25 Mart 2015 Çarşamba

Zekeriya Kökrek - Senail Özkan:Türkçesi

İnsan, kendi şahsi hayatını öyle yaşamalı, kendi hikâyesini öyle aktarmalı ki, o hikâye, kendi milletinin tarihinde yer alsın,  milli tarihteki başarılarıyla insanlık âleminin ortak tecrübesinde yer bulabilsin.

Onun, kendisine sorduğu soruları, sanki size soruyormuş sanıp, birden kendinizi "sıratta"hissedip ürperdiğinizi ve irkildiğinizi fark ediyorsunuz. Sohbette, öyle bir "muallâktayız" deyişi var ki, kendinizi "arafta" hissediyorsunuz. Öyle bir "temaşa" deyişi var ki, kendinizi "kaf dağında" hissediyorsunuz. Sokrat'tan bahsederken, sanki çocukluk arkadaşından bahsediyor sanıyorsunuz. Zenginliği, insanlık sofrasına konan "eserlerle" ölçüyor ve değerlendiriyor.

Senail Özkan'ın niyeti ve maksadı, gayret ve faaliyeti, Pascal'ın şu sözlerine mutabık: "İnsanları övenleri de, hakir görenleri de, işi gücü eğlenmek olanları da ayıplıyorum. Ancak ve ancak inleyerek arayanları tasvip ediyorum". O, iniltiyi o kadar yoğunlaştırmış, inceltmiş, damıtmış ki, adeta sessizlik ve sukut şeklinde tezahür ediyor.  Senail Özkan'ı dinlerken, biz de, üstat hakikaten haklı diyoruz: "Hürriyet ve hayatı, bunları her gün yeniden fethetmeye mecbur kalan kimse hak eder". Bunu da her yerin gurbet olduğu ve her yerin kendisinin olduğu şuuruyla hareket edenler anlayabilir. Her an yolunu kaybeden, her an karanlıklarda kalan, her an boşluğu keşfedenler anlayabilir. Eğer talipseniz, onun kendisine sorduğu suallere siz kendiniz cevap vermeye çalışırsınız.

O, inleyerek arayan ve iniltisini derin bir sessizliğe ve sukuta dönüştüren, derdine derman arayan, hürriyeti ve hayatı her dem yeniden fethe mecbur hisseden birisi olarak hayatını sürdürüyor ve faaliyette bulunuyor. O bunun talimini de, terbiyesini de görmüş, tahsiline ise hâlâ çalışıyor.

Onunla karşılaştığınızda, gözlerindeki hayret ve şaşkınlığın, korku ve ürpertinin, halindeki sessizlik ve derinliğin, sözlerindeki kudret ve tesirin etkisinde kalmamak mümkün değil. Arayış, onda sukut ve sessizlik, faaliyet ve gayret şeklinde tezahür ediyor. Her an yeni bir keşfe hazır olmanın ümidi, her an yeni bir dehşetle karşılaşabilmenin korkusu, onun şahsiyetinde adeta ahenkli bir bütün olarak sürerken eserler doğuyor. O, her hakikate teslim olmaya can atan, her itaate zorlamaya itiraz ve isyana hazır bir ruh taşıyor. O, adeta sırat köprüsünden geçer gibi yaşıyor. O, kaf dağından bakar gibi temaşa ediyor. O, doğudan batıya, batıdan doğuya seyrinde,  mümkün olduğunca mükemmel şekilde kendini edebi ve ebedi halde ifadeye ediyor.

Senail Özkan, her haliyle hayatı ve hürriyeti hak edebilmek için inleyerek arayan, dinlendirerek ve demleyerek aktaran birisi olmayı başarmış birisi. "Daima canla başla uğraşanı biz kurtarırız!" şiarına uygun yaşıyor. Artık söz tellallığı yapmak istemediğini görüyoruz: Ermek istersen kendi kıymetinin zevkine eğer, O zaman Sen de katmalısın bu dünyaya değer. (Willst Du Dich Deines Werten freuen, So sollst der Welt Du Werte verleihen).

Dünyanın dehalarıyla ve klasikleriyle hemhal oluyor sürekli… Ülkesine ve insanına hizmet yolu olarak seçtiği bu yol, "memleketten bahseden edebiyat", olarak şekillenmiş. Bu konuda şunları söylüyor: "Dünyanın neresinde olursa olsun, kendi klasiklerini bilmeden Batı klasiklerini okuyan ve onları yegâne hakikat olarak kabul eden düşünür, sanatkâr yahut edebiyatçıların kendi toprağından kopmaları ve birer "mağrur adam"a dönmeleri mukadder olmasa bile muhtemeldir. Dostoyevski ve Yahya Kemal gibi Batı tecrübesi olan büyük ruhlar, bu inkırazı kendi benliklerinde yaşadıkları için, böyle bir ikazı millî ve insanî bir sorumluluk addetmişlerdir. Bu kişiler yabancı kültür ikliminde kendisine yer bulamayacakları gibi, sonraları "eve dönmekte" de zorlanacaktır. "

Senail Özkan bu konuda çalışacaklara şu hayati ikazı yapıyor: "Yabancı bir kültürün başlangıçta göz kamaştıran, fakat sonra bir anafor gibi onu kendi dehlizlerine çeken düşünce tuzaklarına düşmemek için, ufukların ötesini görebilen keskin bakışlı rehberler almak gerekmektedir yanına; Tıpkı Dante'nin çelişkiler cehenneminde üstadı Vergil'i yanına kılavuz alması gibi, tıpkı İkbal'in, Batı metafiziğinin tehlikeli geçitlerinde Mevlânâ'ya sığınması, diyâr-ı Rûm'un bu Pîr'inin eteğine tutunması gibi."

İsmini birçok kitapta "Türkçesi: Senail Özkan" şeklinde görmek, onun muradını ve meramını sanırım en güzel şekilde ifade ediyor.

*20.03.2015 tarihinde gerçekleştirilen KOCAV Divan Sohbeti münasebetiyle daha önceden yayınladığım (www.haberakademi.net 27.12.2011) bir yazımı sizlerle paylaşmak istedim. Selam ve sevgilerimle...
--
Yeni Toplum Dergisi - yenitoplumdergisi@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme