7 Mart 2015 Cumartesi

07.03.2015 Genel Gündem

GÜNDEM

Her Şey O Mektupta
Hava Kuvvetleri'nin insan gücünün muharip unsurunu pilotlar teşkil etmektedir. Hava Kuvvetleri Komutanı da dâhil olmak üzere üst düzey yöneticilerin hemen tamamı pilottur. Pilotlar, uçuran ve uçuşu destekleyen diğer unsurlarla işbirliği ve koordine içerisinde bizzat kendileri göklerde savaşırlar. Hava savaşları esasen subaylar savaşıdır. Bir hava kuvvetinin gücünün ancak çok iyi yetişmiş, üstün nitelikli ve moral değerleri yüksek insan gücü ile doğru orantılı olduğu tüm dünyada kabul edilen bir gerçektir. Nitekim THK uzun yıllar seçme, yetiştirme ve yetişen personeli bünyede muhafaza konularında kılı kırk yaran personel ve eğitim politikaları uygulayarak mevcut ve geleceğin komuta kademesini adeta nakış işler gibi oluşturmuş, yılların birikimiyle çağı yakalayan bir hava kuvveti olma gücüne bu personeli sayesinde erişmiştir. THK zaman içerisinde çağıyla yarışan bir güç haline gelmiş, 'Çağıyla Yarışıyor' sloganı eşliğinde, yüzüncü kuruluş yılını idrak etmiştir. Üzüntü vericidir ki THK'nin müstakbel komutanı ve seçkin personeli yüzüncü yılına idrak ettiği günlerde arka arkaya tutuklanmıştır. O günlerden bu günlere gelindiğinde çağıyla yarışan THK, "Çağın Gerisine" itilen bir hava kuvveti konumuna düşme tehlikesiyle karşı karşıya getirilmiştir. Aşağılayıcı yargı süreci, personelin moral değerlerine büyük darbe vurarak çağıyla yarışan Türk Hava Kuvvetleri'nin önemli ölçüde güç kaybetmesine neden olmuştur. Mavi üniformayı giyen hiç bir kimsenin dikkate almayacağı türden iddialar mahkemeye resmi raporlar sunularak defalarca yalanlanmış, adaletin tecellisi için sabırla beklenmiştir. Yargı sürecine müdahale etmeme hassasiyetinde ve adaletin mutlaka yerini bulacağı beklentisinde olan tutuklu subayların silah arkadaşları mahkemenin cezai hükmü karşısında büyük bir moral çöküntüsüne uğramıştır. Silah arkadaşının (biz havacıların tabiriyle kol arkadaşının) iftiraya uğratılmasına, itibarsızlaştırılmasına, mesleklerinden koparılmasına, adaletsizliğe maruz bırakılmasına, sahip çıkılmayışına an be an şahit olan havacıların nasıl bir moral içerisinde olabileceğini takdirinize sunuyoruz. Pilotların yüzde 15'i ayrılıyor. Tüm bu gelişmeler vazifesinin başında olanların sadece moral değerlerine darbe vurmamış, onlar üzerinde endişe, ürkeklik, güvensizlik duyguları yaratmış, sorumluluktan kaçma ve durumu idare etme davranışına yöneltmiş ve özellikle pilotları süratle sistem dışına çıkma arayışına itmiştir. Moral değerler vurulan darbe, yıllardır Hava Kuvvetleri'nde sorun olan yetişmiş pilot kaybının daha da artarak devam etmesi sonucunu doğurmuştur. Nitekim bu yıl Ocak-Şubat 2013 döneminde Hava Kuvvetleri'nden istifa ve emeklilik yoluyla ayrılmak için müracaat eden pilot sayısı yaklaşmakta olan tehlikenin en büyük habercisidir. Ayrılma müracaatında bulunanların genele oranının yüzde on beş (%15)'lere ulaşacağı anlaşılmaktadır ki bu rakam alarm zillerinin çalması için yeterlidir. Pilot miktarında oluşabilecek zafiyet, harekât esnasında bir miktar uçağın kullanılamayacağı anlamına gelmektedir. Devam eden davalarla tasfiye edilen yönetici ve lider seviyesindeki üst düzey pilot kaybı da göz önüne alınacak olursa sonuç bir felakete dönüşebilecektir. Durum itibariyle çağıyla yarışan bir güce ulaşan Türk Hava Kuvvetleri'nin yetişmiş insan gücü heba edilmiştir. Kartalın başı koparılmış, adeta başsız bırakılmıştır. Kartala baş olmaya aday 1 Orgeneral ve 4 Korgeneral, 7 Tümgeneral, 4 Tuğgeneral olmak üzere 16 general saf dışı bırakılmıştır. Diğer bir ifadeyle HAVA KUVVETLERİNDEKİ HER DÖRT GENERALDEN BİRİSİ TASFİYE EDİLMİŞTİR. Bununla birlikte general olmaya aday pilot subaylar da tasfiye listesine dâhil edilmiştir. Her biri rol model olan, yetişmiş ve üstün nitelikli personel, düzmece belgelerle 'darbeci' ilan edilerek geriye kalanların moral değerleri çökertilmiştir. Aslında çökertilen Hava Kuvvetleri'nin ta kendisi olmuştur. Yaşanan milli güvenlik problemini 'zafiyet oluşmamıştır, yerlerine personel bulunur' şeklinde söylemlerle geçiştirmek büyük bir yanılgı ve aldatmacadır. Tarih bu durumu yaratanları kendi hanesine kaydedecek, ancak kaybolan moral değerler ve onun yarattığı acı sonuçlar kolay kolay telafi edilemeyecektir.
Hürriyet


Jandarma Aşırı Güç Ve Silah Kullandı!
15 yıl önce Türkiye'yi derinden sarsan 'hayata dönüş' operasyonuyla ilgili yargılamada yeni bir perde açıldı. Bayrampaşa Cezaevi'nde 12 mahkumun öldüğü, çok sayıda mahkumun da yaralandığı operasyonla ilgili 10 yıl boyunca hiçbir yargılama yapılmamıştı. Ta ki 2010 yılında açılan kamu davasına kadar. Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davayla 33 jandarma görevlisinin yargılanmasına başlanmıştı. Bu yargılama sürerken yine aynı yıl haklarında dava açılmayan bazı şüphelilerin de ölüm ve yaralama olaylarında sorumluluklarının bulunduğuna dair dilekçeler üzerine ayrı bir soruşturma daha başlatılmıştı. Bu soruşturma da tamamlandı ve mahkeme iddianameyi kabul ederek tam 157 jandarma personeli hakkında dava açtı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaya'nın hazırladığı iddianamede, F tipi cezaevlerinin açılmasını protesto için başlatılan ölüm oruçlarına, Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü'nün talebi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın uygun görmesi ile İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı yönetiminde müdahale gerçekleştirildiği hatırlatıldı. 19 Aralık 2000'de başlayan operasyonda çıkan yangınlarda ve ateşli silahla 12 kişinin öldüğü, birçok kişinin de yaralandığının belirtildiği iddianamede, Savcı Kaya, operasyonda yer alan jandarma görevlilerinin kendilerine verilen görevin ifası sırasında görev sınırlarını aşarak aşırı güç ve silah kullandıklarına dikkat çekti. Savcı jandarma görevlilerin bu şekilde 12 kişinin faili gayri muayyen şekilde ateşli silah mermileri ile ve çıkan yangınlarda yaralanıp ölümlerine, 29 kişinin yaralanmasına sebep olduklarını ifade etti. Savcılık operasyonda görev alan 157 jandarma görevlisi için "Olası kastla insan öldürmek ve kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından 501 yıldan 735 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. 140 jandarma personeli hakkında ise "yaralama, görevi kötüye kullanma, işkence yapma, kasten öldürme" suçlarından takipsizlik kararı verildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi savcılık tarafından hazırlanan iddianameyi kabul etti.
Vatan

EKONOMİ

Gram Altın 98, 3621-98, 5403
ABD Doları 2, 6218-2, 6254/ 
Euro 2, 8440-2, 8481/ 
İngiliz Sterlini 3, 9440-3, 9520

Koşuyolu Polemiği
Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve ailesinin 42 milyon liraya iki yıl önce aldığı araziye inşa edilecek projenin riskli ilan edilen bir bina sayesinde kentsel dönüşüme sokulduğunun ortaya çıkması tartışmaya neden oldu. Projeden alacağı yüzde 55'lik payla ailesiyle birlikte 114.4 milyon lira gelir elde edecek olan Erdoğan Bayraktar, İstanbul Koşuyolu'ndaki 10 dönümlük arsasına tek bir binayla kentsel dönüşüme sokulmasına tepki gösterdi. Bayraktar Hürriyet'e yaptığı yazılı açıklamada arsayı hasılat paylaşım modeli ile devrettiklerini, kentsel dönüşüm uygulaması için Bayraktar İnşaat'ın müracatı olmadığını belirtirken, "Kaldı ki bu arsa üzerinde riskli yapı tespiti ile kentsel dönüşüme sokulması yasanın ruhuna aykırıdır, yanlıştır ve hatta bana göre suçtur" dedi. Bayraktar İnşaat'tan devraldıkları arsayı kentsel dönüşüme kendilerinin soktuklarını belirten Ofton İnşaat Eşbaşkanı İsmail Hakkı Altun ise dün Hürriyet'e yaptığı açıklamada, "Kanuni hakkımızı kullandık. Kanundan gelen hak olarak görüyoruz biz bunu. İptal olur diye birşey görmüyoruz. Yani kanun açık, kanun belli. Erdoğan Bey "Bu suçtur" diye ne maksatla dedi, bilmiyorum. Anlamış değilim ben bunu. Kendisiyle görüşmedim" diye konuştu. Altun şunları söyledi: "Bu haber bizi rahatsız etti, Bayraktar Ailesi'ni de rahatsız etti. Kentsel dönüşüm için biz başvuru yaptık. Burada emsal artışı bile olmadı. Bölgede 2.07 emsal olmasına rağmen biz 1.5 emsal yaptık. Bunu İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvurup arttırabileceğimizi söyledik. Ancak Bayraktar, 'Lütfen spekülasyona neden olur. Biz artı bir şey istemiyoruz. Siz de böyle bir talep yapmayın' dedi. Biz de talepten vazgeçtik. Ama riskli yapıyla ilgili olarak kanuni bir hak vardı. Parasını ödedik, yaptık. Burada tamamen kanuni hakkımızı kullandık. Projenin iptal olacağını düşünmüyoruz. Kanun açık, kanun belli."
Hürriyet

'İş' Mi Şimdi Bu Yaptığın
Aylardır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Merkez Bankası arasında süren 'faiz indirimi' tartışması nedeniyle rekor üstüne rekor kıran doları dün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile ABD dönüşü oturup konuşacağız" sözleri sert bir şekilde düşürdü. Güne 2.6169 seviyelerinden başlayan dolar Erdoğan'ın görüşmeye olumlu yanıt verdiğini açıklamasıyla 2.5730 liraya kadar geriledi. Ama bu olumlu hava ABD'den gelen beklentinin üzerinde tarım dışı istihdam verileri ile dağıldı. Açıklamadan önce 2.5770 lira olan dolar veriyle birlikte önce 2.6203 liraya ardından yeni tarihi zirve 2.6461 liraya fırladı. Yeni rekora rağmen Merkez Bankası günlük rutinini değiştirmedi ve döviz ihalesinde 60 milyon dolar sattı. ABD'de tarım dışı istihdamda şubatta 295 bin artarak 240 bin seviyesindeki beklentileri aştı. İşsizlik oranı ise yüzde 5.5 ile 6.5 yılın en düşük seviyesine indi. Tüm bu veriler Amerikan Merkez Bankası'nın (FED) haziran ayında faiz artışını değerlendirebileceği beklentisini kuvvetlendirdi. Ve ABD'deki beklentinin üzerindeki iyileşme Türk Lirası için felaket oldu. Hızla yükselen dolar rekor üstüne rekor kırdı. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın olumlu açıklamaları doların ateşini azaltmıştı. Erdoğan son dönemde kurda yaşanan dalgalanmada 'faiz lobisinin' çalışmasının olduğunu belirterek, Babacan ve Başçı ile Babacan'ın ABD'den dönüşü sonrasında görüşeceğini söyledi. Erdoğan, "Her şeyden önce şu anda dolar, Euro, faiz bunları etraflıca ele aldığımızda karşımıza çıkan durum şudur: Bir defa burada faiz lobisinin malum bir çalışması var ama şu son gelişmeler tamamıyla bir dolar Euro arasındaki parite konusudur" dedi. Erdoğan, şunları söyledi: "Merkez Bankası Başkanı ve Başbakan Yardımcısının, her ikisinin de konuyla ilgili talepleri var. ABD dönüşü kendileri ile de oturup değerlendirmeyi yapacağız, konuşacağız, gelecekle ilgili neler yapılabilir yapılamaz, belirlenmiş bir tarih şu anda yok." Kurda bir spekülasyon yapıldığını da söyleyen Erdoğan, "Ben şunu açık ve net söyleyeyim, şu anda özellikle faiz lobisi veya dolara aşırı derecede yatırım yapanlar yaya kalabilirler" dedi.
Hürriyet

Fıtch: Yunanistan'ın Avro'dan Çıkma Riski Var
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Yunanistan'ın halen Avro Birliği'nden çıkma ihtimalinin olduğunu belirtti. Fitch açıklamasında, "Yunanistan'ın Avro'dan çıkışı halen mümkün. Avro Bölgesi, bu ihtimal halinde ciddi bir şok yaşayacaktır fakat bu, 2012'de olduğu gibi sistemik bir kriz oluşturmayacak" ifadeleri kullanıldı. Bu arada Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras, hükümetin finansman açığını kapatmak için kısa vadeli borçlanmak istediğini, Avrupa Merkez Bankası'nın buna karşı çıkması halinde büyük sorumluluk üstleneceğini belirtti. Çipras, Alman Der Spiegel dergisiyle yaptığı söyleşide, "dört ay uzatma" aldıkları tarihe atıfta bulunarak, "Böyle giderse, 20 Şubat öncesi macera romanına geri döneriz" dedi.
Türkiye

Abd Bankaları Fed'in Stres Testini Geçti
ABD Merkez Bankası'nın (FED) finansal sistemin sağlamlığını ölçmek amacıyla 2009'dan bu yana her yıl uyguladığı stres testinin ilk aşamasına ilişkin sonuçlar açıklandı. Stres testine tabi tutulan 31 bankanın tamamı, ağır durgunluk şartlarında kredi vermeye yetecek asgari sermaye oranlarını karşıladı. FED'in 2007-2009 yıllarında yaşanan krizden yola çıkarak belirlediği ağır durgunluk şartları; işsizlik oranının yüzde 10'a ulaştığı, piyasaların büyük dalgalanma yaşadığı, konut fiyatlarının yüzde 25 ve borsanın yüzde 60 değer kaybettiği bir senaryoyu öngörüyor. FED, böyle bir durgunluk halinde ülkedeki en büyük 31 bankanın toplam kaybının 340 milyar dolara kadar çıkabileceğini öngördü. Stres testinin ikinci aşaması 11 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek. Geçen yıl Citi Group ve Zions Bancorp'un da arasında bulunduğu 5 banka stres testini geçememişti.
Türkiye

İşin Şekli Değişti!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), işsizlik oranının 2014 yılında 0.2 puan artarak yüzde 9.9'a yükseldiğini açıkladı. TÜİK, bu hesaplamayı yaparken, işsizliği düşük çıkaran hesaplama yöntemini kullandı. Yeni yönteme göre, son 1 ay içinde iş başvurusunda bulunan ve henüz işe yerleştirilmeyenler "işsiz" olarak kabul ediliyor. Daha önce son 3 ay içinde iş başvurusunda bulunan ve işe yerleştirilmemiş olanlar işsiz sayılıyordu. Yeni yönteme göre, son 4 haftalık periyotta iş aramayan bir işsiz, iş bulmuş sayılmıyor ama "işsiz" kategorisinde de yer almıyor, bu kişiler "işgücüne dahil olmayanlar" kategorisine dahil ediliyor. TÜİK'in yeni sisteminde, bir kişiyi işsiz olarak kabul etmek için kullanılan iş arama süresinde, "son üç ay" yerine "son dört hafta" dikkate alınıyor. Önceki uygulamada, iş aramak için maksimum süre olarak önerilen son 3 ay içerisinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kişiler, "işsiz" olarak değerlendirilirken, yeni uygulamada yalnızca, "son dört hafta" içerisinde iş arama kanallarından en az birini kullanan ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan kişiler "işsiz" olarak alınıyor. Örneğin, eski sistemde ocak ayında iş başvurusunda bulunan bir işsiz de hesaplamaya dahil ediliyordu. Yeni sistemde ise ocak ayında iş başvurusunda bulunmuş ama son bir ayda başvuruda bulunmamış bir işsiz, işsiz olarak sayılmayacak. TÜİK'ten alınan bilgiye göre yeni sistemle, son 4 haftalık periyotta iş aramayan bir işsiz, iş bulmuş sayılmıyor ama "işsizler" kategorisinden de ayrılarak "iş gücüne dahil olmayanlar" kategorisine dahil ediliyor. Bu kategoride, "ev hanımları" ya da "iş aramaktan umudunu kesenler" gibi aktif şekilde iş aramayan ve işgücüne de dahil olmayan kesimler yer alıyor. Yeni sistemle, eski işsizlik oranlarıyla yenilerinin kıyaslanması da olanaksız hale geliyor. Uzmanlara göre yeni oranlar sadece bundan sonraki işsizlik oranlarıyla kıyaslanabilecek. TÜİK açıklamasına göre yeni sistemin yıllık sonuçlarına göre Türkiye'de işsizlik oranı, 2014'te bir önceki yıla göre 0.2 puan artarak yüzde 9.9 oldu. Türkiye genelinde işsiz sayısı bir önceki yıla göre 106 bin kişi artarak 2 milyon 853 bin kişi oldu. 2013'te işsizlik oranı yüzde 9.7, işsiz sayısı ise 2 milyon 747 bin olarak açıklanmıştı. Geçen yıl tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı yüzde 17.9 iken, istihdam oranı erkeklerde yüzde 64.8, kadınlarda ise yüzde 26.7 olarak hesaplandı. Tarım sektöründe çalışan sayısı 5 milyon 470 bin kişi, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı ise 20 milyon 462 bin kişi olarak gerçekleşti. İstihdam edilenlerin yüzde 21.1'i tarım, yüzde 27.9'u sanayi, yüzde 51'i ise hizmetler sektöründe yer aldı. İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 15.6 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, işsizlik oranı en düşük bölge ise yüzde 5.3 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi oldu. Erkeklerde işsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 16.4 ile Gündeydoğu Anadolu Bölgesi iken, kadınlarda işsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 15.6 ile İstanbul Bölgesi. Çalışma çağındaki nüfusun yüzde 19.3'ünü barındıran İstanbul'un, toplam istihdamın da yüzde 19.7'sine sahip.
Milliyet

Kıyılardaki Kaçak Yapı Ve 'Denize Sıfır' İlanlarına Google Takibi
Sahil bölgelerindeki kaçak yapılaşmaya yönelik ihbarlar artarken, Kıyı Kanunu'nu ihlal eden tesis ve işletmelere yönelik denetimler artıyor. Sahil şeridini ihlal eden tesis ve iskeleler yıkılmaya başlanırken 'Denize sıfır tesis' diye verilen gazete ilanları da yakından takibe alındı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise kıyılardaki kaçak yapıları uydu üzerinden izlemeye aldı. Yapılaşma 'Google' üzerinden yakından takip ediliyor. Ege Denizi ve Akdeniz'deki kıyılardaki işgalleri inceleyen Bakanlık, ilk olarak ecrimisil uygulanan yapıların peşine düştü. Kıyıların yönetilmesiyle ilgili başlatılan çalışmalar kapsamında gelişmiş ülke örnekleri de yakından inceleniyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Maliye Bakanlığı ile ortak yürütülecek çalışması ile birlikte kıyılarda ecrimisil uygulanan yapıların kimler tarafından nasıl işletildiğine bakılacak. Kıyılardaki sorunlu alanları yakın takibe aldıklarını ifade eden bir Bakanlık yetkilisi "Elimizde olanı gördükten sonra mücadele stratejisi oluşturacağız. Duruma göre plan yapılacak" dedi. Bu kapsamda denize kıyısı bulunan il müdürlüklerine talimat verildi. Edinilen bilgilere göre ekiplerin rapor halinde merkeze ilettikleri bilgileri Bakanlık uzmanları Google görüntüsüyle karşılaştırıyor. Kıyı Kanunu'na aykırı projeler reddedilirken, daha önce yapılmış kaçak yapıların ise yıkılması için belediyelere yönelik bildirimler başladı. Denetimlerde elde edilen sonuçların ardından kaçak yapıların yıkılması için yıkım yetkisi ellerinde olan belediyelere bildirimlerin yapıldığını belirten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri, "Kıyıları işgal eden yapıların yıkılması görevi Bakanlıkta değil belediyelerde. Ancak öncelikli denetimi belediyelerin yapması gerekiyor. Biz birkaç belediyeye 'mahkemelerin yıkım kararını uygulayın' şeklinde yazı gönderdik" diye konuştu. Kıyılarda büyük otellerin denize yaptıkları ahşap iskelelerle ilgili tebliğ bulunduğuna dikkat çeken yetkililer "Tebliğe göre ahşap iskelelerin birbirine 150 metre yakın olmasıyla ilgili madde var. Otellerin buradaki şartlara dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu.
Star

DÜNYA

Mültecilere Siz Bakın
Birleşmiş Milletler Gıda Ajansı, maddi yetersizlik yüzünden Türkiye'deki dokuz mülteci kampına yaptığı insani yardımı kesmek zorunda kaldığını belirterek bağışçılardan daha çok destek istedi. Dünya Gıda Programı'nın Sözcüsü Elisabeth Byrs, Cenevre'de yaptığı açıklamada şubat ayında dokuz kamptaki yardım kampanyasının Türkiye hükümeti tarafından üstlenilmesini istemek zorunda kaldıklarını söyledi. Byrs, Türkiye'deki program için 71 milyon dolar eksiklerinin bulunduğunu belirterek, "Daha fazla bağış almak hayati önemde" dedi. BM Ajansı, her ay Türkiye'deki mültecilere yaklaşık 9 milyon dolarlık yardımda bulunuyor. Türk hükümetiyle yürütülen programda 220 bin mülteciye temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere elektronik kartlarına her ay belli bir para yükleniyor. BM yetkilisi, bu ay kendilerinden yardım alanların sayısını 154 bine çekmek zorunda kaldıklarını söyledi. Bu elektronik kartlara yüklenen paranın yüzde 40'ını sağlayan Türkiye, BM'nin desteği çekmesi üzerine açığı kapatmak zorunda kaldı. 1.7 milyon Suriyeli mülteciyi kabul eden Türkiye, şimdiye kadar sığınmacıların desteklenmesi için 4.5 milyar dolar harcadı. Dolayısıyla Byrs, Türkiye'nin ilelebet bu yükü tek başına kaldırmasının mümkün olmayacağını söyledi. Dünya Gıda Programı, şimdiye kadar Türkiye'ye 700 milyon dolarlık destek sağladı. BM gıda ajansı geçen yıl da Türkiye, Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır'daki yardım programlarını ekonomik yetersizlik yüzünden geçici olarak askıya almıştı. Donörlerden gelen destek üzerine yardıma devam etmişti.
Hürriyet

Tarih Katliamı
Geçen ay Irak'ta Musul yakınlarındaki Ninova Müzesi'ni basarak binlerce yıllık heykelleri 'İslami olmadığı' gerekçesiyle parçalayan ve Musul Kütüphanesi'ndeki yüz binden fazla kitap ve el yazmasını ateşe veren IŞİD militanları, bu kez de antik Asur kenti Nimrud'daki paha biçilemez değerdeki tarihi eserleri yıktı. Terör örgütü IŞİD üyeleri, heykelleri yok etmek için buldozerler kullandı. Iraklı yetkililer, ülkenin tarihi zenginliğine verilen zararın boyutlarının henüz belli olmadığını söyledi. İngiliz haber ajansı Reuters'e konuşan Musul'dan yerel bir kaynak ise "IŞİD üyeleri arkeolojik alana geldi ve değerli şeyleri yağmaladı. Daha sonra bölgeyi tamamen yıktı. Heykelleri, duvarları ve bir kaleyi yıktılar" dedi. BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO'nun başkanı Irina Bokova, IŞİD'in eylemlerini 'kültürel temizlik' olarak adlandırdı ve bunun bir savaş suçu olduğunu belirtti. Bokova, "Bu Irak halkına yönelik bir başka saldırı ve bize ülkedeki hiçbir şeyin kültürel temizlikten korunamayacağını gösteriyor. Kültürel mirasın kasten yok edilmesi bir savaş suçudur" diye konuştu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da yıkımı "savaş suçu" olarak niteledi. Irak'ın önde gelen Şii din adamı Ayetullah Ali Sistani cuma hutbesinde insan, taş demeden herşeye saldıran bu vahşi örgüte karşı herkesin birleşmesi gerektiğini söyledi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi'nden yapılan açıklamada ise "Irak'taki tarihi, kültürel, dini eserlerin akıl almaz yıkımından derin üzüntü duyuyoruz" denildi. Musul'un 30 km güneyinde yer alan Nimrud kenti, M.Ö 1250 yılında inşa edildi. Asur İmparatorluğu'nun başkenti olan Nimrud'da bu dönemden, başta 'insan suratlı kanatlı boğa' heykelleri olmak üzere pekçok eser kaldı. Cinayet romanlarının efsane İngiliz yazarı Agatha Christie ve arkeolog eşi Max Mallowan, 1950'li yıllarda Nimrud'daki kazı alanlarında çalışmıştı. Öte yandan Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon dün Enbar vilayetindeki Bağdadi kasabasının IŞİD'den geri alındığını açıkladı. Koalisyon güçlerinin operasyona 26 hava saldırısıyla destek verdiği belirtildi. Geçen ay örgütün ele geçirdiği stratejik öneme sahip kasabanın yakınlarında ABD'nin askeri üssü bulunuyor.
Hürriyet

Kamplarda Gıda Sağlama Sorumluluğu Türkiye'de
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) fon eksikliği nedeniyle Türkiye'deki dokuz mülteci kampına bundan sonra yardım veremeyeceğini açıkladı. Programın sözcüsü Elisabeth Byrs, dün yaptığı açıklamada, "Maalesef şubat ayında Türk hükümetine dokuz mülteci kampına fonlar eksik kaldığı için yardım vermeye devam edemeyeceğimizi söylemek zorunda kaldık" dedi. Cenevre'de gazetecilere konuşan Byrs, Türkiye'deki yardım programı için 71 milyon dolar açıkları olduğunu söyledi. Daha fazla fon elde etmenin zorunlu olduğunu söyleyen Byrs, bağışçıları yardım yapmaya çağırdı. Byrs'a göre Türkiye'deki mültecilere her ay yemek yardımında bulunmak için 9 milyon dolara ihtiyaç var. Türk hükümetinin de yardımıyla BM elektronik kartlara yüklenen parayı mültecilere dağıtıyor; mülteciler de bu kartlar sayesinde yemek satın alabiliyordu. Önceleri 220 bin mülteci bu yardımdan yararlanırken bu sayı geçtiğimiz ay maddi imkanların yetersizliğinden ötürü s154 bine düştü. Türk hükümeti, kartlara yüklenen paranın yüzde 40'ını karşılıyordu. Ancak BM'nin sağladığı yardımın kesilmesinin ardından Türk hükümetinin bu maddi yükü nasıl omuzlayacağı bilinmiyor. Byrs'ın açıkladığı rakamlara göre Türkiye 1.7 milyon Suriyeli mülteciye evsahipliği yaparak ve dört yıl önce savaş başladığından beri şimdiye kadar 4.5 milyar dolar harcayarak büyük bir maddi yükün altına girmiş durumda. Bu yüzden Byrs, yardımı kesmelerinin Türkiye'nin bu yükü tek başına kaldıramayacağını gösterdiğini söylerek uyarıda bulundu. Fonların kesilmesi, yemek yardımının kamplar dışında yaşayan mültecilere de ulaştırılması planını iyice zora soktu. Byrs ayrıca mültecilerin bu kartları Türk dükkanlarında kullanması sayesinde ülkeye 700 milyon doların girdiğini ifade etti.
Milliyet

Kadın Yöneticiye Yüzde 30 Kota
Almanya'da uzun süredir tartışılan, kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren büyük şirketlerde belirli bir oranda kadın çalıştırma zorunluluğunu (kadın kotası) kapsayan yasa kabul edildi. Federal Parlamento'da iktidar ve muhalefetin desteğiyle kabul edilen yasa sayesinde kamu ve özel şirketlerin yönetim kadrolarına yüzde 30 oranında kadın bulundurma zorunluluğu getirildi. Aile Bakanı Manuela Schwesig ve Adalet Bakanı Heiko Maas tarafından hazırlanan yasa, 3 bin 500 orta ve büyük ölçekli işletmeye üst düzey yönetim kadrolarına ne kadar kadın kotası uygulayacaklarını eylül sonuna kadar belirleme zorunluluğu getiriyor.
Milliyet

Fransa Facebook'u Yargılayacak
Fransız mahkemesi, ABD'nin ünlü sosyal paylaşım sitesi Facebook ile ilgili açılan "ifade özgürlüğü ihlali" ile ilgili bir davaya bakma kararı aldı. Mahkemenin kararı, merkezi yurt dışında bulunan sosyal paylaşım sitelerinin Fransa'da yargılanması açısından içtihat oluşturacak. İsmi açıklanmayan başvuru sahibi, Facebook hesabının, duvarına ünlü ressam Coustave Coubert'in 19. yüzyıldan kalma "dünyanın merkezi" isimli erotik tablosunun resmini koyduğu gerekçesiyle engellenmesi sonrası, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle Facebook aleyhine dava açmıştı.
Akşam

