncü Hudut Bölüğü'nün (Reyhanlı) 200 metre kadar batısıdır. Bu nedenle, patlama sonucu etrafa yayılan taş ve toprak parçalarının tesiri ile anılan bölüğün ziyaretçi salonunun tavanı çökmüş, bina camları kırılmış, iki askeri aracın kaporta ve karoserinde hasar meydana gelmiştir. Merminin düştüğü yerde 15 metre genişliğinde, 7 metre derinliğinde bir çukur oluştuğu belirtilmiştir. Angajman kuralları çerçevesinde, Hatay-Yayladağı Dağardı Hudut Karakolu'nda konuşlu 2 adet 155 mm. Fırtına Obüsü ile 25 Mart 2015 saat 05.25'te, Suriye'de rejime ait bir topçu mevzine atış yapılarak karşılık verilmiştir. Gelişmeler dikkatle takip edilmekte olup, topraklarımıza mermi düşmesi durumunda, angajman kuralları çerçevesinde misliyle mukabelede bulunulmasına devam edilecektir."
Hürriyet

25 Mart 2015 Çarşamba

Zekeriya Kökrek - Senail Özkan:Türkçesi

İnsan, kendi şahsi hayatını öyle yaşamalı, kendi hikâyesini öyle aktarmalı ki, o hikâye, kendi milletinin tarihinde yer alsın,  milli tarihteki başarılarıyla insanlık âleminin ortak tecrübesinde yer bulabilsin.

Onun, kendisine sorduğu soruları, sanki size soruyormuş sanıp, birden kendinizi "sıratta"hissedip ürperdiğinizi ve irkildiğinizi fark ediyorsunuz. Sohbette, öyle bir "muallâktayız" deyişi var ki, kendinizi "arafta" hissediyorsunuz. Öyle bir "temaşa" deyişi var ki, kendinizi "kaf dağında" hissediyorsunuz. Sokrat'tan bahsederken, sanki çocukluk arkadaşından bahsediyor sanıyorsunuz. Zenginliği, insanlık sofrasına konan "eserlerle" ölçüyor ve değerlendiriyor.

25.03.2015 Genel Gündem


25.03.2015

GÜNDEM

İkisine Birden Soruşturma
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç'la Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in karşılıklı yaptığı açıklamaların ardından yapılan suç duyuruları üzerine yargı harekete geçti. Ankara Mimarlar Odası, Halkın Kurtuluşu Partisi, Dikmen Vadisi Barınma Hakkı Bürosu'ndan Tarık Çalışkan, üç vatandaş, bir avukat, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, hem Arınç hem Gökçek hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurwusunda bulundu. Başsavcılık, suç duyurularını işleme koyarak, soruşturma başlattı. Ankara'yı parsel parsel sattığını iddia ettiği Gökçek'le ilgili bildiği 100 başlığı seçimden sonra açıklayabileceğini söyleyen Arınç'la ilgili suç duyurularındaki "suçu bildirmeme, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi, suçluyu kayırma" suçlarını işlediği iddialarıyla başlatılan soruşturma, milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu savcılığı tarafından yürütülecek. Soruşturma sonucunda, dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle fezleke hazırlanarak TBMM'ne gönderilebileceği gibi takipsizlik kararı da verilebilecek. Gökçek'le ilgili suç duyurularında geçen "görevi kötüye kullanmak, zimmet, nüfus suistimali yoluyla suç ve çıkar ilişkileri içinde haksız kazanç sağlamak, 3628 sayılı Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu'na muhalefet" suçlarından başlatılan soruşturma ise Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülecek. Savcılık, Gökçek hakkındaki soruşturmayı yürütebilmek için İçişleri Bakanlığı'ndan soruşturma izni isteyebileceği gibi Arınç'ın Gökçek hakkındaki "paralel yapı" iddialarıyla ilgili açıklamasını ciddi bularak, birim değiştirme kararıyla soruşturma dosyasını Anayasal Suçları Soruşturma Bürosu'na da gönderebilecek. Bu durumda savcılar Gökçek hakkındaki soruşturmayı izin almadan da doğrudan yapabilecek. CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran da, konuyu TBMM gündemine taşıdı. Oran, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, "Arınç'ın sözleri üzerine Mülkiye müfettişlerine, Başbakanlık Teftiş Kurulu'na Gökçek'in tüm işlemlerinin incelenmesi talimatı verecek misiniz?, Gökçek'in de 'paralel soruşturmasına' katılması için savcılığa ihbarda bulunacak mısınız?" soruları soruldu.
Milliyet

24 Mart 2015 Salı

24.03.2015 Genel Gündem


24.03.2015

GÜNDEM

Kpss'de 5 Yıl Sonra Büyük Operasyon!
Kamu Personeli alımı için 2010 yılında yapılan KPSS Eğitim Bilimleri sınavında 120 soruya doğru yanıt veren 350 adayın çıkması üzerine sınav iptal edilerek, yenilenmişti. Sınavda tam puan alan adayların eş, akraba, aynı adreste ikâmet ediyor olmalarının ortaya çıkması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma başlatmıştı. 5 yıldır yürütülen soruşturmada operasyon dün başladı. 5 yıl boyunca soruşturma yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Şadan Sakınan'ın HSYK kararıyla Ankara dışında görevlendirilmesinden sonra dosyayı devralan Ankara Cumhuriyet Savcısı Yücel Erkman, 82 şüpheli hakkında gözaltı kararı aldırdı. Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize ve Mali Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ekipleri 14 ilde 63 kişiyi gözaltına alarak sorgulanmak üzere Ankara'ya getirdi. Yurt dışında bulunan 10 kişinin yakalanması için çalışmaların sürdüğü belirtildi. Soruşturma savcısı Erkman'ın, gözaltına alınacak kişilerin isimlerinin bulunduğu listeyi herhangi bir sızma olması ihtimaline karşın son ana kadar emniyete iletmediği öğrenildi. Emniyette yine sızma ihtimaline karşı "dar kapsamlı" bir ekip oluşturulduğu kaydedildi. Erkman'ın soruşturmanın yapılacağı gün adliyedeki odasından telefonla aranarak tehdit edilmesiyle ilgili ayrıca soruşturma başlatıldığı belirtildi. Soruşturmanın "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç delillerini yok etmek ve görevi kötüye kullanmak" suçlarından yürütüldüğü, 2010'da ÖSYM Başkanı olan ve görevinden istifa eden Ünal Yarımağan'ın da "şüpheli" olduğu ancak "görevi kötüye kullanmak" suçlamasıyla ifadesinin alınabileceği bildirildi. Operasyonda soruşturmanın kilit ismi olan ve Bursa'da öğretmenlik yapan Baki S. de gözaltına alındı. Soruşturmanın başladığı ilk günlerde Isparta'nın Yalvaç ilçesinde ikâmet eden Baki S.'nin bilgisayarına sınavdan kısa süre önce soruların gönderildiği iddia edilmişti. Baki S. ilk gözaltına alındığında soruların "sana bir hediyem var" diyen Berat K. tarafından gönderildiğini söylemişti. Hamle Derneği çalışanı olan Berat K. da bu ifade üzerine gözaltına alınmış, iki isim de savcılık sorgularının ardından serbest kalmıştı.
Milliyet

23 Mart 2015 Pazartesi

Will PKK Disarm?

Turkey is making headway with the Kurdistan Workers' Party (PKK) on disarmament. In an unprecedented step on February 28, officials from the ruling Justice and Development Party (AKP) and Kurdish-dominated Peoples' Democratic Party (HDP) appeared together before the press to read a message from Abdullah Ocalan, the group's imprisoned leader. In the address, Ocalan called on the PKK to convene a congress this spring to discuss ending the armed conflict, as part of a comprehensive agreement for nationwide democratization as a means to address core Kurdish demands. But parliamentary elections scheduled for June 7—along with disputes about the war in Syria, where Kurdish fighters are battling the Islamic State—make it unlikely that they will reach a peace agreement.  

Kurdish oil production to increase



by Daniel J. Graeber
London (UPI) Mar 18, 2015

Production from oil operations in Kurdish Iraq is expected to increase following a payment from the regional government, Gulf Keystone Petroleum said.
The company said Wednesday it resumed production from the Shaikan reserve area in the Kurdish north of Iraq after receiving payments for future crude oil sales. Production is now expected to increase to levels consistent with the installed capacity of 40,000 barrels of oil per day.

Gulf Keystone was upbeat when, in December, the Kurdish and Iraqi central governments brokered a deal ending a simmering impasse over who controls what parts of the oil sector in the country. Operations were suspended in February amid a payment row with the semiautonomous Kurdistan Regional Government.

Buckyballs become bucky-bombs


by Staff Writers
Los Angeles CA (SPX) Mar 19, 2015

In 1996, a trio of scientists won the Nobel Prize for Chemistry for their discovery of Buckminsterfullerene - soccer-ball-shaped spheres of 60 joined carbon atoms that exhibit special physical properties.

Now, 20 years later, scientists have figured out how to turn them into Buckybombs.

These nanoscale explosives show potential for use in fighting cancer, with the hope that they could one day target and eliminate cancer at the cellular level - triggering tiny explosions that kill cancer cells without affecting surrounding tissue.

23.03.2015 Genel Gündem


23.03.2015

GÜNDEM

7 Yıldır Komada Olan Binbaşı Şehit Düştü
Erzincan'da PKK'nın 2008'de gerçekleştirdiği ve 9 askeri şehit ettiği mayınlı saldırıda ağır yaralanan Jandarma Binbaşı Yılmaz Tankül (40), 7 yıldır yoğun bakım ünitesinde tedavi gördüğü GATA'da önceki gün şehit oldu. Erzincan'ın Kemah İlçesi Sarıyazı köyüne gelen teröristlerin erzak alıp ayrıldığı ihbarı üzerine Piyade Tabur Komutanlığı ile Kemah İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı birlikler, 11 Ağustos 2008 sabahı bölgeye gitmişti. Köylülerle görüşüp bilgi alan Tabur Komutanı Kurmay Yarbay Mikdat Şamdancı ile Kemah İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Yılmaz Tankül'ün de yer aldığı askeri birlik dönüş yolunda teröristlerce döşenen uzaktan kumandalı mayın patlatılmıştı. Saldırıda Kurmay Yarbay Mikdat Şamdancı, Uzman Jandarma Çavuş Selim Kabataş, Uzman Jandarma Çavuş Gökhan Kuvat, jandarma erler Aydın Emer, Önder Muratoğlu, Adem Bilaloğlu, Murat Atsen, Abdurrahman Bolat ve Barış Demir şehit olurken, o dönemde Yüzbaşı rütbesinde olan Yılmaz Tankül ile jandarma er Ali Üzüm yaralanmıştı. Ankara'ya götürülerek GATA'da yoğun bakımda tedavi altına alınan Yüzbaşı Tankül, komadayken Binbaşı rütbesine yükselmişti. Binbaşı üniformasını hiç giyemeyen ve yaklaşık 7 yıldır yoğun bakım ünitesinde tedavisi süren Tankül'ün durumu önceki gün ağırlaştı. Müdahalelere rağmen kurtarılamayan Tankül dün şehit oldu. Genelkurmay Başkanlığı resmi internet sitesinde Binbaşı Yılmaz Tankül'ün şehit olmasıyla ilgili Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in başsağlığı mesajı yayımlandı. Şehit Binbaşı Yılmaz Tankül'ün cenazesi dün uçakla memleketi Afyonkarahisar'a getirildi. Sultandağı ilçesine bağlı Yakasenek köyündeki cenaze töreninde gözyaşları sel oldu. Şehidin eşi Halime Tankül, kızı Beyza ve oğlu Burak Eren Tankül töreni gözyaşları içinde takip etti. Yılmaz Tankül'ün ailesinin üçüncü şehidi olduğu belirtildi. Şehidin merhum annesi Pakize Tankül'ün dedesi Ali Tankül ile baba Mehmet Tankül'ün dedesi Mehmet Tankül'ün Çanakkale Savaşları'nda şehit olduğu öğrenildi. Eşi ve kızının da saf tuttuğu cenaze namazının ardından Tankül köy mezarlığında taprağa verildi.
Milliyet

22 Mart 2015 Pazar

22.03.2015 Genel Gündem


22.03.2015

GÜNDEM

Silahla Sürdürülemez
Abdullah Öcalan, 28 Şubat'ta yapılan 10 maddelik Dolmabahçe Deklarasyonu'ndaki 'İlkesel mutabakat' şartıyla "PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı mücadeleyi sonlandıracağı" mesajı verdi. 2012 sonbaharında resmen başlayan Çözüm Süreci'nin Abdullah Öcalan imzalı ve 5 sayfalık 3'üncü Nevruz mektubu, dün Diyarbakır Nevruz Meydanı'nda okundu. Yaklaşık 1 milyon kişinin katıldığı belirtilen ve büyük bir kısmı sağanak yağmur altında geçen Nevruz kutlamalarında Öcalan'ın mektubunun Kürtçesini Pervin Buldan, Türkçesini ise Sırrı Süreyya Önder okudu. Öcalan, mektubunda, "Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim" dedi. Öcalan, aralarında Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'ın da olduğu AK Parti tarafıyla HDP'nin İmralı Heyeti'nin birlikte yaptığı Dolmabahçe Deklarasyonu'nda da mutabakatın sağlanmak üzere olduğunun işaretini verdi. Öcalan, "Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp parlamento üyeleri ve İzleme Heyeti'nden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu'ndan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız. Bu kongremizle birlikte artık yeni dönem başlamaktadır" dedi. Öcalan, mektubunda 21 Şubat'taki Süleyman Şah Operasyonu'na da 'Eşme ruhu' nitelemesiyle yer verdi. Hükümetin operasyona ilişkin "Hiçbir merciden izin ve yardım alınmamıştır" açıklamalarının aksine Öcalan, "Eşme ruhunu halklarımız arasında yeni tarihin sembolü olarak selamlıyorum" diyerek Süleyman Şah Operasyonu'nda YPG'nin rolü olduğu vurgusu yaptı. Süleyman Şah'ın naaşı YPG kontrolündeki Suriye Eşmesi bölgesine nakledilmişti. Öcalan'ın mektubunun diğer detayları özetle şöyle: "Ülkemiz halklarının, demokrasi, özgürlük, kardeşlik ve onurlu barışı için yürüttüğümüz mücadele bugün tarihi bir eşiktedir. 40 yıllık hareketimizin acılarla dolu geçen bu mücadelesi boşa gitmediği gibi aynen sürdürülemez bir aşamaya da varmış bulunmaktadır. Tarih ve halklarımız bizden dönemin ruhuna uygun bir demokratik çözümü ve barışı talep etmektedir. Bu temelde tarihi Dolmabahçe Sarayı'nda, hepimizce resmen ilan edilen 10 maddelik deklarasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız. Bu yeni dönemde, Türkiye Cumhuriyeti dahilinde özgür ve eşit Anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimlik sahibi demokratik toplum olarak, barış içinde ve kardeşçe yaşama sürecine giriyoruz. Böylelikle 90 yıllık Cumhuriyet tarihinin çatışmalarla dolu geçmişini aşıp gerçek barış ve evrensel demokrasi kriterleri ile örülmüş bir geleceğe yürüyoruz Artık gün acımasız ve yıkıcı tarihi sonlandırıp gerçek geçmişimize uygun barış, kardeşlik ve demokrasiye geçiş yapma günüdür. Ulus-devletleri, demokratik siyasetle aşarak açık demokratik kimliklerle bir ortaklaşmaya geçmenin mecburiyetidir. Bunun için ulus devletleri kendi içinde demokratik siyasetle demokratik ortaklaşmanın yeni bir türünü gerçekleştirmeye ve yine ulus-devletleri kendi aralarında Ortadoğu'nun demokratik ortak evini inşa etmeye çağırıyorum."
Hürriyet

21 Mart 2015 Cumartesi

21.03.2015 Genel Gündem


21.03.2015

GÜNDEM

 Öcalan'dan Mesaj, Kandil'den Görüntü 
Çözüm sürecinde tarihi öneme sahip Diyarbakır'daki Nevruz kutlamalarına yönelik hazırlıklar tamamlandı, kutlamalara bugün 2 milyon insanın katılması hedefleniyor. Öcalan'ın sürecin geleceğine yönelik mektubunun okunacağı kutlamada verilecek mesajın ipuçları da ortaya çıktı. Öcalan'ın, silahlı mücadele ve silah bırakmaya yönelik irade beyanında bulunacağı öğrenildi. Öcalan'dan görüntülü ve sesli mesaj beklentisinin karşılanmaması ise hayal kırıklığı yarattı. Bugünkü Nevruz kutlamaları nedeniyle kentte otellerde yer kalmadı, evler misafirlere açıldı. Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) organize ettiği çalışmalar tamamlandı. Kutlamalar, 150 dönümlük bir alanda yapılacak. Nevruz alanı yetmediği için gelecek yıl daha büyük bir alan hazırlanması çalışmalarına da başlandı. Kutlama için oluşturulan dört katlı platform mesaj ve posterlerle giydirildi. Platformun ön tarafına büyük puntolarla Kürtçe ve Türkçe, "Artık Yeter Önder Apo'ya Özgürlük" yazılı dev pankart asıldı. Ayrıca platformun sağ ve soluna, çatışmalarda ölen PKK'lılar, Kobani ve Şengal'de YPG saflarında yaşamını yitirenler ile polis kurşunuyla ölen çocukların fotoğraflarına yer verildi. Diyarbakır'daki Nevruz kutlamalarını izleyecek yurtiçi ve yurtdışından davetli isimler de netleşmeye başladı. DTK, Nevruz'a katılmaları için Yunanistan, İspanya, Fransa başbakan ve cumhurbaşkanlarının da aralarında yer aldığı çok sayıda önemli ismi ve Avrupa'dan 25 ülkenin büyükelçisini Nevruz'a davet etti. Ayrıca Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin de aralarında yer aldığı çok sayıda önemli Kürt politikacıya davetiye gitti. Nevruz'a Ortadoğu ülkelerinden, Şengal ve Kobani'den de önemli konukların katılması bekleniyor. PYD Eş Başkanı Asya Abdullah ve kanton eş başkanlarının da bul u n d u ğ u 32 kişilik bir heyetin Nevruz'da yer alacağı öğrenildi. Gezi eylemlerinde hayatını kaybeden Berkin Elvan, Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım ve Ahmet Atakan'ın ailelerinin de Nevruz platformunda yer alacağı öğrenildi. Bu arada Nevruz'a yurtiçi ve yurtdışından sayıları bine yaklaşan gazeteci akredite olurken, hava durumunun yağışlı olması bekleniyor. Valilik'ten yapılan açıklamaya göre kutlamalarda toplam 5 bin 36 polisin görev yapacak. Nevruz bayramına ilişkin Diyarbakır'daki ilk ateş, dün Büyükşehir Belediyesi çalışanları tarafından yakıldı. Halayların çekildiği kutlamada konuşan Eş Başkan Fırat Anlı, "Nevruz'u güzelliklerle, başımız dik ve özgürlüğün aydınlığıyla kutlayacağız" dedi. Öcalan'ın görüntü ve mesajlarından oluşan slayt gösterisi ve Kandil'den verilen görüntülü Nevruz mesajlarının yayınlanacağı alanda görüntüler beş led ekranla yansıtılacak. Geçen yıllarda olduğu gibi Öcalan'ın mesajını İmralı heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder'in Türkçe, Pervin Buldan'ın ise Kürtçe okuyacağı bildirildi. Milliyet'in edindiği bilgiye göre Öcalan mesajında ağırlıklı olarak müzakere sürecine vurgu yapacak ve örgütten silah bırakmaya kadar gidecek sürece hazır olmasını isteyecek. Öcalan, "Demokratik siyasetin önündeki engellerin aşılması için müzakere sürecine başlama evresindeyiz" diyerek, PKK'nın kongresini bir an önce toplayarak silahlı güçlerin çekilmesi ve sonrasında silahsızlanmayı gündemine alması konusunda niyet beyanında bulunacak. Öcalan hükümete ise, "Müzakerelerin başlatılması için taraflar üzerine düşeni yapmalı" mesajı verecek.
Milliyet 

20 Mart 2015 Cuma

20.03.2014 Genel Gündem

20.03.2015 Cuma
GÜNDEM 

Kozmik İnceleme 
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 3. Dairesi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla yürütülen ve takipsizlikle sonuçlanan Kozmik Oda soruşturmasını yürüten savcı Mustafa Bilgili ile Kozmik Oda'da arama kararı veren hâkimler hakkında inceleme kararı verdi. HSYK 3. Dairesi, Arınç'a suikast iddiasıyla başlatılan ve Seferberlik Tetkik Kurulu Bölge Başkanlığı'nda yapılan aramayla ilgili soruşturmayı yürüten savcı Bilgili, arama kararı veren hâkimler ve arama yapan dönemin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Kadir Kayan hakkındaki iddialar ve sırların kopyalandığı iddiaları üzerine resen harekete geçip dosya açmıştı. Daire dün bu dosyayı görüştü ve savcı Bilgili ile Kozmik Oda'da arama yapılması kararı veren hâkimler hakkında inceleme yapılmasına karar verdi. Savcı Bilgili ve hâkimler hakkında inceleme yapmakla görevlendirilen HSYK müfettişleri, bu kişiler hakkında soruşturma açılmasına gerek görürse soruşturmayı HSYK 2. Dairesi yürütecek. Soruşturma sırasında 11. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi olan hâkim Kayan, 2011'de Yargıtay'a üye olarak seçilmişti. Bu nedenle Kayan hakkındaki dosya ayrıldı ve gereğinin yapılması için Yargıtay'a gönderildi. Yargıtay 14. Ceza Dairesi Üyesi Kayan hakkındaki iddiaları, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu ele alıp işlem yapacak. HSYK 3. Dairesi, dün 2012'deki avukatlıktan hâkim ve savcı adaylığına geçiş sınavında soruların çalınarak kopya çekildiği ve sınava ilişkin iddialarla ilgili de inceleme izni verip müfettiş görevlendirdi. ÖSYM, 6 Mayıs 2012'de yapılan, "Avukatlar için Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı"nı iptal etmişti. Bu konuyla ilgili savcılık soruşturma başlatmıştı. Sınavda başarılı adaylardan bazılarının akraba ilişkilerinin olması ve sınavı üstün başarıyla kazanan 4 evli çiftin cevap kâğıtlarındaki tıpkılık yanında puanlarının birbirlerine yakın ve yüksek olması tartışma yaratmıştı. Derece yapmış bazı adayların soru kitapçıkları üzerinde hiçbir işlem, yazılı muhakeme ya da karalama yapmaksızın, matematik sorularında yüzde 100 doğru yapmış olmaları soru işaretine neden olmuştu. Müfettiş raporu ışığında bu iddialara dönük olarak usulsüzlük yapan hâkim-savcılarla ilgili soruşturma yapılacağı belirlendi.
Hürriyet

19 Mart 2015 Perşembe

Talat Paşa'nın Ardından

15 Mart 1921'de, eski Osmanlı Dâhiliye Nazırı Talat Paşa Berlin'de Soghomon Tehlirian tarafından suikasta kurban gitmiştir.

Osmanlı Dâhiliye Nazırı olarak Talat Paşa, 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Anadolu'da yaşayan Ermeni tabasının İmparatorluğun güney bölgelerine sevk ve iskân edilmesi kanununun çıkarılmasında ve uygulanmasında sorumluluk üstlenmiştir. Bu karar askeri bir tedbir olarak alınmış, Ermeni eşkıyaların ve Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşan Ermeni gönüllü birliklerinin Ermeni halktan aldığı desteğin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

Neden Filemaker?

Neden Filemaker kullanmalı:

1- Excel'in 1 milyon ile sınırlandırılmış veri satırından çok daha fazlasına ihtiyacınız varsa;

2- Elinizde hesaplanması ve düzenlenmesi için gereken çok fazla veri varsa;

3- Elinizde karşılaştırılması ya da birbiri ile ilintili olarak hesaplanması gereken milyonlarca satır veri varsa;

4- Sadece veri değil, değişik türdeki dosyaları da veri tabanınıza dahil etmek istiyorsanız;

Veritabanı Oluşturmanın Basit ve Etkin Çözümü: Filemaker'a Giriş

Filemaker ile tanışalı yaklaşık 7-8 sene oluyor. Hikayesi de oldukça ilginç: 

Kısmı zamanlı olarak üniversitede çalışmaya başlamıştım. İkinci üniversiteyi okumaya başlayınca babaya el açmak biraz zor gelmişti. Eğitim Enstitüsü deyip "Enstitü" isminin büyüsüne kapılmayın. Eğitim yuvası falan sanmayın. Tamamen hikaye idi. Öğrenci belgesi çıkartacaksanız alırsınız öğrenci dosyasını eline, yazmaya başlarsınız bilgileri tek tek. Bu halde idi. Derken sivri zekalı bir bilgisayar meraklısı olarak bir veritabanı oluşturulmasını bu şekilde çok daha hızlı işlem yapılabileceğini yüksek sesli dile getirdim. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri(BÖTE) alanında "doktora"ya kadar eğitim veren bir üniversiteden ve hariçte biri mühendislik, diğeri önlisans düzeyinde eğitim veren iki ayrı bölüm daha var ama üniversitede öğrenci belgesi çıkartmak için word kullanıyor. Excel bari olsa daha kolay olur ya ama kafa o kadar çalışmıyor.

19.03.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Çanakkale Geçilmez 
Çanakkale Deniz Zaferi'nin 100'üncü yıldönümü dün büyük coşkuyla kutlandı. Edirne'den Ardahan'a, Lefkoşa'dan Bakü'ye kadar uzanan tarihi gurura İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore da katıldı. Moore, Twitter hesabından, "Bütün Türk dostlarımızın Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nü saygıyla kutlarım. Çanakkale'de tüm taraflar cesurca çarpıştı ancak hak edilmiş zaferi kazanan Türkler oldu. Çanakkale geçilmez" mesajını paylaştı. Çanakkale Zaferi ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü etkinliklerinden bazıları şöyle: Çanakkale'de 18 Mart Stadyumu'na gelen askerler, tribünlerdeki vatandaşlar tarafından uzun süre ayakta alkışlandı. 'Çanakkale Geçilmez' marşının ardından duyulan Atatürk'ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözü coşkuyla karşılandı. Türkiye'nin 81 ilinden gelen şehit yakınları da kendilerine ayrılan özel bölümden kutlamaları izledi. Başbakan Ahmet Davutoğlu da eşi Sare Davutoğlu ile birlikte 09.30'da tribünlerin coşkusuna ortak oldu. Protokolde Anzak subaylarının da aralarında bulunduğu yabancı askeri temsilciler de yer aldı. Soysal paylaşım sitelerinde örgütlenen çok sayıda Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi de Gelibolu Yarımadası'na geldi. Yaklaşık 5 bin genç, sabahın erken saatlerinde Çanakkale Savaşları'nda 19'uncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal'in karargah olarak kullandığı ve evinin de bulunduğu Bigalı köyünde toplandı. Atatürk'ün evini ziyaret eden TGB üyeleri, "Çanakkale millete yasaklanamaz", "Atatürk gençliği görev başında", "Mustafa Kemal'in askerleriyiz", "100 yıl geçse de geçilmez Çanakkale", "Çılgın Türkler yasakları çiğniyor", "Kahrolsun Amerikan emperyalizmi" ve "Kahrolsun İngiliz emperyalizmi" sloganlarını attı. Köy meydanında Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni hep bir ağızdan söyleyen grup, daha sonra şehitler için saygı duruşunda bulunarak İstiklal Marşı'nı okudu. Etkinliğe Türkiye Liseler Birliği (TLB), Cumhuriyet Kadınları Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği de destek verdi. Tokatlı Onbeşliler'i temsilen asker kıyafeti giyen gençler, Seyit Onbaşı'nın kaldırdığı top mermisinin maketini taşıyan grubun peşinden sloganlar eşliğinde 57'nci Alay'a yürüyüşe geçti. TBMM Genel Kurulu'nda 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 100'üncü Yıl Özel Oturumu'nda konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Başta bu savaşın kahramanı ve büyük komutan Mustafa Kemal Atatürk, tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyorum, Allah milletimizi bir daha darda ve zorlukta bırakmasın" dedi. MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, üzerinde "Dönmeyi düşünmediler" yazan, Türk askerlerinin fotoğrafının bulunduğu bir posteri parti grubunun önüne astı. Meclis Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı konuşmalar sırasında duygulandı. Diyanet ve çeşitli kuruluşlar tarafından Çanakkale'nin asker tayını olan buğday aşı, hoşaf ve ekmek dağıtıldı. Çorum'daki şehitlikte düzenlenen törende ise Hakkâri'nin Çukurca ilçesinde 2011'de şehit düşen Piyade Uzman Çavuş Mustafa Aslan'ın (27) mezarının üzerinde kabrine bırakılmış ve üzerinde 'Doğum günün kutlu olsun babacığım' notu bulunan bir buket çiçek görenleri duygulandırdı. 5 Mart 1982 doğumlu ve 2 çocuk babası olan şehit Aslan'ın çocukları Zeynep (10) ve Efe Aslan'ın (8) babalarının doğum gününde kabrine çiçek bıraktığı öğrenildi. Çanakkale'deki törenlere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel de katıldı. Genelkurmay karargahında ise şehit aileleri ağırlandı. Donanma Komutanlığı'na bağlı Gölcük'teki Deniz Ana Üs Komutanlığı'nda da tören düzenlendi.
Hürriyet

18 Mart 2015 Çarşamba

18.03.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Zaferin, Gururun, Kahramanlığın, Acının Abidesi Çanakkale
Bugün 18 Mart. Çanakkale deniz savaşlarında zafer 100 yıl önce bugün ilan edildi. Çanakkale savunmasının şehitleri ve gazileri başta Gelibolu Yarımadası'ndaki Şehitler Abidesi'nde, yurdun dört bir yanında ve KKTC'de anılıyor. Geçen haftadan başlayan anma törenleri, Türkiye'nin Çanakkale'de yaşananları unutmadığını simgeliyor. Çanakkale, orada bizzat savaşanların anılarında bugün hâlâ bir anıt gibi yaşıyor.
Hürriyet

17 Mart 2015 Salı

17.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Facebook'ta 'Atatürk' Kriteri
1.4 milyar kullanıcıyla dünyanın en büyük sosyal ağı olan Facebook'un yeni Topluluk Standartları'na 'Atatürk kriteri' damga vurdu. Facebook CEO'su Mark Zuckerberg, kendi Facebook hesabından yaptığı açıklamada ülkelerin kültürel ve tarihsel farkları arasında daha hassas davranabilmek için Topluluk Standartları'nı güncellediklerini ifade etti. Zuckerberg, "Şu anda Facebook'un kullanıldığı ülkeleri tanımaya ihtiyacı var. Her ülkenin kendine has ifade sınırları var. Örneğin, Türkiye'de Atatürk'e hakaret etmek yasadışı. Almanya'da Nazilerin Musevileri katlettiği inkâr edilemiyor. Veya Müslüman ülkelerde dine küfür etmek suç olarak kabul ediliyor. Bu yüzden Topluluk Standartları'nı güncelledi. Bu kriterlere uymayan içerikleri kaldıracağız" dedi. Güncellenen 'Topluluk Standartları'nda şiddet ve tehdit, kendine zarar verme, zorbalık ve taciz, nefret söylemi, şiddet görüntüleri, çıplaklık, kimlik ve gizlilik, fikri mülkiyet, yasal düzenlemeye tabi ürünler, güvenlik, şifre tuzakları ve spamlar olarak kategorilendirildi. Zuckerberg'in örnek olarak gösterdiği Atatürk kriteri ise nefret söylemi kategorisinde değerlendiriliyor. Buna göre Facebook'un ciddi ve mizah amaçlı ifadeleri birbirinden ayırabileceği belirtilen açıklamada, "Fikirlerin, kurumların, olayların ve uygulamaların tartışılmasını teşvik etmemize karşın, bireylerin veya grupların ırklarından, etnik kökenlerinden, ulusal kökenlerinden, dini inançlarından, cinsel kimliklerinden, cinsiyetlerinden, cinsel tercihlerinden, fiziksel engellerinden veya sağlık durumlarından dolayı başkalarına saldırmasına izin vermeyiz" denildi. Facebook'un içerik sisteminden sorumlu yöneticisi Monika Bicket, Topluluk Standartları, hakkındaki detayları paylaştı. Buna göre 2 bin 500 kelimeye karşı duyarlı olacak olan sistem, eskisine göre neredeyse üç kat daha fazla kelime kullanacak. Kullanıcılar bir içeriğin kaldırılmasını talep ettiğinde, o içeriğin Facebook kurallarını çiğneyip çiğnemediği bir algoritma tarafından denetlenecek. Bu denetleme sonrası içeriğin kaldırılma talebi uygulanacak. Özellikle terörizm üzerine sıkça sorular aldıklarını belirten Bicket, mevcut kurallarında terörizme karşı net ifadelere yer verileceğini belirterek "Artık terör grupları, onların destekçileri ve liderlerine müsamaha gösterilmeyeceğini net ifadelerle kurallarımızda belirteceğiz" şeklinde konuştu. Öte yandan bazı kullanıcıların rahatsız olabileceği videolar hemen oynatılmayacak, siyah bir ekranda uyarı yazısı gelecek. Kullanıcılar bu mesajı gördükten sonra videoyu izleyebilecek.
Hürriyet

16 Mart 2015 Pazartesi

16.03.2015 Genel Gündem


16.03.2015

GÜNDEM

Öcalan Görüntülü Mesaj Veremeyecek
İmralı Cezaevi'nde bulunan Abdullah Öcalan'ın Nevruz'da görüntülü mesaj yayınlaması yönündeki talepler yerine gelmedi. HDP heyetinin hükümet yetkilileri ile yaptığı görüşmede gündeme gelen görüntülü yada sesli mesaj talebi uygun görülmeyince mesajın daha önceki Nevruz'da olduğu gibi yazılı mesaj olması kararlaştırıldı. Öcalan ile önceki gün görüşen HDP heyetinden İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Med Nuçe TV'ye detayları anlattı. Önder, Öcalan'ın Dolmabahçe Sarayı'nda ortak açıklanan deklerasyonu ile ilgili net bir değerlendirmede bulunduğunu ve bunun tarihi bir anlama sahip olduğunu anlattı. Önder şöyle dedi: "Nitelikli bir müzakereye tam anlamı ile kapı açtığını, bu anlamda yapılan bu ortak açıklamanın öneminin herkes tarafından iyi kavranması gerektiğini, 10. maddede bir anlamda soyutlama ile ifade edilen başlıkların Türkiye'nin demokratikleşmesi için tarihi bir fırsat ve nitelik içerdiğini buna herkesin bu anlamı ve önemi bilerek yaklaşması gerektiğini, özellikle devletin ve hükümetin bunun anlamını çok derinlikli olarak kavraması gerektiğinin önemini, ciddiyetini vurguladı. Bizleri ve açıklamada emeği geçen herkese teşekkür etti." Abdullah Öcalan'ın 'Nevruza dönük tarihi bir mektubu kaleme aldığını' belirten Önder, şöyle devam etti: "İçeriğine dair bir şey söyleyemem şu anda doğru olmaz. Ama niteliğine dair kendisinin yaptığı değerlendirmeyi paylaşabilirim sizinle. O da şudur; barışa giden yolun teorik, pratik, ve nitelik bakımından bütün detaylarının ulusal olarak yer alacağı, bir anlamda hem ülkemiz için hem bölgemiz için kıymetli bir yol haritası ve yepyeni bir perspektif içereceğini söyleyebiliriz." Görüşme sırasında Abdullah Öcalan'a, Nevruz için yazdığı mektubun önceki iki mektuptan farkının ne olduğunu sorduğunu anlatan Önder, "Bana 'Daha öncekiler bir barış çağrısıydı, bu mektup demokratik bir cumhuriyet için ve bu cumhuriyetin inşası için hepimize hayati önemde lazım olan ve evrensel olan bir perspektif verecektir' dedi" diye konuştu.
Vatan

15 Mart 2015 Pazar

15.03.2015 Genel Gündem


15.03.2015

GÜNDEM

Danıştay 'A Öksüz Kız Çağrısı
Yavruyken doğada bulunan, bir süre sokaklarda oynatıldıktan sonra Hayvan Koruma Derneği'nin (HAYKOD) özel koruması altına alınan ayı Meyvan'ın kaderini Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu belirleyecek. 26 yıl önce şehit olan bir askerin kurtardığı ayı Meyvan için 7 yıldır devam eden hukuk savaşında son sözü Danıştay söyleyecek. 26 yıldır Meyvan'a bakan HAYKOD Yönetim Kurulu Başkanı Hayriye Erkök ise Meyvan'ın kalbinin "nakil hazırlıklarına", kendi kalbinin ise "evlat acısına" dayanamayacağını söyledi. 26 yıl önce Hakkari-Yüksekova'daki bir çatışma esnasında annesi vurulan yavru ayıyı er Mehmet buldu ve adını, Kürtçe "öksüz kız çocuğu" anlamına gelen "Meyvan" koydu. 6 gün sonra terhis olan Mehmet'in Meyvan ile birlikte bindiği ve koruma aracı eşliğinde Yüksekova'dan ayrılan Ankara otobüsü yolda pusuya düşürüldü. Evine dönen 9 erle birlikte Mehmet hayatını kaybederken, ertesi gün Meyvan, şarampole yuvarlanıp kısmen yanan aracın bagajından çıkarıldı. Meyvan, Mehmet'in cebinden çıkan mektupta yazan "Canım anam, ölürsem ağlama sakın. Sana emanetimdir Hakkari dağlarının küçük öksüzü Meyvan" sözleri nedeniyle Ankara'ya gönderildi. Aile tarafından Yenimahalle Şentepe'de terk edilen ve bir süre sokaklarda oynatılan Meyvan'ı HAYKOD sahiplendi. 7 yıl önce Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP), Meyvan'ın Ankara'daki barınaktan alınarak Bursa Karacabey'deki Ayı Rehabilitasyon Merkezi'ne götürülmesi için dava açtı. İki dernek arasında kavga konusu olan ve son yıllarda kanser tedavisi gören Meyvan'ın, bakıcılığını yapan HAYKOD Yönetim Kurulu Başkanı Hayriye Erkök'ten (85) alınıp Karacabey'e gönderilip gönderilmeyeceği Danıştay'ın kararı neticesinde belirlenecek.
Hürriyet

14 Mart 2015 Cumartesi

14.03.2015 Genel Gündem


14.03.2015

GÜNDEM

Bunların Niyeti Kötü
Kozmik Oda ve Arınç'a suikast olarak bilinen soruşturmanın takipsizlik kararıyla kapatılması, o günlerde yaşananları gün yüzüne çıkardı. Konuşmak için soruşturmanın tamamlanmasını bekleyen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan'a "Soruşturmacıların niyeti kötü" dediğini anlattı. Kendilerinin bunu kanıtlayan verileri siyasetçilerle paylaştığını anımsatan Başbuğ, niyetin TSK'yı faili meçhul cinayetlerle ilişkilendirecek deliller bulmak olduğunu ifade etti. İstanbul'da görüştüğümüz Başbuğ, 61 sayfalık takipsizlik kararı ile soruşturma sürecinde aldığı notları okuyarak hazırlanmıştı. Görüşmeye basında çıkan haberlerle Kozmik Oda soruşturmasındaki kritik gelişmeler arasındaki paralelliğe dikkat çekerek başladı: " 20 Ocak 2010'da, yani Seferberlik Tetkik Kurulu'nda aramanın bittiği gün, Taraf Gazetesi Balyoz ile ilgili o ünlü haberini yaptı. 25 Şubat 2013 günü savcılık Seferberlik Tetkik Kurulu'nda kasaya konulan imajı istedi. Aynı gün Taraf Gazetesi 2010'da Arınç'a suikast iddiasının ardından Cumhurbaşkanlığı'nda gerçekleştirilen toplantımızı haber yaptı. 14 Eylül 2013 günü Zaman'da 'Kozmik oda soruşturması derinleştiriliyor' haberi çıktı, 19 Eylül 2013'te ikinci bir arama tesadüf mü?" Başbuğ, takipsizlik kararını inceledikten sonra haklı çıktıklarını gördüğünü belirterek şu tespitleri yaptı: "1 - O dönem savcıya operasyonun gerekçesini sorduk. Terörle Mücadele Şubesi'nin telefonuna ABD'den gelen bir ihbar olduğunu iddia etmişlerdi. Şimdi takipsizlik kararından görüyoruz ki, HTS kayıtlarına göre TEM telefonunu o saatte arayan olmamış. 2 - İddianın önemli bir kaynağı da bir kağıt parçasıydı. Polisler 'Yutmaya çalıştı' dediler. Albay yutmadığını söyledi. Kriminal incelemede yazının onlara ait olmadığı anlaşıldı. İfadeleri bile alınmadan serbest bırakıldı. Takipsizlik kararından anlaşılacağı üzere akla mantığa aykırı işler. 3 - Bir erin babasıyla konuşurken 'Belge yakıyoruz' dediği iddia edildi. Kararda böyle bir görüşmenin de olmadığı görülüyor." 19 Aralık günü başlayan sürecin 26 Aralık'tan itibaren kendilerine yansıdığını anımsatan Başbuğ, gelişmeleri şöyle anlattı: "26 Aralık 2009 günü bize geldiler. 'Hakim kararı lazım' dedik. Hakim kararı aldılar. Gece hakim geldi. Genelkurmay'a davet ettim. 'Yaptığınız yanlış, girmenize müsaade etmeyiz' dedik. 27 Aralık'ta Başbakan'dan randevu aldık. Hakimden o görüşmenin sonucunu beklemesini istedik. Her adımı dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner Paşa ile birlikte sevk ve idare ettik. Başbakan'a da birlikte gittik. Bütün verileri Başbakan'a ve yanındaki ilgili bakanlara anlattık. 'Örtbas etmeye çalışmıyoruz, çekinmiyoruz ama yasal olarak buraya girilmesi doğru değil' dedik. Başbakan mahkeme kararına uyulmasını istedi. Aynı gece arama başladı. Biz yine de hukuki itirazlarımızı yaptık. Hatta Adalet Bakanlığı'na başvurarak 'Kanun yararına bozma' istedik. İstihbarat Başkanımız İsmail Hakkı Pekin, Çukurambar'da yakalanan subaylarla ilgili çok detaylı bir araştırma yaptırdı. HTS kayıtlarından, görev çizelgelerinden o gün attıkları her adımı çıkardı. Bir subayı takip ettikleri anlaşıldı. Bunların hepsini siyasilere anlattık ve suikast iddiasının tutarsızlığını gösterdik. Başbakan'a 'Bu soruşturmayı yapanların niyeti kötü' dedim. Bu arada izlenen subay da daha sonra çok onurlu davrandı. Bir subay gibi durdu. Haksız yere izlemeye alındığını, haksızlığa uğradığını da açıkladık. "
Hürriyet

13 Mart 2015 Cuma

13.03.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Kozmik Fark
Bülent Arınç'a suikast iddialarıyla başlayan ve takipsizlikle sonuçlanan Kozmik Oda soruşturması 19 Aralık 2009-11 Şubat 2010 arasındaki olağanüstü trafiği ve ilginç bir ayrıntıyı ortaya çıkardı. Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Kozmik Oda'dan hiçbir belgenin çıkarılmasına izin vermediklerini söyledi. Soruşturmayı yürüten Savcı Mustafa Bilgili de Başbuğ'u doğruladı, "Başbuğ döneminde Karargâh'tan çıkarılamayan kozmik harddisk ve fotokopiler 16 Mart 2013 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel döneminde savcılığa teslim edildi" dedi. Kozmik Oda soruşturmasının takipsizlik ile sonuçlanması, 19 Aralık 2009-11 Şubat 2010 tarihleri arasında yaşanan olağanüstü trafiği de gün ışığına çıkardı. Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Kozmik Oda'dan hiçbir belgenin çıkartılmasına izin vermediklerini söyledi. Soruşturmayı yürüten Savcı Mustafa Bilgili, bu bilgiyi doğruladı ve "Başbuğ döneminde Karargâh'tan çıkarılamayan kozmik harddisk ve fotokopiler 16 Mart 2013 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel döneminde savcılığa teslim edildi" dedi. Başbuğ, o dönem Genelkurmay Başkanı olduğundan konuyla yakından ilgileniyor. Kendisini dün telefonla aradığımızda Avukatı İlkay Sezer ile birlikte savcılığın takipsizlik kararını değerlendiriyordu. Kendisinden dönemin Genelkurmay Başkanı olarak kararı değerlendirmesini istedim. Her zamanki titizliği ile, "Kararı okumadan konuşamam" dedi. Ben ısrarla kopyası kaybolan harddisk'i sordum. Önemli bir uyarı yaptı. Savcıların, gizlilik derecesi olmayan alanlarda arama yaptığını, gizlilik derecesi olmayan ve gerekli görülen belgeleri aldıklarını, Kozmik Oda'ya ise sadece hâkim ve askeri bilirkişilerin girmesine müsaade edildiğini hatırlattı. Başbuğ, ardından da Kozmik Oda belgelerinin dışarı çıkarılmasına müsaade edilmediğini söyledi. Arşivler, Başbuğ'un verdiği bu önemli bilgiyi doğruluyor. Aramaların sürdüğü sırada dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Başbuğ ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner ile 3.5 saatlik bir görüşme yapmıştı. Başbuğ, daha sonra kuvvet komutanları ile ayrı bir toplantı yapmış ve o toplantıda, aramalar sırasında Kozmik Oda'nın gizliliğinin ihlal edilmemesi yönünde tavır konulması kararlaştırılmıştı. Başbuğ, Kozmik Oda'dan tek bir belge bile çıkmasına izin vermediklerini söyledi. Ancak takipsizlik kararında, 1.5 terabayt'lık bir harddisk dolusu belgenin kopyalandığı yazılıydı. Üstelik o harddisk Kozmik Oda'da kaydedilmişti. Peki Başbuğ izin vermediyse 1.5 terabayt'lık dijital bilgi dolu bir harddisk nasıl çıkmıştı? Bu soruya soruşturmayı başlatan Savcı Bilgili yanıt verdi: "Aramalar tamamlandığında, Kozmik Oda'yı arayan hâkim, harddisk ve fotokopileri iki kopya halinde hazırlatmıştı. Bir kopyasını müşteki olarak Genelkurmay'a teslim etti. Diğer kopyayı da bize verdi. Ancak biz o kopyayı Genelkurmay'dan çıkaramadık. Askerler müsaade etmedi, tartışma çıkınca da mahkemeye itiraz ettiler ve mahkeme kararı getirdiler. Bunun üzerine bir kasaya koyduk ve kasayı mühürledik. Oradan sadece açık alanda yaptığımız aramanın sonuçlarıyla döndük." Bilgili, Genelkurmay'ın daha sonra Seferberlik Tetkik Kurulu'nun (STK) taşınacağı gerekçesi ile kasadaki mührün kaldırılmasını istediğini, kendilerinin de ilerleme sağlayamadıkları için kasada saklanan harddisk'i almak için girişim başlattıklarını söyledi. Bilgili'nin verdiği bu bilgi, takipsizlik kararına da yansıdı. Karara göre, söz konusu harddisk aramaların tamamlandığı 11 Şubat 2010 günü Genelkurmay Başkanlığı Destek Kıtaları Grup Komutanlığı Grup Komutanı'nın makam odasındaki kilitli kasaya konulup mühürlenmişti.
Hürriyet

12 Mart 2015 Perşembe

12.03.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Gördüler Sustular 
Elazığ'daki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı Harput Bakım, Sosyal ve Rehabilitasyon Merkezi'nden kaçıp jandarma tarafından bulunan S.E., B.E., E.K ve E.A. adlı 4 kız çocuğu, ifadelerinde merkezde cinsel taciz ve şiddete maruz kaldıkları için kaçtıklarını söyledi. İddia üzerine inceleme başlatan jandarma, merkeze rehabilite amacıyla getirilen kız çocuklarının, 2007-2013 yıllarında cinsel istismar, taciz ve şiddete maruz kaldığı bilgisine ulaştı. Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 2014/3637 dosya numarasıyla başlattığı soruşturmayla ilgili jandarmanın hazırladığı fezlekede, yurtta kalan diğer kızların da ifadesi yer aldı. Fezlekede, kızların, defalarca bazı görevlilerin cinsel tacizlerine maruz kaldıkları, 2 kızın intihara kalkıştığı, birinin akıl hastanesinde bir süre tedavi gördüğü, durumu yöneticilere anlatmalarına rağmen işlem yapılmadığı belirtildi. Savcılık, cinsel istismar, taciz ve şiddet uyguladıkları iddia edilen şüphelilerden A.S., N.Y., S.D., C.Ç., İ.D. ve H.A.'nın ifadesini aldı. Kızlarla 'gönül ilişkisi' yaşadıklarını doğrulayan N.Y. ve S.D., diğer suçlamaları reddetti. Merkezin müdürü Ş.C. de taciz ve cinsel istismara şahit olmadığını belirterek "Bu tür şikâyetler üzerine idari soruşturmalar açıldı. Ancak delil ve kanıt olmayınca işlem yapılmadı. Eğer varsa böyle bir durum suçlular gerekli cezayı alsınlar" dedi. Müdür Ş.C. Hürriyet'e ise soruşturmanın devam etmesi nedeniyle konuşamayacağını söyleyerek "Eski bir mevzu. Adı geçen kızlar ve biri hariç suçlanan personel de artık merkezde kalmıyor" dedi. Merkezin müdür yardımcısı Z.K. ise tacizlere şahit olduğunu anlattı: "Çalışanlardan A.S.'nin, kız çocuğu E.K.'ye cinsel tacizlerde bulunduğunu gözlerimle gördüm. Merkez personeli N.Y. ile şirket personeli S.D.'nin kurumun banyosunda kızlarla cinsel birliktelik yaşadıkları, yakalanmamaları için birbirlerine gözcülük yaptıklarını da takiple tespit ettim. Durumu müdür Ş.C. ile Sosyal Hizmetler İl Müdürü Z.A.K.'ya ilettim. Kurum müdürü, 'Bana yakın olduklarını düşündüğün personeli kurumdan uzaklaştırmak istiyorsun' diyerek konuyu geçiştirdi. Şirket elemanı olarak merkezde çalışan C.Ç.'nin de kızları taciz ettiğini tespit ettim. Yine Y.B. isimli kız çocuğu cam parçası ile kendisine zarar vermeye çalıştı. Kız çocuğu, kurumda çalışan C.Ç.'nin tacizlerine dayanacak gücü kalmadığı için kendisine zarar verdiğini söyleyince C.Ç.'nin kurumdan uzaklaştırılması için resmi yazıyla gerekli yerlere ilettim."
Hürriyet

11 Mart 2015 Çarşamba

11.03.2015 Genel Gündem


GÜNDEM 

Zaten Yaralı 
Eskişehir'deki Gezi eylemleri sırasında Ali İsmail Korkmaz'ı döverek ölümüne yol açan polis memuru Mevlüt Saldoğan, aynı gece Tevfik Caner Ertay adlı bir başka gence işkence ettiği ve aracının bagajında dolaştırdığı iddiasıyla ilgili ifade verdi. Amirlerini suçlayan Saldoğan, dönemin İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Aygün, Çevik Kuvvet Şube Müdürü Halil Kısalar ve İstihbarat Şube Müdürü Mustafa Arık tarafından Ertay'ın dövülmeye çalışıldığını söyledi. Saldoğan, "Vurma girişimi sırasında ben üç müdürüme 'Müdürüm zaten yaralı, ne uğraşıyorsunuz' gibi bir söz de söyledim" dedi. Ali İsmail Korkmaz'ın sopalarla dövülmesinden kısa bir süre sonra Tevfik Caner Ertay adlı üniversiteli de yakın bir noktada iddiaya göre polisler tarafından demir sopalarla darp edilerek, polis otosunun bagajına kilitlenmişti. Ertay, bagaja konulduktan sonra aracın durduğunu ve bir grup polisin kendisini dışarıya çıkarmak için dövdüklerini iddia etmişti. Eskişehir Devlet Hastanesi ve Yunus Emre Devlet Hastanesi'ne ait kameralarda Ertay'ın bagajdan çıkarılıp hastaneye götürüldüğü ana ait kayıtlar da ortaya çıkmıştı. Eskişehir Başsavcılığı, Emniyet'e yazı yazarak, Ertay'ın bagajında taşındığı aracı sormuştu. Gelen yazıda '26 A 0357' plakalı 'Ford Connect' marka aracın C Büro Amirliği'ne ait olduğu kaydedilmişti. Aracın, Korkmaz'ın başına ve göğsüne tekme atarak ölümüne yol açan Saldoğan'a zimmetli olduğu ifade edilmişti. Saldoğan, 7 Ocak 2015'te alınan ifadesinde, 2 Haziran 2013'te akşam saatlerinde Yunus Emre Caddesi'ndeki AKP İl Binası önünde beklerken, Emniyet Amiri Mutlu Umutlu'dan gelen, "Sarar Otoparkı içerisinde, metruk binada yaralı bir kişi var, gözaltına alın" talimatı üzerine araçla buraya hareket ettiklerini söyledi. Mutlu Umutlu ile polis memuru Emre Koç ve Ömer Faruk Albayrak'ın da yürüyerek binaya geldiğini belirten Saldoğan, şunları anlattı: "Bizim şubede görevli Adem Ölmez, ekibin şoförlüğünü yapan Ahmet isimli polis memuru ve soyadını bilmediğim İzzet isimli polis, müştekiyi yaralı şekilde binadan çıkardılar, merdivenden indirdiler. Arka koltuğa Emre, yanıma Ömer Faruk bindi. Mutlu Amirim, 'Arkadaşlar şahsın tedavisini yaptırın, gözaltına alın' dedi. Eskişehir Devlet Hastanesi'ne doğru hareket ettiğimiz sırada müdürlerimiz (dönemin İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Aygün, Çevik Kuvvet Şube Müdürü Halil Kısalar ve İstihbarat Şube Müdürü Mustafa Arık) aracı durdurdu. Ben direksiyondaydım. Aracın arka kapısı açıldı. Ancak kimin açtığını bilmiyorum. Her üç müdürümüz de bu şahsa vurmaya çalıştılar. Ben ve diğer polis memurları araya girdik. Bir fiziki müdahale yapmalarına imkan vermeden şahsı tekrar araca aldık. Müdürlerimizin vurduğunu görmedim. Sadece vurma girişimi oldu. Vurma girişimi sırasında ben Mustafa Arık müdürüme 'Müdürüm zaten yaralı, ne uğraşıyorsunuz' gibi bir söz de söyledim. Hatta bu sözü üç müdürüme de söyledim. Bu şahıs aracın arkasında kendi kendine ağlamaklı şekilde mırıldanıyordu. Şahsa hiçbir şekilde vurmadık. 'Yok edelim-kaybedelim' gibi bir söz sarf etmedik. Emniyet Amir Ayhan Karayel de 'İyi yapmışsınız, şimdi bunu götürün' şeklinde bir ifade kullanmadı."
Hürriyet

10 Mart 2015 Salı

10.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Kadınlar Dünyayı İstiyor Muhteremler!
TBMM Genel Kurulu'nda 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle ilginç mesajlar verildi. TBMM Başkanvekili Meral Akşener, "Erkekler yıllardır kadınlar analarımızdır, bacılarımızdır, eşlerimizdir, kız kardeşlerimizdir, kızlarımızdır, başlarımızın tacıdır, cennet anaların ayağının altındadır diyorlar. Kadınlar evet bu dediklerinizin hepsini kabul etmekle birlikte artık dünyayı istiyorlar muhteremler" diye konuştu. Akşener, bir milletvekilinin, "Sizin olsun" demesi üzerine gülerek, şöyle devam etti: "Sizin olsun değil, vermiyorsunuz, verseniz. Kadınlar dünyanın her alanında olmak istiyorlar. Karar mekanizmalarının içinde yer almak istiyorlar. Sadece siyasetten bahsetmiyorum sendikalarda, STK'larda olmak istiyorlar, müsteşarlıklarda olmak istiyorlar, özel sektörde yönetici olarak yer almak istiyorlar. Birazcık yetki devrine, sorumluluk devrine hazır olun, kızlar felaket geliyor haberiniz olsun." Genel Kurul'da TBMM'de başlatılan 'Küfre ve Kötü Söze Hayır' adlı kampanya hakkında gündem dışı söz alan Ak Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, "Kadına yönelik şiddete dur diyerek insanlık onuruna sahip çıkmalıyız. Kampanyayı başlatıyoruz. Son günlerde kavga ve eylemler nedeniyle istenmeyen görüntülere sahne olan Meclis'te böyle bir kampanyaya destek vermeniz vatandaşlarımız tarafından takdirle karşılanacaktır" dedi. MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel de İçten'in verdiği karanfile teşekkür teşekkür ederek, şunları söyledi: "Yalnızca sembolik işlerle sınırlı kalmamasını arzu ediyorum. Bizler hanımlar olarak 9 Mart günü tıpkı külkedisinin kabağa dönmesi gibi bir şey yaşıyoruz. 8 Mart günü herkes bize çok hoş sözler söylüyore. Ama 9 Mart günü itibarıyla kabağa dönen külkedisi gibi oluyorlar. Tekrar şiddet, hakaret"
Vatan

9 Mart 2015 Pazartesi

09.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Tübitak'ta 'Eleman'ı Kalmamış
TÜBİTAK'a bağlı Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi'nde (BİLGEM), çok önemli soruşturmalarda delil teşkil edebilecek haddisk ve diğer dijital verileri analiz edebilecek eleman kalmadığı ortaya çıktı. Adana'da açılan bir yasadışı örgüt davası özel yetkili mahkemelerin Şubat 2014'te kaldırılmasından sonra bu suçun işlendiği yer olan Gaziantep'e gönderildi. Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesi de delil olarak dosyada bulunan 4 harddisk'i dijital analiz incelemesi için BİLGEM'e gönderdi. BİLGEM Başkanı Prof. Dr. A. Arif Ergin tarafından verilen yanıt, geçen cuma günü mahkemeye ulaştı. Yazıda, gönderilen harddisklerin incelenerek rapor hazırlanmasının istendiği ancak bu incelemelerin yapılabilmesi için harddisklerin ele geçirildiği tarih ve saatin kolluk görevlilerince yazılı olarak bildirmesi gerektiği vurgulandı. Yazıda ayrıca, son 6 ayda yaşanan personel değişiklikleri nedeniyle kurumda dijital analiz yapabilecek eleman kalmadığı vurgulanarak, bu talep geri çevrildi. TÜBİTAK'ın cevabında, "Kurumumuz dijital analiz incelemesi yapabilecek personel ekibinde son 6 ay içerisinde yaşanan yoğun değişim sebebiyle talebinize yönelik uygun ve ehliyetli personel bulunmadığından üzülerek talebinize olumlu cevap verememekteyiz" denildi.
Hürriyet

8 Mart 2015 Pazar

08.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Özgecan'dan Sonra 17 Can
Kanun değişiklikleri, mahkeme kararları, erkeklerin evden uzaklaştırmaları, kadına koruma verilmesi, panik butonu gibi uygulamalara rağmen kadın cinayetleri ve kadına şiddettin önüne geçilemiyor. Türkiye genelinde ortalama günde bir kadın öldürülürken yüzlercesi intihara sürükleniyor, binlercesi de sığınma evlerine gidiyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre ülke genelinde 2014 yılında 294 öldürüldü ve bu kadınların yüzde 28'i 25 yaş altındaydı. Kadınların çoğu boşandığı veya boşanma aşamasında olduğu eşleri tarafından öldürüldü. 2015 yılında da tablo değişmedi. Ocak, Şubat ayı ve bu ayın ilk 5 gününde 57 kadın cinayete kurban gitti. 11 Şubat'ta Mersin'de üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın hunharca öldürülmesi Türkiye'yi ayağa kaldırmıştı. Toplumsal refleks sonrası Özgecan'ın ölümünün kadın cinayeti ve kadına yönelik şiddette milat olması umut edilirken onun ardından 17 kadın cinayete kurban gitti. Türkiye'de 2014'te 120 bin kadın şiddet gördüğü gerekçesiyle polise başvurdu. 78 bin kadın hakkında "geçici koruma tedbir kararı" alındı. 2014'te 30 binin üstünde kadın sığınma evlerine yerleştirildi.
Hürriyet

7 Mart 2015 Cumartesi

07.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Her Şey O Mektupta
Hava Kuvvetleri'nin insan gücünün muharip unsurunu pilotlar teşkil etmektedir. Hava Kuvvetleri Komutanı da dâhil olmak üzere üst düzey yöneticilerin hemen tamamı pilottur. Pilotlar, uçuran ve uçuşu destekleyen diğer unsurlarla işbirliği ve koordine içerisinde bizzat kendileri göklerde savaşırlar. Hava savaşları esasen subaylar savaşıdır. Bir hava kuvvetinin gücünün ancak çok iyi yetişmiş, üstün nitelikli ve moral değerleri yüksek insan gücü ile doğru orantılı olduğu tüm dünyada kabul edilen bir gerçektir. Nitekim THK uzun yıllar seçme, yetiştirme ve yetişen personeli bünyede muhafaza konularında kılı kırk yaran personel ve eğitim politikaları uygulayarak mevcut ve geleceğin komuta kademesini adeta nakış işler gibi oluşturmuş, yılların birikimiyle çağı yakalayan bir hava kuvveti olma gücüne bu personeli sayesinde erişmiştir. THK zaman içerisinde çağıyla yarışan bir güç haline gelmiş, 'Çağıyla Yarışıyor' sloganı eşliğinde, yüzüncü kuruluş yılını idrak etmiştir. Üzüntü vericidir ki THK'nin müstakbel komutanı ve seçkin personeli yüzüncü yılına idrak ettiği günlerde arka arkaya tutuklanmıştır. O günlerden bu günlere gelindiğinde çağıyla yarışan THK, "Çağın Gerisine" itilen bir hava kuvveti konumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıya getirilmiştir. Aşağılayıcı yargı süreci, personelin moral değerlerine büyük darbe vurarak çağıyla yarışan Türk Hava Kuvvetleri'nin önemli ölçüde güç kaybetmesine neden olmuştur. Mavi üniformayı giyen hiç bir kimsenin dikkate almayacağı türden iddialar mahkemeye resmi raporlar sunularak defalarca yalanlanmış, adaletin tecellisi için sabırla beklenmiştir. Yargı sürecine müdahale etmeme hassasiyetinde ve adaletin mutlaka yerini bulacağı beklentisinde olan tutuklu subayların silah arkadaşları mahkemenin cezai hükmü karşısında büyük bir moral çöküntüsüne uğramıştır. Silah arkadaşının (biz havacıların tabiriyle kol arkadaşının) iftiraya uğratılmasına, itibarsızlaştırılmasına, mesleklerinden koparılmasına, adaletsizliğe maruz bırakılmasına, sahip çıkılmayışına an be an şahit olan havacıların nasıl bir moral içerisinde olabileceğini takdirinize sunuyoruz. Pilotların yüzde 15'i ayrılıyor. Tüm bu gelişmeler vazifesinin başında olanların sadece moral değerlerine darbe vurmamış, onlar üzerinde endişe, ürkeklik, güvensizlik duyguları yaratmış, sorumluluktan kaçma ve durumu idare etme davranışına yöneltmiş ve özellikle pilotları süratle sistem dışına çıkma arayışına itmiştir. Moral değerler vurulan darbe, yıllardır Hava Kuvvetleri'nde sorun olan yetişmiş pilot kaybının daha da artarak devam etmesi sonucunu doğurmuştur. Nitekim bu yıl Ocak-Şubat 2013 döneminde Hava Kuvvetleri'nden istifa ve emeklilik yoluyla ayrılmak için müracaat eden pilot sayısı yaklaşmakta olan tehlikenin en büyük habercisidir. Ayrılma müracaatında bulunanların genele oranının yüzde on beş (%15)'lere ulaşacağı anlaşılmaktadır ki bu rakam alarm zillerinin çalması için yeterlidir. Pilot miktarında oluşabilecek zafiyet, harekât esnasında bir miktar uçağın kullanılamayacağı anlamına gelmektedir. Devam eden davalarla tasfiye edilen yönetici ve lider seviyesindeki üst düzey pilot kaybı da göz önüne alınacak olursa sonuç bir felakete dönüşebilecektir. Durum itibariyle çağıyla yarışan bir güce ulaşan Türk Hava Kuvvetleri'nin yetişmiş insan gücü heba edilmiştir. Kartalın başı koparılmış, adeta başsız bırakılmıştır. Kartala baş olmaya aday 1 Orgeneral ve 4 Korgeneral, 7 Tümgeneral, 4 Tuğgeneral olmak üzere 16 general saf dışı bırakılmıştır. Diğer bir ifadeyle HAVA KUVVETLERİNDEKİ HER DÖRT GENERALDEN BİRİSİ TASFİYE EDİLMİŞTİR. Bununla birlikte general olmaya aday pilot subaylar da tasfiye listesine dâhil edilmiştir. Her biri rol model olan, yetişmiş ve üstün nitelikli personel, düzmece belgelerle 'darbeci' ilan edilerek geriye kalanların moral değerleri çökertilmiştir. Aslında çökertilen Hava Kuvvetleri'nin ta kendisi olmuştur. Yaşanan milli güvenlik problemini 'zafiyet oluşmamıştır, yerlerine personel bulunur' şeklinde söylemlerle geçiştirmek büyük bir yanılgı ve aldatmacadır. Tarih bu durumu yaratanları kendi hanesine kaydedecek, ancak kaybolan moral değerler ve onun yarattığı acı sonuçlar kolay kolay telafi edilemeyecektir.
Hürriyet

6 Mart 2015 Cuma

06.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

'Kürt Yönetimine Destek Veriyoruz'
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Türk subayların eğitildiği Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin Erbil kentindeki Diyana Askeri Kampı'nı ziyaret etti. Yılmaz'a ziyaretinde Peşmerge Bakanı Mustafa Seyit Kadir de eşlik etti. Yılmaz kampta şunları söyledi: "Peşmerge güçlerinden bu eğitime katılan kardeşlerime başarılar diliyorum. Türkiye hem Irak'ın hem de Irak Kürdistan Yönetimi'nin dostudur. Gerek Irak yönetimi, gerekse Kuzey Irak Kürt Yönetimi'nin istemiş olduğu desteği Türkiye vermektedir. Talep edildiği sürece de bu destek verilecektir. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin ihtiyacı olan lojistik desteği de Türkiye vermektedir. Irak'ın huzur ve refahını sağlamak için birlikte çalışmak lazım. Ayrılıkların üzerinde durmamak lazım. Ortak hedeflerimize odaklanmalıyız. Milli Savunma Bakanı Yılmaz daha sonra Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ile bir araya geldi. Yılmaz ve Barzani, askeri işbirliği konularını, terör örgütü DAİŞ ile mücadeleyi, Peşmergeye yönelik destek ve eğitim konularıyla, insani yardım ve Musul'u kurtarma operasyonunu ele aldı.
Vatan