POLİTİKA

Hani Esas Olan Kadının Beyanıydı
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Gezi protestoları sırasında Kabataş'ta yanında bebeği olan türbanlı bir kadının taciz edildiği iddiasını yazan köşe yazarlarıyla ilgili, "4 tane bayan köşe yazarına olmadık hakaret bırakmadılar. Şimdi de bir taraftan yalan yanlış hakaretlerle sosyal medyada üzerlerine gitmeye devam ediyorlar. Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı. Hukuk böyle diyor" dedi. Türk Metal Sendikası kadın işçiler kurultayına katılan Erdoğan, özetle şunları söyledi: Gezi olayları esnasında bir genç kadın ki, genel başkanı olduğum partinin bir belediye başkanının gelinidir bu, bir anne, yanında çocuğu da olduğu halde bir grubun Kabataş'ta tacizine maruz kaldı. Ne oldu biliyor musunuz? Kimse o kadını, o hanımefendiyi taciz edenleri konuşmadı, onları kınamadı, onların peşine düşmedi. Tacize uğrayan kadına ise etmedik hakareti bırakmadılar. Terbiyesizce, ahlaksızca, vicdansızca o kadının üzerine gittiler, gitmeye devam ediyorlar. Hatta bu hanımefendiyle ilgili gidip incelemesini yapıp olumlu yazılar yazan 4 tane bayan köşe yazarına da olmadık hakaret bırakmadılar. 'Müftünün karısıyım' diyerek istismar yapanlara sesini çıkarmayanlar, tacize uğrayanın acısını deşmek için seferber oldular. Müftünün karısı falan değil. Tam bir istismar. Şimdi buradan dünyaya sesleniyorum: Ey dünya, ey Batı, lafa geldiği zaman kadın haklarını konuşuyorsunuz ancak benim ülkeme sığınan Suriye ve Irak'tan 2 milyon insanın hakları konusunda bugüne kadar ne yaptınız, ne yapıyorsunuz? İnsana değer vermeyen hiçbir ülkeyi, büyükler kategorisinde değerlendirmiyorum. Avrupa'daki, Amerika'daki kadın da Suriye'deki, Irak'taki, Myanmar'daki, Türkiye'deki kadın değil mi? Kadına karşı psikolojik taciz yapmak suç da evini, köyünü, mahallesini bombalarla başına yıkarak kadını öldürmek, mağdur etmek, suç değil mi? Kadının önce yaşama hakkına saygı duyulmalı. Önce kendi kültürel ve sosyal hayat alanı içinde kadının o sürdürdüğü mücadeleye destek vermeyen, kusura bakmasın, boş konuşuyor. Kendi ülkesinde, her köşe başında bir meta gibi alınıp satılan kadınları görmezden gelip, inancının gereği olarak örtünen kadınlara yasak getirenlerin, kadının ismini dahi ağızlarına almaya hakları yoktur. Kadın istismarı asıl budur. Kadın bedeninin istismarı, asıl budur. Kadının ötekileştirilmesi, kadının sınıf ayrımına tabi tutulması asıl budur. Bir eş olarak, bir evlat olarak, kadını Allah'ın bir emaneti olarak görmek, kadına karşı ayrımcılık değil, tam tersi kadını baş tacı etmektir, kadını yüceltmektir. Bazıları diyor ki 'Bize ana demeyin. Biz kadınız.' Ben, diyorum ki doğuran, doyuran, yetiştiren Ben, anasının ayaklarının altını öpen bir evladım. Kadın ile erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek, kadına karşı ayrımcılık değil tam tersine onun haklarının korunmasının, kollanmasının garantisidir. Bir yandan 'Benim annem de başörtülü' edebiyatı yapacaksın aynı zamanda elleri öpülesi anaları, evlatlarının mezuniyet törenlerine ve düğünlerine almayıp gözleri yaşlı kapılardan çevireceksin. Asıl ayrımcılık işte budur. Tacize uğrayan kadının kendisine değil kıyafetine bakanlar var ya, işte asıl ayrımcı onlardır. Biz kadının çalışmasına, kendi ihtiyaçları için evine, ailesine katkıda bulunmak için para kazanmasına asla karşı değiliz. Kariyer yapmak isteyen kadının da kendi işini kurmak isteyen kadının da yanındayız. Aynı şekilde çocuğu olan kadının, annelik görevlerini, çalıştığı işyerinin engellemesine de müsaade etmeyiz. Ailelerdeki çocuk sayısının azalmasının elbette çeşitli sebepleri var. Ama en önemli sebeplerden birinin çalışma hayatında yer alan kadının çocuk konusunda isteksiz davranması olduğunu biliyoruz. Sizlerden rica ediyorum, sorumluluk makamında Cumhurbaşkanı olarak, bu konuda lütfen hassas olalım. Bakın Batı geriliyor, artık Batı'da yaşlı bir nüfus var. Biz eğer şu andaki gibi gidersek aynen Batı'nın akıbetine uğrarız. Çocuk hiçbir işe mani değildir. Katıldığım nikah törenlerinde en az 3 çocuk tavsiyesinde bulunuyorum. Bazıları bunu kendilerince dalgaya alıyor. Onlar tehlikenin farkında değiller.
Hürriyet

Başbakan Olmazsa Meclis Başkanı Olur
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Abdullah Gül'ün siyasete dönmesi konusundaki "İsabetli olur, güzel olur" açıklaması için, "Cumhurbaşkanımızın sözleri bir ümittir ışıktır. Şık olanı kendisinin bizzat davet edilmesidir" dedi. Arınç, Gül'ün Ak Parti'deki olası pozisyonu için de "Eğer başbakan olmayacaksa Abdullah Gül için gönlümden geçen meclis başkanlığıdır" yanıtını verdi. NTV canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Arınç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün siyasete dönmesi konusunda konusundaki "Güzel olur, isabetli olur" açıklamasını şu sözlerle değerlendirdi: "Geçtiğimiz haftalarda kendisini ziyarete gitmiştim. Böyle bir şey düşünmediğini ifade etmişti. Tabii ki Ak Parti'ye karşı ilgisiz kalamayacağını, bu partiyi birlikte kurduğumuzu, verilecek görevler olursa bunları reddetmeyeceğini baştan ifade etmişti. Cumhurbaşkanımızın sözleri bir ümittir, ışıktır. Cumhurbaşkanlığı başbakanlık yapmış olması, 6 bin adaydan biri gibi karşılanmamalıdır. Birileri, kendisi de istiyorsa Ak Parti'ye gelsin genel merkeze uğrasın, 'bana bir dosya verin adaylık başvurumu yapayım' böyle bir şey onur kırıcı olur." Arınç sözlerine şöyle devam etti: "Eğer başbakan olmayacaksa Abdullah Gül için gönlümden geçen meclis başkanlığıdır. Meclis Başkanı olursa Türkiye de kazanır Meclis de kazanır. Seçimi kim kazanırsa Başbakan o olur. Ve kendi kanaatimi söylüyorum, 7 Haziran'dan sonra Başbakanımız Ahmet Davutoğlu'dur" yanıtını verdi.
Milliyet

Radikal İslam Bize De Tehdit
Başbakan Ahmet Davutoğlu, radikal İslam'a karşı olduklarını belirterek, "Bizim İslamımız onların İslam'ı değil. Türkiye İslam'ı içinde uyum, hoşgörü, çok kültürlülük var. Çünkü onların varlığı bizim İslami varlığımıza bir tehdit. Bize bir güvenlik tehdidi. Onlara karşı neler yapacağımız çok önemli" dedi. Davutoğlu, New York temasları kapsamında Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Yıllık Kurumsal Konferansı'na şeref konuğu olarak katıldı ve burada Konsey Başkanı Richard Haass moderatörlüğünde yöneltilen soruları cevaplandırdı. Davutoğlu, sorulara özetle şu yanıtları verdi: (Güvenlik paketi neden gerekli?) 6-7 Ekim'de hükümet kurulduktan sonra, bazı şiddet dolu saldırılar gerçekleşti. Tedbir almamız gerekiyor. Türkiye'ye bakalım, Türkiye'de molotofkokteyli ile ilgili doğrudan bir atıf yoktu. Yani aslında protestolar esnasında şiddet içerikli faaliyetler yaparken molotofkokteyli kullanıyorlar, insanlar zarar görüyor ve bu konuda gerekli yaptırımlar yok. Biz serbest protestoları destekleyebilmek için hiç kimsenin yüzünün kapatmaması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'de şu anki durumda polisin protestocuları korumak için olsa bile hiç kimseyi gözaltına alma hakkı yok. Fransa'da polis bir kişiyi 24 saat gözaltına alabiliyor. AB ile karşılaştırdığımızda minimum değer. Mesela İspanya'da 48 saat, bazı başka ülkelerde 72 saate kadar çıkabiliyor. Avrupa standartlarına baktığımızda güvenlik paketimizde hiç tezat içeren bir şey yok. (Türkiye sizin döneminizde AB'ye üye olabilecek mi?) Siz bana 'AB üyeliğini istiyor musunuz' diye sorarsanız cevabım 'evet'. Ama 'bu olacak mı' diye sorarsanız, ben Türkiye'yi kabul etmemek için birçok bahane uyduran AB üyeleri adına karar veremem. Sanki tüm Avrupa, Kutsal Roma Hıristiyan kıtasıymış gibi bir önyargı var. Bu kültürel bir ön yargı. Eğer AB, Türkiye'yi kabul ederse ikinci seçeneği, etmezse de birinci seçeneği tercih edecek. DEAŞ Musul'a girene kadar ne Irak'ın ne de Suriye'nin gündemindeydi. Böyle büyük bir tehditle karşı karşıyayız, ne yapacağız? Bunu ortadan kaldırmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. DEAŞ terör örgütü en çok Türkiye'ye zarar verme potansiyeline sahip. Çünkü Suriye ile çok büyük bir sınırımız var. Bu sınırın yüzde 60'ı DEAŞ kontrolü altında. Suriye ile ilgili sorunumuz daha büyük, çünkü mevkidaşımız yok. Eğit-donat önemli. İkincisi güvenli bölge sağlama. Üçüncü olarak uçuşa yasak bölge gerekli. ABD ve Türkiye arasındaki eğit-donat anlaşması tarihi bir adımdır. Biz daha fazla şey yapmak istiyoruz. Ancak tünelin ucundaki ışığı da görmek istiyoruz. Şu an karanlık bir tünel içindeyiz. İslam'ın radikalleşmesine karşıyız. Çünkü bizim İslamımız onların İslam'ı değil. Türkiye İslam'ı içinde uyum, hoşgörü, çok kültürlülük var. Türkiye'de El Kaide neden yok, neden güçlü değil? Çünkü Türkiye'deki İslam kültürü çok hoşgörülü. Bu bize karşı ideolojik bir tehdit. Çünkü onların varlığı bizim İslami varlığımıza bir tehdit. Bize bir güvenlik tehdidi.
Milliyet
'Fuat Avni'yle Mesajım Yok'
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, 'Twitter üzerinden Sümeyye Erdoğan'a suikast planı' iddiaları üzerine Twitter'a başvurdu. Ve bugüne kadar yaptığı tüm doğrudan mesajlaşmaların kendisine gönderilmesini istedi. Twitter'dan Oran'ın doğrudan mesajlarına ilişkin 73 sayfalık bilgi geldi. Umut Oran dün basın toplantısı düzenleyerek, mesajların listesini gösterdi ve şunları söyledi: "Bunu onların suratlarına çarpıyorum. Artık sussunlar. 4 yıldır kimle ne yazışmışım hepsi var. Bu yazışmaların içerisinde, bu malum sanal şahsiyetle (Fuat Avni) ve türevleri ile tek bir yazışmam, tek bir satır, tek bir harf yok. Bilmem, tanımam, takip etmem. Utanmadan, arlanmadan, Türkiye'nin ana muhalefet partisi ile ilgili sanki yazışmalar yapılmış gibi iftiralar atıldı. İki elimiz bunu yapanların yakasında olacak. Onlar yargı önünde bu iftiranın hesabını verecekler. Bu dosyanın tamamını, gereğini yapması için avukatıma teslim ettim. Onlar kendi kurdukları tuzağa düştüler." Yüksek yargı mensuplarını da çağrıda bulunan Oran, "Bu sadece bir milletvekiline değil, TBMM'ye yapılmış bir saldırıdır" dedi. Gazetecilerin "Neden Umut Oran?" sorusu üzerine Oran "Herhalde çok sordum, sorguladım. Birilerinin ayağına bastım. Sosyalist Enternasyonal Genel Başkan Yardımcısıyım. Türkiye'de ufacık bir şey olduğu zaman beni arıyorlar. Ben görevimi yapıyorum" dedi.
Vatan


SPOR

Kadınlar Euroleague çeyrek final ikinci maçında Galatasaray Odeabank, Abdi İpekçi'de konuk ettiği Fenerbahçe'yi 59-57 ile geçti, seride durumu 1-1'e getirdi. Boyalı alanı çok iyi kullanan sarı- kırmızılı ekip, 7. dakikasını 12-4 üstün geçtiği ilk periyodu 14-9 üstün kapadı. Rakibin alan savunmasına karşı Charles'ın 2 dakikaya sığdırdığı 8 sayı dışında hiçbir şey üretemeyen Fenerbahçe, 17-14 öndeyken, devreyi 30-23 geride bitirdi. Fenerbahçe, ilk maçın da yıldızlarından Dubljevic'i bir türlü durduramadı. Aslında, bu fizikteki uzunları savunsun diye A Milli Takım'ın Dünya Şampiyonası kadrosunda yer alan Cansu kenardaydı ama bütün sezon olduğu gibi yine yüzüne bakılmadı. Galatasaray, 2. yarıya da iyi başlayan 38-28'de farkı çift hanelere çıkaran taraftı. Fenerbahçe'nin alan savunması, kısa bir bocalama yaşatsa da, 43-39 girilen son çeyrekte Nevriye bu savunmayı etkisiz hale getirdi. Hollingsworth-Charles ikilisinin ribaunt üstünlüğü son dakikaya girilirken farkın 2 sayıya inmesini sağladı. Ancak Galatasaray faul çizgisinde art arda hatalar yapsa da, son hücumlarda potasını savunmayı bilince, salondan galibiyetle ayrıldı.
Milliyet

G.Saraylı futbolcular yarınki Fener derbisinden 3 puanla döneceklerine inanıyor. Kadıköy'de 16 yıldır devam eden "maç kazanamama" istatistiğine son vermeyi planlayan Sarı-Kırmızılılar, galibiyet yemini etti. Futbolculardan Emre Çolak, "Burak Yılmaz kesin gol atacak" derken, Bruma "Sıradan bir maç olarak görmeliyiz", Yasin de "Kadıköy'de gol ya da asistim var. Fenerbahçe'yle gol atmak gerçekten muhteşem bir duygu" ifadesini kullandı. GS TV'ye konuşan futbolculardan Emre, "Burak bu derbide de golünü atacaktır. Takım olarak bu karşılaşmaya kilitlendik. Çok iyi hazırlandık. Puan olarak önde olduğumuz için rakibe göre daha rahatız. Kadıköy'e 3 puan almaya gidiyoruz" derken, Bruma ise "Derbiyi fazla da abartmaya gerek yok. Gayet iyi ve sakiniz sadece bir lig maçı oynayacağız. 3 puan için elimizden geleni yapacağız. Büyük hedefimiz var oraya gitmek için galibiyetler lazım" dedi. Son haftaların formda ismi Yasin ise şöyle konuştu: "Hepimiz maça odaklandık. İnşallah orada yüreğimizle oynayıp, hem taraftar için hem kendimiz için iyi bir maç çıkarmak isitiyoruz. Oraya 3 puan için gidiyoruz. 4-5 haftadır ilk onbirdeyim. Futbolcu oynadıkça açılıyor. Herkes maça odaklandı. Maçı iple çekiyorum. Elimden gelenin en iyisini yapacağım. Kimsenin şüphesi olmasın. Orada kazanacağız.Kadıköy'de asist yapar veya gol atarsam muhteşem olur."
Star

Kadıköy'deki derbide gözler iki takımın golcüleri Moussa Sow ve Burak Yılmaz'ın üzerinde olacak. Her iki yıldızın ortak bir özelliği var: Gol attıkları maçlarda takımları puan kaybetmedi. Burak 19 maçta forma giyerken bu karşılaşmaların 11'inde gol sevinci yaşadı. Filelere 11 maçta 13 gol gönderen Burak 3 de asist yaptı. Sarı- Kırmızılılar, Burak'ın gol attığı 11 maçta da puan kaybı yaşamadı. Fener'de ise Sow ligde 21 maça çıktı, 6'sında gol sevinci yaşadı. 3 golün hazırlayıcısı oldu. Sow'un gol attığı maçlardan sadece Eskişehirspor maçında Fenerbahçe puan kaybetti.
Star

Beşiktaş'ta Başkan Fikret Orman, dümene geçti. Eskişehirspor ve Balıkesirspor maçında kaybedilen beş puanda hatasının olduğunu söyleyen Orman, "Bu kayıplar bize hiç yakışmadı Yapmış olduğumuz hatalar var. En başta benim hatalarım var Takım ile çok fazla ilgilenemedim Artık deplasmanlara takımla birlikte gideceğim" sözleriyle ipleri eline alacağının sinyalini vermişti. Beşiktaş Başkanı, dün Ümraniye'ye ilk çıkarmasını yaptı. İkinci Başkan ve Futbol Şubesi Başkanı Ahmet Nur Çebi ile antrenmanı takip eden Başkan Orman, takımın durumuyla ilgili bilgi aldı. Doktor Ertuğrul Karanlık ile de görüşen Beşiktaş Başkanı, sakatların son durumunu öğrendi. Geçtiğimiz ay içinde Avustralya ve ABD'ye giden Fikret Orman, artık sezon sonuna kadar seyahate çıkmayacak. Bu dönemde sadece futbol takımı ile ilgilenecek olan Beşiktaş Başkanı, her deplasmana gidecek ve oyunculara destek olacak Gidilen deplasmanlarda takımdan ayrı otelde kalan Fikret Orman, bundan vazgeçti Artık futbolcularla aynı otelde kalacak.
Akşam


--
Yeni Toplum Dergisi - yenitoplumdergisi@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme