27 Temmuz 2015 Pazartesi

27.07.2015 Genel Gündem


GÜNDEM

Türkmen Çığlığı
Suriye'nin kuzeyindeki Azez-Cerablus arasında insani nedenlerle oluşturulması öngörülen güvenli bölge, Türkmen köyleri üzerindeki IŞİD ve PYD tehdidinin bertaraf edilmesinde de etkili olacak. Türkmenler, Suriye'de oldukça dağınık bir coğrafyada yaşıyor. Nüfuslarının 3'te 2'si, Rakka'nın kuzeyinde yoğunlaşıyor. PYD, geçen ay Arapların yanı sıra Türkmen köylerinin bulunduğu Tel Abyad'ı IŞİD'ten alarak, Kürt nüfusun yaşadığı Cezire ile Kobani (Ayn el Arab) bölgelerini birleştirmişti. Ardından Tel Abyad'taki Türkmenler 'bölgeyi terk etmeleri, aksi takdirde koalisyon uçaklarının hava saldırısı düzenleyeceği' tehdidiyle zorla göç ettirilmeye başlandı. Sadece Tel Abyad'ın 20 kilometre güneyindeki Hammam Turkuman ve Al Iveyyid köylerinden yaklaşık 750 kişi, Türkiye'ye ve Rakka'nın çeşitli bölgelerine göç etti. PYD, şu anda da Türkmenleri zorla göç ettirmeye devam ediyor. Rakka'ya bağlı Tel Abyad ve Ayn İssa beldelerinin arasındaki Suluk bölgesinin batı kısmı ve Kobani-Rakka merkez arasındaki Sırrın beldesinde bulunan Türkmen köyleri IŞİD'in elinde bulunuyor. Rakka'nın kuzeyinde bunun dışında kalan bölge ise PYD'nin kontrolünde. PYD kaynakları, Telabyad'ı alan PYD'nin Suriye'nin kuzeyindeki ilerleyişinde sıradaki hedefin Rakka iline bağlı Sırrın olabileceğini belirtiyor. PYD'nin buradan sonra da Cerablus'a sıçrayarak, Kobani ile Afrin 'kantonlarını' birleştirmeyi amaçladığı tahmin ediliyor. Sırrın, Kobani-Rakka merkez arasında, Fırat'ın doğu kıyısında yer alıyor. Hem Sırrın hem Cerablus çevresi Suriye Türkmenleri'nin en yoğun yaşadığı bölgelerden biri. Bu bölgelerin de PYD'nin eline geçmesi halinde Türkmenler, yeni ve çok daha büyük bir tehcir dalgasıyla karşılaşacaklarından endişe duyuyor. Türkmenler, Türkiye'nin Suriyeli sığınmacıların barınma alanı olarak insani nedenlerle uzun süredir üzerinde durduğu Suriye rejimi uçuşlarına yasak güvenli bölgenin, Türkmen nüfus üzerindeki IŞİD ve PYD tehdidine karşı önemli bir işlev göreceğini düşüncesinde. Suriye Türkmen Meclisi üyesi ve Suriye Türkmenleri Derneği Şanlıurfa Şube Başkanı Ekrem Dede, tehcirin uluslararası arenada duyulmasını engellemek için halkın Türkiye'ye değil, iç göçe zorlandığını ve bazı köylerin boşaltıldıktan sonra halkın bir daha geri dönmesini engellemek için dozerlerle yıkıldığını söyledi. "Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulmasını özellikle istiyoruz" diyen Dede, güvenli bölgenin hem burada yaşayan Türkmenlerin gelecekte maruz kalabilecekleri tehcire karşı önlem olacağını, hem de Rakka'daki Türkmenleri PYD tarafından IŞİD'in eline sürülmekten kurtaracağını dile getirdi. Dede, "Şimdiye kadar güvenli bölge oluşturulmuş olsaydı Türkmenler Türkiye'deki kamplar yerine bu bölgedeki yerleşimlerde kalacaktı, hem de IŞİD tehlikesinden uzak olacaktı" dedi.
Hürriyet

Bomba Yüklü Araçla Hain Tuzak!
Diyarbakır'ın Lice ilçesinde askeri aracın geçişi sırasında bomba yüklü araç patlatıldı, olayda 2 asker şehit oldu, 4 asker de yaralandı. Bölgede PKK'lıların yakalanması için operasyon başlatıldı. Lice ilçesine bağlı Kayacık mahallesi yol ayrımında önceki gece saat 22.30 sıralarında yakılan araçla ilgili olay yerine giden askerlere pusu kuruldu. Jandarma personelini taşıyan zırhlı araçlar Fis Ovası Arıklı köyü yol ayrımında geçerken, teröristler yola döşedikleri patlayıcıları ve park halindeki bomba yüklü aracı infilak ettirdi. Patlamada Jandarma Kıdemli Başçavuş İsmail Yavuz (37) ve Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Koçak (39) şehit oldu, yaralanan 4 asker hastanede tedaviye alındı. Genelkurmay Başkanlığı'ndan saldırıya ilişkin olarak yapılan açıklamada, önceki akşam saat 22.30 sıralarında, bir grup PKK'lının Diyarbakır-Bingöl karayolunu Kayacık köyü yol ayrımında kestiği ve üç aracı yaktığı ihbarı üzerine, önce iki jandarma özel harekat timinin, takviye olarak da dört jandarma komando timinin, altı zırhlı kobra aracıyla bölgeye sevk edildiği belirtildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Unsurlarımız olay yerine geldiği sırada, bölücü terör örgütünce önceden haince bir şekilde planlanmış bomba yüklü bir araç ile aynı noktada yere döşenmiş el yapımı patlayıcının teröristler tarafından patlatılması sonucu, bir zırhlı kobra aracı devrilmiştir. Zırhlı kobra aracında bulunan kahraman bir astsubayımız ve bir uzman jandarma çavuşumuz şehit olmuş, bir jandarma astsubay ile iki uzman jandarma çavuş ve bir jandarma uzman onbaşı yaralanmıştır. Bölgede geniş çaplı operasyonlara başlanmıştır." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehit olan Mehmet Koçak ve İsmail Yavuz'un ailesine başsağlığı telgrafı gönderdi.
Milliyet


Işıd'in 'İstanbul Emiri' Yakalandı!
Terör örgütlerine yönelik başlatılan 'topyekûn' operasyonlar devam ediyor. Üç gündür süren operasyonlarda, 34 ilde toplam 851 kişi gözaltına alındı. İstanbul'da düzenlenen terör operasyonunun İŞİD ayağında yakalanan 36 kişi arasında örgütün üst düzey yöneticilerinden olduğu bildirilen Azerbaycanlı Abdullah Abdullaev de vardı. 30'u yabancı savaşçı olmak üzere gözaltına alınan 36 kişi arasında bulunan Abdullaev'in operasyonun en kilit isimlerinden biri olduğu ifade edildi. Yabancı savaşçıları dünyanın dört bir yanından İstanbul'a getirdiği ileri sürülen Abdullaev'in bu kişilerin Suriye ve Irak'a geçmelerini sağladığı bildirildi. Polisin yaptığı tespitlere göre Abdullaev, yabancı savaşçıları önce Avrupa ve Orta Asya ülkeleri üzerinden getiriyordu. Polis, Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanlarında önlemler aldı. Terörle Mücadelede görevli profil takip uzmanlarının yabancı savaşçıları yakalamaya başlaması üzerine değişikliğe gidildi. Avrupa ve Orta Asya'da yaşayan ve IŞİD'e katılmak isteyenler Uzak Doğu ülkelerine gönderiliyordu. Burada bir süre kalan bu kişiler, daha sonra İstanbul'a geliyordu. Yabancı savaşçılar Abdullaev tarafından İstanbul'da kiralanan evlerde saklanıyordu, daha sonra Suriye ve Irak'a gönderiliyordu. Polis, bu değişikliği de çözünce onlarca kişi havalimanlarında yakalanarak sınır dışı edildi. Polis, Abdullaev'in kendisiyle bağlantı kuran kişilere kendisini 'İstanbul Emiri' olarak tanıttığını belirledi. 6'sı İŞİD yöneticisi 30'u yabancı savaşçı olmak üzere 36 kişinin ifadeleri devam ediyor. Yabancı savaşçıların Özbek, Çeçen, Fransız ve Azeri olduğu öğrenildi. Operasyon kapsamında Ebu Hanzala' ismiyle bilinen Halis Bayancuk da gözaltına alınmıştı.
Vatan

Gazi'de Polisi Şehit Ettiler!
İstanbul Bağcılar'da dün düzenlenen operasyonda öldürülen Günay Özarslan'ın cenazesi için Gazi Mahallesi'nde toplanan kalabalığın yürüyüşüne polis ekipleri müdahale etti. Polis ile göstericiler arasında çıkan çatışmada bir polis şehit oldu. Bağcılar'da terör örgütlerine yönelik düzenlenen operasyon sırasında öldürülen Günay Özarslan'ın cenazesi, önceki gün çıkan olaylar nedeniyle defnedilememişti. Cenaze için dün Gazi Mahallesi'nde toplanan kalabalığın yürüyüşüne de polis ekipleri izin vermedi. Cemevi avlusu ve yakınında toplanan grup öğlene doğru İsmetpaşa Caddesi'ne çıktı. Caddedeki barikatların arkasında toplanan grupta bulunan bazı kişilerin yüzlerini bezlerle kapattığı görüldü. Gruptakiler polise taş ve molotof kokteyli atarken TOMA ile barikatları aşan polis de, tazyikli su, gaz bombası, plastik mermi ile göstericilere müdahale etti. İsmetpaşa Caddesi'ne çıkan ara sokaklara dağılan göstericilerle polis arasındaki çatışma burada da devam etti. Polisin dağıttığı gruplar, bir süre sonra yeniden toplanarak polise taş ve molotof kokteyli attı, polis de karşılık verdi. Gazi Mahallesi'nde bir binaya giren göstericileri gözaltına almaya çalışan Muhammet Fatih Sivri adlı polis memuru şehit oldu. Alınan bilgiye göre, Gazi Mahallesi 1411 Sokak'ta yapılan korsan gösterilere müdahale eden çevik kuvvet ekipleri, bir binaya giren göstericileri gözaltına almak için içeri girdi. Bu sırada kimliği henüz tespit edilemeyen bir kişi ya da kişiler, polise silahlı saldırı düzenledi. Göğsüne isabet eden 3 kurşunla ağır yaralanan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli Muhammet Fatih Sivri adlı polis memuru ağır yaralandı. Saldırının ardından şüpheliler olay yerinden kaçarak uzaklaştı. Meslektaşlarının yardımıyla çatışma ortamından güçlükle çıkarılan Sivri, ambulansla Taksim İlk Yardım Hastanesi'ne kaldırıldı ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve şehit oldu.
Vatan

EKONOMİ

Gram Altın 96, 9087-96, 9836                                
ABD Doları 2, 7489-2, 7505/ Euro 3, 0183-3, 0220/İngiliz Sterlini 4, 2663-4, 2735                  

Petrolle Besleniyor
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) için petrol çok önemli bir gelir kaynağı. Hatta örgütün tabiri caizse 'petrol zengini' olduğu söylenebilir. Suriye'de, Irak'ta ele geçirdiği petrol yataklarından yaptığı karaborsa satışlarla aylık kazancının 10 milyon dolara kadar çıktığı tahmin ediliyor. Ve bu yalnızca gelir kaynaklarından biri… Irak'ta bir dönem birkaç büyük petrol sahasını birden kontrol eden IŞİD'in elinde, ABD hava operasyonları ve Irak güvenlik güçlerinin mücadelesi sonucunda şu an yalnızca bir petrol sahası kaldı. Ancak IŞİD'in petrol kaçakçılığı faaliyetleri gerilese dahi, henüz tam olarak durdurulabilmiş değil. NBC News'in Amerikalı terörle mücadele yetkililerine dayandırdığı haberine göre, ABD'nin Suriye'deki bir baskın sayesinde IŞİD'in finansman kaynakları hakkında edindiği istihbarat, milyonlarca dolarlık petrol servetini ortaya çıkardı. Haberde, IŞİD'in ana gelir kaynaklarından birinin petrol kaçakçılığı olduğu vurgulanırken, bunun ise büyük oranda Türkiye'ye yapıldığı kaydediliyor. Petrol kaçakçılığından elde ettiği gelir ile IŞİD'in, savaşçılarının maaşlarını ödediği, onların ailelerine aylık yardım yaptığı ve bu gelirin de daha önce tahmin edilenden üç kat fazla olduğu iddia ediliyor. İki üst düzey ABD'li terörle mücadele yetkilisine dayandırılan habere göre, IŞİD'in petrol ve yakıt ticareti ile kaçakçılığı sayesinde kazandığı para aylık 8 ila 10 milyon doları buluyor. Üst düzey terörle mücadele yetkilisi, "IŞİD her yere petrol ve yakıt satıyor. Suriye'nin içinde satışlar yapıyor, hatta Suriye rejimine satıyor. Irak'a satıyor. Umduğumuzdan daha geniş ve karmaşık bir ağ" diyor. ABD'li istihbarat örgütlerinin geçen yıldan bu yana IŞİD hedefleri üzerinde oldukça fazla mesai harcadığına işaret eden yetkililer, giderek örgütün işleyişine yönelik daha gizli bilgilere ulaştıklarını da anlatıyor. IŞİD'in finansman kaynaklarına yönelik birçok yeni bilginin yaklaşık iki ay önce ABD ordusuna bağlı özel harekât birliğinin, Suriye'nin doğusunda yaptığı operasyonda elde edildiği vurgulanırken, bu operasyonda IŞİD'in "kasası" olarak bilinen Ebu Seyyaf'ın öldürüldüğü hatırlatılıyor. ABD'li yetkili, "Ebu Seyyaf operasyonundan önce IŞİD'in kaçakçılıktan ne kadar para kazandığına dair gerçek bir fikrimiz yoktu. Ortada dolaşan birçok rakam vardı fakat tam olarak bilemiyorduk" diyor. Geçtiğimiz Perşembe günü ABD'nin Kolorado eyaletinde yapılan bir güvenlik konferansında konuşan ABD Hazine Bakanlığı Terör Finansı Daire Sekreteri Yardımcısı Daniel Glaser ise IŞİD için petrol kaçakçılığının oldukça kazançlı bir iş olduğunu vurgulayarak, "Bu yılın başlarında IŞİD yalnızca bir aylık petrol satışından yaklaşık 40 milyon dolar gelir sağladı. Buradan genel bir sonuca ulaşmak istersek, bu bir yıl sürecince yaklaşık 500 milyon dolar anlamına geliyor" dedi. Üst düzey terörle mücadele yetkilisi ise koalisyon hava saldırılarının IŞİD'in aylık gelirini söz konusu 40 milyon dolar seviyesinden düşürdüğüne işaret ederek, "Hava saldırılarından önce ya da hava saldırılarının başladığı ilk günlerde aylık 40 milyon dolar kazanıyorlardı. Operasyonların başlarında Yezidileri IŞİD'in elinden kurtarmaya çalışıyorduk. Daha sonra IŞİD'in altyapısını bombalamaya başladık ve bu da onların hareket etme ve satış yapma kabiliyetini doğrudan etkiledi" diyor. Diğer yandan petrolün IŞİD'in gelir kaynaklarından yalnızca biri olduğunu ve IŞİD'in Irak'ta ele geçirdiği bölgelerdeki banka kasalarındaki paralara da el koyduğu belirtiliyor.
Hürriyet

'Ani Duruşta' Risk Taşıyoruz
IMF'nin geçen hafta yayımladığı raporda, 2013 itibariyle net döviz borç varlık oranında 1995'e göre iyileşme sağlayamayan tek gelişen ülkenin Türkiye olduğu işaret ediliyor. Rapora göre bu da, sermaye akımlarında 'ani duruş' tehlikesine karşı ülkeyi kırılgan yerde tutuyor. 1990'lı yıllar, Türkiye gibi gelişen ülkeler için kriz yılları idi. Daha açık hali ile döviz krizleriydi bunlar. Bu dönemde krize girmeyen gelişen ülke yok gibiydi. Aradan 20 yıl geçtikten sonra 2010'lu yıllara gelişmiş ülke krizleri ile girdik. Bu krizlere önlem olarak çeşitli politikalar uygulandı; ABD, AB, Britanya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde bolca para basıldı. Hem bu önlemlerin, hem de bu önlemlerden çıkış süreçlerinde diğer ülkelere, ama esas olarak gelişen ülkelere etkili biçimde yansımalar oldu. Bolca basılan paralar gelişen ülkelere gidip yüksek büyüme sağlarken, borçluluk arttı. Gelişen ülkelerin ulusal paraları değerlendi. Şimdi durum değişiyor. ABD faizleri yükseltmeye başlarken, doların güçlenme patikasına girişi söz konusu. Peki, bizim gibi gelişen ülkelere nasıl yansıyacak? IMF bir süredir, 'taşma etkisi' (Spillover) olarak tanımladığı çerçevede rapor yayımlıyor. Sonuncusu birkaç gün önce yayımlandı. Rapor, doların güçlenmesinin gelişen ülkelere nasıl yansıyacağını inceliyor. Genel olarak gelişen ülkelerin 1990'lı yıllara göre oldukça iyileştiği vurgusu, raporun olumlu açısı. Olumsuz tarafı ise bizi ilgilendiriyor; 1995'e göre tüm gelişen ülkeler kırılgan taraflarını iyileştirirken, Türkiye'nin de aralarında olduğu 3 ülkede geriye gitmiş, kötüleşmiş. IMF, tarihsel olarak sert dolar değerlenmesinin olduğu dönemlerde gelişen ülkelerde de krizlerin arttığına işaret ettiği raporda; aradan geçen zaman içinde gelişen ülkelerin hem döviz cinsi borçlanmalarını azalttıklarını, hem de döviz rezervlerini güçlendirdiklerine dikkat çekilerek, eskisine göre yani 1995'e göre daha az kırılgan oldukları vurgulanıyor. Ancak, doların güçlenmesine bağlı potansiyel kırılganlıkların hâlâ mevcut olduğuna işaret ediliyor. Kimi gelişen ülkelerde, tüm bu iyileşmelere karşın dolar cinsinden hâlâ kayda değer döviz pozisyon açıklarının (dolar yükümlülüklerinin varlıklarından fazla olması) bulunduğu not düşülmüş. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.
Hürriyet

İranlıların Yuvasını Türkler İnşa Ediyor
İran'ı 12 yıldır uygulanan ambargonun sona ermesiyle İran kapılarını dünyaya açtı. Bu ülkeye daha önce gidenler ise büyük projelere imza atıyor. Kuzu Grup da bunlardan biri. 2011 yılında bu ülkeye gidip 57 bin konutluk dev bir projeye imza atan Kuzu Grup, ilk etabı teslim etti. 37 bin konuttan oluşan ikinci etapta da yüzde 75 tamamlama oranına ulaşan şirket, dünyada tek kontratta yapılan en büyük konut projesine imza atmış oldu. Kuzu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Özen Kuzu, ekonomik ambargonun yavaş yavaş kalkmasıyla 400 milyar dolarlık pazar hacmine sahip olan İran'ın kapılarının dünyaya açılacağını belirterek, "Bu, ticaret, enerji, finans, inşaat gibi konularda iş yapan firmalar için yeni iş imkânları sağlayacaktır. Bu pazardan en fazla Türkiye yararlanır. Türkiye İran ile ilişkilerde öne çıkacak. Ambargolara rağmen yaklaşık 14 milyar dolarlık ticaret ilişkimizin olduğu İran'a coğrafi açıdan da yakın olmamız, ülkemizin İran'daki normalleşme sürecinden kârlı çıkacağına işaret ediyor" dedi. Kuzu Grup olarak yıllar önce girdikleri bu pazarda 57 bin konutluk büyük bir projeye imza attıklarını hatırlatan Özen Kuzu, Mesken Meher projesinin Tahran eyaletinin Parandan şehrindeki 20 bin konutluk ilk etabı teslim ettiklerini söyledi. Özen Kuzu, şimdi de Tahran eyaletinin Perdis şehrinde 37 bin konutluk ikinci etabı inşa ettiklerini, inşaatın yüzde 75 seviyesine ulaştığını açıkladı.
Türkiye

Hedef 100 Milyon Zengin Çinli
Türkiye ile Çin arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesinde yeni bir sayfa açılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği Çin ve Endonezya ziyaretlerinin yol haritası netleşti. 100'ün üzerindeki işadamının da katılacağı gezide iş dünyasının öncelikli hedefi Çin'e yıllık 2.8 milyar dolar seviyesinde olan ihracatı 10 milyar dolar seviyesine çıkarmak. Hazır giyim ürünleri başta olmak üzere markalı katma değeri yüksek ürünlerin satışı öncelikli hedef olarak belirlendi. Finans, enerji, savunma gibi stratejik alanlarda da ortak işbirliği yapılması görüşme masasında yer alacak. Çin'de düzenlenecek foruma Türkiye ve Çin'den 400'ü aşkın işadamının katılması bekleniyor. Türkiye'nin mermer, krom, bakır gibi hammadde ihracatı gerçekleştirdiğini ifade eden Türkiye İhracatçılar Meclisi'nden (TİM) bir yetkili, "Bu ülkeye sattığımız bir takım şeyler var ancak dış ticaret açığının kapanması için özellikle hazır giyim ürünlerinden oluşan markalı mal satışı yapmak önemli. Katma değeri yüksek ürünlerle en az 10 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirebiliriz. Çin'in yaklaşık yüzde 10'luk bir zengin kesimi var. Bu da en az 100 milyon zengin müşteri anlamına geliyor" dedi.
Star

Piyasalar Erken Seçimi Sevmeyecek
Geçtiğimiz hafta askeri hareketliliğin artması; Amerikalılar'ın "oyunu değiştirecek" diye nitelediği İncirlik üssünün kullanımına izin çıkması (her ne kadar ABD ile bir mutabakata varılmış olması varsayımına rağmen) piyasaların çok da hoşuna gitmedi. Nasıl gitsin? Sadece savaş veya benzeri bir ortama girilmiş olması değil, bu yıl için yazabileceğimiz en iyi hikaye olan "Barış Sürecinin" derin dondurucuya konulduğu bu dönemde Türkiye ister istemez "rakiplerinden" olumsuz olarak ayrışacak. Hele ki İran ile P5+1 anlaşması imzalanmışken… Bir de buna Merkez Bankası'nın geçtiğimiz haftaki son PPK toplantısında da proaktif adım atmayarak faizleri aynen koruması ve her geçen gün; sırf kamu alımları nedeniyle "doğal olarak eriyen"; net döviz rezervleri meselesini de eklediğimizde piyasaların satın alabileceği olumlu senaryolar git gide azalıyor. Nitekim 2.7534'ü test eden dolar/TL kuru ve 77.726'ya kadar gerileyen BIST 100 endeksi de gelişmeleri ister istemez olumsuz fiyatlıyor. Kolay gösterge olmasa babında dolar/TL kurları geçtiğimiz Cuma gününü teknik olarak kritik bir seviye olan 2.7401'in altında, 2.7372'den kapattı. 2.74 (düz!) seviyesi bu hafta için de önemli olacak. Bu seviyenin üzerine iki ardışık günlük kapanış, dolar/ TL kurlarında yeniden 2.7670 ve ardından 2.8097'deki zirvenin de aşılacağı bir hareketi beraberinde getirebilir. Eğer 2.74 seviyesinin altında kalmayı başarabilir ise dolar/TL kurlarının 2.7030- 2.7150 seviyelerini test etme olasılığı var. Ancak bunun için koalisyon müzakerelerinden iyi haberler gelmesi ve askeri hareketliliğin geçtiğimiz haftaya göre azalması gerekir. Ola ki askeri hareketlilik tırmanarak devam eder, erken seçim olasılığının arttığı "algısı" güçlenecek olursa, kurlar için yukarıdaki olumsuz senaryo ihtimali artacaktır.
Vatan

DÜNYA

Çözüm Sürecine Bağlılık Önemli
Türkiye'nin, ülke içinde gerçekleştirdiği eylemlerin ardından Kuzey Irak'taki PKK unsurlarına yönelik başlattığı hava saldırıları, Suriye'de PKK uzantısı PYD'yle IŞİD'e karşı askeri işbirliği yürüten Washington'da bir denge bulma çabası yarattı. Amerikan yönetimi, Başkan Barack Obama'nın IŞİD'le Mücadele Özel Temsilci Yardımcısı Brett McGurk'ün yaptığı açıklamalarla PKK'ya dönük hava saldırılarını Türkiye'nin meşru müdafaa hakkı saymakla birlikte gerginliğin azaltılması, Türkiye ve PKK'nın çözüm sürecine bağlı kalması çağrısı yaptı. Brett McGurk'ün kendi Twitter hesabından paylaştığı açıklamada şöyle denildi: "Türkiye'deki son PKK terörist saldırıları ve Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı Türk hava saldırılarına dair haberlerle ilgili PKK'nın Türkiye'deki terörist saldırılarını güçlü biçimde kınıyoruz ve müttefiğimiz Türkiye'nin kendini savunma hakkına tamamen saygı duyuyoruz. Ayrıca gerginliğin azaltılması ve her iki tarafın da âdil ve sürdürülebilir bir barış için barışçıl bir 'çözüm süreci'ne bağlı kalması çağrısı yapıyoruz. PKK'ya yönelik bu hava saldırıları ve IŞİD'e karşı ABD-Türkiye işbirliğinin yoğunlaştırılması konusunda en son ortaya konulan anlayış arasında bir bağlantı yok. IŞİD'e karşı küresel savaşta Türkiye ve ortaklarımızın hepsiyle işbirliğini geliştirmeyi dört gözle bekliyoruz." Konu, Obama'nın Kenya seyahati sırasında Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes'un katıldığı basın toplantısında da gündeme geldi. Ve Rhodes, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta yürüttüğü operasyonla ilgili yorumu sorulduğunda "Türkiye'nin IŞİD'e karşı artan çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz" dedi. Rhodes, ayrıca ABD'nin PKK'yı "terörist örgüt" saydığını hatırlatarak "Türkiye'nin terörist hedeflere yönelik harekete geçmeye hakkı var" diye konuştu. Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Alistair Baskey de yaptığı açıklamada, "PKK'nın terör saldırılarına karşı NATO müttefikimiz Türkiye'nin kendini savunma hakkına tamamen saygı duyuyoruz. Aynı zamanda, tansiyonun azaltılması ve iki taraf da kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için 'çözüm süreci'ne bağlı kalmayı sürdürmelidir. Şiddet, uzun vadeli güvenlik ve gelişimi açısından Türkiye vatandaşlarının yararına değildir" görüşüne yer verdi. Wilson Center Ortadoğu Direktörü Henri Barkey de Obama yönetiminin PKK'ya yönelik hava saldırılarına dair yaptığı açıklamaları Hürriyet'e şöyle değerlendirdi: "İki şey değişmeyecek. ABD, PYD ile işbirliğini sürdürecek. Çünkü PYD, şu an Suriye'deki tüm muhalif gruplar arasında IŞİD'e karşı en başarılı örgüt. İkincisi, ABD İncirlik mutabakatı sonrası Türkiye'yle de işbirliğini derinleştirecek."
Hürriyet

Hamaney'den 'Obama'lı Tweet
ABD ile İran arasında sağlanan nükleer anlaşma sonrası Tahran yönetimi rahat bir nefes alırken, ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD'ye karşı sert tavrını sürdürüyor. 14 Temmuz'da sağlanan nükleer anlaşmanın ardından bayram namazı hutbesinde bunun Ortadoğu'da ABD'ye karşı olan politikalarını değiştirmeyeceğini söyleyen Hamaney, burada söylediği "Savaş istemiyoruz, savaş başlatma niyetimiz de yok, ancak savaş çıkarsa kaybedecek olan saldırgan ve suçlu ABD olacaktır" şeklindeki sözlerini tartışmalı bir resimle önceki gün resmi Twitter adresinden paylaştı. Resimde ABD Başkanı Barack Obama'nın siluetinin kendi kafasına bir silah dayadığı görüldü.
Hürriyet

Filistinli Susya Köyünü Osmanlı Tapusu Kurtardı
İsrail tarafından boşaltılması planlanan Batı Şeria'daki Filistin köyü Susya, Osmanlı belgeleri sayesinde kurtulabilir. Haaretz gazetesinin haberine göre, İsrail Savunma Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği bir iç soruşturma kapsamında, köyün Filistinlilere ait bir özel arazi olduğu ortaya kondu. Savunma Bakanlığı'nın raporunda bu tespit, 1881 tarihli bir Osmanlı tapusuna dayandırıldı. İsrail'in Susya köyünde bulunan 80 yapıdan 30'unu yıkarak bu alanı boşaltma planı hem ülkede hem de dünya da tepki çekmişti. Yıkım kararı, Amana adlı sağcı bir örgütün bu köydeki binaların inşaat izni olmadığı yönünde başvuru yapması sonucu alınmıştı. Köyde yaşayan Filistinliler, 2 yıl önce inşaat izni için başvursa da bunu elde edememişti. Olay İsrail Yüksek Mahkemesi'ne kadar taşınırken, mahkeme yıkımın durdurulması yönündeki başvuruyu reddetmişti. Yıkım kararı ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 'zararlı ve provokatif' olarak nitelendirilmiş, Avrupa Birliği'nin 28 ülkesinden temsilciler destek adına köyü ziyaret etmişti. Savunma Bakanlığı'nın incelemesi ise, köyde yaşayan Jobar ailesinin talebi üzerine başlatıldı. Jobar ailesi, 1881 yılına ait bir Osmanlı tapusunu, köyün özel arazi olduğuna dair kanıt olarak sundu. Başvuru üzerine Savunma Bakanlığı Sivil İdare bölümünden Moşe Meiri'nin yürüttüğü bir inceleme başlatıldı. Batı Şeira'daki toprak kayıtlarından sorumlu olan Meiri, Osmanlı tapusunun 'geçerli' olduğunu ortaya koydu. Ancak tapu, kapsadığı sınırların belirsiz olması nedeniyle tartışmalıydı. Buna rağmen Meiri, tapuda işaret edilen yerleri arazide bulmayı başardı ve toprağın Jobar ve Navaja ailelerine ait olduğunu ortaya koydu. Meiri'nin hazırladığı iç raporu Haaretz gazetesi ele geçirdi. Haaretz'e göre, Susya'daki yapılar inşaat izinleri bulunmadığı için bu bulguya rağmen yıkılabilir. Ancak toprak özel arazi olduğu ve tarım alanı olarak işletme hakkı bulunduğu için köy sakinleri Susya'yı terk etmeye zorlanamayacak. İsrail, yıkım işlemlerini Ramazan ayı sonrasına ertelemişti. Haaretz ise raporun yıkımı durdurabileceği yorumunda bulundu. El Halil'e (Hebron) 15 dakika mesafede bulunan Susya köyünde derme çatma evler ve çadırlarda 40 aile yaşıyor. İsrail, 1991 yılında Susya köyüne bir kilometre uzağa Yahudi yerleşimi inşa etmişti.
Milliyet

Kolombiya Barışında Bir Adım Daha Atıldı
Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, barış süreci kapsamında FARC örgütünün kamplarına yönelik hava saldırılarının askıya alındığını duyurdu. Bu karar, 51 yıldır süren ve 220 bin kişinin ölümüne neden olan çatışmayı sona erdirme adına yürütülen barış görüşmelerinde büyük bir adım olarak değerlendiriliyor. Cartagena kentinde açıklama yapan Santos, "Bu daha az ölüm, daha az acı ve daha az kurban anlamına gelecek" dedi. Santos, artık bombardımanın ancak devlet başkanının özel emri olduğu hallerde gerçekleştirilebileceğini belirtti. Santos'un açıklaması, FARC'ın tek taraflı ilan ettiği ateşkesin devreye girmesinden beş gün sonra geldi. Hükümet ve Marksist FARC gerillaları iki buçuk yıldır Latin Amerika'nın en uzun savaşını sona erdirmek için barış görüşmeleri yürütüyor. Mart ayında FARC'ın 10 askeri öldürmesi ile çatışmalar şiddetlenmişti. Santos, nihai barış anlaşmasına 2015 yılında ulaşmayı amaçladığını ancak beş maddeli gündemde henüz üzerinde uzlaşılamayan bazı noktalar olduğunu belirtiyor. FARC ortak ateşkes ilanı çağrısı yapsa da hükümet örgütün eskiden ateşkes dönemlerini tekrar silahlanmak için kullandığını belirterek bunu reddediyor. FARC (Kolombiya'nın Devrimci Silahlı Güçleri), 1964 yılında, hükümeti devirmek ve Marksist bir rejimin başa geçmesini sağlama amacıyla kuruldu.
Milliyet

Berlin'in Operasyon Rahatsızlığı
Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen Türkiye'nin PKK'ya yönelik operasyonunu eleştirdi. Alman ARD kanalına konuşan von der Leyen PKK'dan "Kürt organizasyonu" olarak bahsetti ve Türkiye'nin barış yolunu bırakmaması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin DAEŞ'e karşı operasyon yapmasını bir hak olarak değerlendiren von der Leyen, ancak Ankara'nın PKK'ya yönelik operasyonu ise haksız, tartışmalı olarak yorumladı. Yeşiller Eş Başkanı Cem Özdemir ise "Türkiye'nin sonunda DAEŞ'in bir tehtid olduğunu anlamış olması önemli. Ancak Türkiye aynı zamanda Kürtlerle karşı karşıya gelirse, bu DAEŞ savaşında başarıyı yakalayanlarla karşı karşıya gelmesi demek olur" dedi. Daha önce Sosyal Demokrat Parti SPD ve Yeşiller, DAEŞ operasyonunun göstermelik olduğu, perde arkasında PKK hedeflerine operasyon olduğu iddiasında bulunmuştu.
Star

Paris'te İnsan Avı
Ocak ayında Hazreti Muhammed karikatürleri yayınladığı gerekçesiyle siyasi hiciv gazetesi Charlie Hebdo'ya yönelik kanlı baskından bu yana alarmda olan Fransız polisi, dün başkent Paris'ten gelen yeni saldırı haberiyle bir kez daha teyakkuza geçti. Ülkenin en büyük spor etkinliklerinin başında gelen Fransa Bisiklet Turu'nun (Tour de France) final ayağının düzenlendiği başkentin ünlü Le Concorde Meydanı'ndaki güvenlik bariyerlerine çarpan bir araca güvenlik güçlerince ateş açıldı. Yarışçıların Sevr Kasabası'ndan Paris'e gelmelerine saatler kala gerçekleşen olayda araçtaki iki kişinin açılan ateşten yara almadan kurtulduğu ve araçlarıyla kayıplara karıştığı kaydedildi. Olası terör saldırılarına karşı güvenlik önlemlerini artıran Paris polisi, olayın ardından başkent ve çevresinde geniş çaplı bir insan avı başlattı. El Kaide bağlantılı Said ve Şerif Kouachi adlı kardeşlerin Ocak ayında Charlie Hebdo dergisine düzenlediği saldırıda 11 kişi ölmüştü. Olaydan kısa süre sonra Amedi Kolibali adlı militan da Paris'teki bir koşer marketini basıp içerdekileri rehin almıştı. 3 saldırgan da polisle girdikleri çatışmada öldürülmüştü
Vatan

POLİTİKA

Sınırda Deaş'ı Görmek İstemiyoruz
Başbakan Prof. Ahmet Davutoğlu, önceki akşam bir grup gazetenin genel yayın yönetmeniyle yaptığı sohbet toplantısında, IŞİD'in (DEAŞ) Suruç saldırısına verilen yanıtın ardından Türkiye'nin sınır bölgesindeki en önemli hedefini 'DEAŞ'ı görmemek' olarak açıkladı. Davutoğlu, "O civarda bundan sonra Suriye bağlamındaki hedefimiz nedir Hedefimiz, sınırımızda DEAŞ görmek istemiyoruz. Nasıl yaparız, hangi aşamalarda yaparız, o bizde mahfuz ama görmek istemiyoruz. Yerine ne geçecek, ılımlı muhalefetin oraya yerleşmesini istiyoruz" diye konuştu. Davutoğlu, Beşiktaş'taki Başbakanlık ofisinde gerçekleşen buluşmada IŞİD'e karşı mücadele için İncirlik Üssü'nün ABD'ye açılması konusunda varılan mutabakatın bazı ayrıntılarını da açıkladı. Davutoğlu, bu çerçevede İncirlik'in açılması karşılığında ABD'ye öne sürülen bazı taleplerin belli ölçülerde karşılandığını da söyledi. Başbakan, bu çerçevede Türkiye'nin kara gücü sokmayacağını, DEAŞ'ın yerini ılımlı unsurların doldurmasının hedeflendiğini anlatarak, bu unsurlara 'hava desteği' sağlanacağını vurguladı. Başbakan, bu konudaki bir soruya şu karşılığı verdi: ABD ile bazı yaklaşım farklılıklarımız vardı. Biz kapsamlı bir strateji ihtiyacına dikkat çekiyorduk. İkincisi, mülteciler için güvenli bölgeler oluşturulsun, üçüncüsü Suriye'nin geleceğinin belirlenmesinde ılımlı unsurlara yer verilsin. Ama görüş birliği içinde olduğumuz konular da vardı. Geldiğimiz noktada, yapılan anlaşma içinde bizim kaygılarımızı veya beklentilerimizi gideren unsurlar derç edildi belli ölçülerde. Bunun detayına girmem. Ama mesela air cover (hava koruma) önemli bir husus. DEAŞ'a karşı mücadele eden Özgür Suriye Ordusu veya ılımlı unsurların havadan korunması Alana biz kara gücü sokmayacaksak –ki sokmayacağızorada kara gücü olarak bizimle işbirliği yapan belli unsurların korunması. Bir de eğit-donat faaliyeti istenilen hızda olmasa da yapılır hale geldi. Burada nihayet şartların gerektirdiği, ihtiyaçların karşıladığı bir ortak zemin oluştu. İncirlik de dahil olmak üzere koalisyon ile işbirliği yapmak konusunda mutabık kalındı. Önümüzdeki günlerde gerekli adımlar atılacak. Davutoğlu, ayrıca Türkiye'nin son Irak ve Suriye harekâtlarıyla bölgede yeni şartların ortaya çıktığını belirterek, şöyle konuştu: "Bir kere herkesin bu şartları bu çerçevede doğru okumasını bekliyoruz, herkes bunu anlasın ve kendi konumunu gözden geçirsin diye bekliyoruz. Gerek Türkiye içindeki siyasi aktörler, gerek bölgedeki aktörler, eminim 23 Temmuz ile 25 Temmuz'un ayrı iki dönem olduğunu fark etmişlerdir. Gücünü etkin bir şekilde kullanan bir Türkiye'nin mevcudiyeti Suriye'de, Irak'ta, bölgede denklemleri değiştirebilecek sonuçlar doğurur, bunu herkesin görmesi lazım.
Hürriyet

Yargıtay Kandil Siyasetçileri İçin Devreye Girmeli
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, terör saldırılarıyla ilgili "Geçici hükümet, işbaşında kaldığı müddetçe Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm imkân ve kabiliyetini eksiksiz kullanmalı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise terörle arasına mesafe koyamayan Kandil siyasetçileri hakkında hemen devreye girmeli, AKP ile CHP arasında yürütülen koalisyon görüşmeleri daha fazla sürüncemede bırakılmadan mutabakata bağlanmalı ve Türkiye'nin önü açılmalı" önerilerinde bulundu. Yazılı bir açıklama yapan Bahçeli, özetle şunları söyledi: "Tüm itirazlarımıza rağmen, AKP'nin PKK'yla inatla yürüttüğü karanlık müzakereler sonunda ters tepmiş, Türkiye terörün kucağına atılmıştır. Başbakan'ın Çözüm Süreci'ni terk etmesi, milli ve tarihi bir görev olarak önündedir. Sayın Davutoğlu bundan kaçmamalıdır. Hainler, maalesef AKP'nin kucağında pışpışlanmışlardır. Şayet 7 Haziran'dan bugüne, farklı mahiyette 281 terör eylemi gerçeklemişse bunun esas kaynağı hiç kuşku yok ki teröristlere verilen tavizlerde gizlidir. İmralı canisinin silah bırakma çağrıları, hiçbir işe yaramamış, yılın ilk 7 ayında 2100 terör eyleminin önünü kesememiştir. Halen kim ya da kimler tarafından organize edildiği, hangi amaçların gözetildiği muamma olan Suruç katliamının, ülkeyi kan gölüne tahvil etmek için kurgulandığı, PKK'ya saldırı davetiyesi çıkardığı ayan beyan ortadadır. Kobani'de sivil kalmamışken; HDP, ESP ve bazı bölücü sivil toplum kuruluşlarının teşviki ve 3-5 oyuncakla Suruç'a ölüme gönderilen gençlerin teröre kurban seçildiği neredeyse kesine yakındır. Bölücülüğün iki ana aktörü PKK ve HDP tarafından planlandığı anlaşılan, AKP'nin de sessizliğe büründüğü ölüm tezgâhının Suruç'ta kurulması şöyle dursun, Türkiye'yi uçurumun kenarına kadar savurması büyük badirelere neden olmuştur. Gün Kandil'e şanlı Türk Bayrağı'nı dikmenin, teröristlerin kökünü kazımanın günüdür. IŞİD ve PKK'nın yuvalandığı mücavir bölge ve alanlar tamamen imha edilmeden etrafımızdaki fitne kampanyası sona ermeyecektir. Takibat ve gözaltılar genişletilerek mutlaka sürdürülmelidir."
Hürriyet

Yaş'ta En Kritik Atamalar Sınır Hattındaki Birliklere
Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında 1 Ağustos'ta toplanması öngörülen Yüksek Askeri Şura toplantısı için hazırlıklar tamamlandı. YAŞ'a TSK'da görevli orgeneral ve oramirallerin yanı sıra Başbakan Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül katılacak. Böylece Gönül, 2010 Yüksek Askeri Şurası'ndan 5 yıl sonra yeniden Şura toplantılarına katılacak. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'in son Şurası olacak toplantıda, Özel'in emekli olmasıyla boşalan Genelkurmay Başkanlığı'na Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar'ın getirilmesi bekleniyor. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Atay da görev süresi sona erdiğinden emekliye ayrılacak. Bu yılki toplantıda, TSK bünyesinde tek oramiral olarak görev yapan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu'nun görev süresinin uzatılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Yine kulislerde Hava Kuvvetleri Orgeneral Akın Öztürk'ün görev süresi dolmasına karşın bir yıl daha kuvvet komutanı olarak hizmet edebileceği konuşuluyor. Ancak bu olasılığın, Oramiral Bostanoğlu'nun süresinin uzatılacak olması kadar kesin olmadığı ifade ediliyor. Eğer Orgeneral Öztürk emekliye sevkedilirse, Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanı Orgeneral Abidin Ünal, kuvvet komutanlığına gelecek. Şura toplantısında terfi ve atamaların temelini Türkiye'nin güney sınırındaki hareketlilik oluşturacak. Toplantının gündeminde Suriye ve Irak sınır hattı boyunca görev yapan tugay ve tümenlere yönelik atamalar oluşturacak. 2. Ordu Komutanlığı bölgesinde bulunan ve hem IŞİD hem de PKK ile müdahale edecek olan birliklere TSK'nın en seçkin personellerinin atanacağı, bir süredir bu bölgede görev yapan deneyimli persone- l i n bir bölümünün ise kritik süreç nedeniyle görevlerinin uzatılacağı belirtiliyor. Bu arada Kilis Elbeyli'de 23 Temmuz'da Astsubay Yalçın Nane'nin şehit edilmesiyle başlayan IŞİD ve PKK'ya yönelik operasyonlarda 100'e yakın IŞİD militanının öldürüldüğü bildirildi.Operasyonları yürüten Malatya merkezli 2. Ordu Komutanlığı ile Erzincan merkezli 3. Ordu Komutanlığı'nda tüm izinler kaldırıldı.
Milliyet


SPOR

TEB BNP Paribas İstanbul Cup'ta çiftler şampiyonu Daria Gavrilova (Rusya)-Elina Svitolina (Ukrayna) ikilisi oldu. Finale kadar oldukça başarılı maçlar çıkaran Çağla Büyükakçay ile Jelena Jankovic karşılaşmaya iyi başlasa da devamını getiremedi, 2-1 yenilerek kupayı kaçırdı. Garanti Koza Arena'da oynanan maçın ilk setinde Gavrilova-Svitolina çifti ilk iki oyun sonunda 2-0 üstünlük yakaladı. Sonraki üç oyunun birinde servis kırmayı başaran Çağla-Jankovic ikilisi sette 3-2 öne geçti. Daha sonraki oyunlarda sporcular servislerde hata yapmadı ve 11. oyunu Çağla-Jankovic çifti 6-5 önde bitirdi, 12. oyunda servis kırmayı başararak 41 dakika süren seti 7-5 kazanarak maçta 1-0 öne geçti. İkinci sete Gavrilova- Svitolina çifti, yine Çağla'nın servisini kırarak başladı, 4-1'lik üstünlük yakaladı. Gavrilova-Svitolina çifti, kalan bölümünde hata yapmadı, seti 6-1 alarak, durumu 1-1'e getirdi. Süper tie-break'te ilk 7 puan sonunda Çağla-Jankovic çifti 4-3 üstünlük yakaladı. Gavrilova-Svitolina ise, rakiplerinin hatalarını iyi değerlendirerek, üst üste 7 puan almayı başardı ve seti 10-4 kazanarak kupayı aldı.
Milliyet

Şampiyonlar Ligi'nde Shakhtar Donetsk ile tur mücadelesi verecek olan Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira, rakibini analiz etti, rakibi düşünmek yerine kendilerine odaklanmaları gerektiğini söyledi. Shakhtar Donetsk Teknik Direktörü Mircea Lucescu ile daha önce çok kez karşı karşıya geldiklerini, kendisini iyi tanıdığını belirten Pereira, şöyle devam etti: "Bu seviyedeki yarışmacı takımlar birbirlerini iyi analiz ediyorlar. Biz de iyi bir analiz süreci geçirdik. Gizli yanı fazla olmayan bir takım. Çok güçlü bir ekip ama mükemmel değiller. Kontrol edilebilecek yanları var, eksikleri var. Bu yanların üzerine gideceğiz. İyi yanları var, kötü yanları var. Tıpkı bizim eksik ve iyi yanlarımız olduğu gibi. Rakibi gayet iyi tanıdığımızı düşünüyorum." Mücadeleci ve yarışmacı bir takım olmanın önemli olduğuna dikkat çeken Pereira, Shakhtar Donetsk karşısında kendi kişiliğini ve oyun anlayışını sahada görmek istediğini belirterek, "Profesyonel çerçevede işinizi iyi yapmak önemlidir. Buna inanıyorum. Yarışmacı olmak kadar, karakter de önemli. Sahada benim kişiliğimi, futbol anlayışımı yansıtan yarışmacı, mücadeleci bir takım görmek istiyorum. Yaptığı işten gurur duyan bir takım görmek istiyorum. Hem bu maçta hem de bütün sezon boyunca" diye konuştu. Rakibi düşünmek yerine kendilerine odaklanmaları gerektiğini belirten Pereira, "Kazanmaya giden yol, onların bizim kalitemizi görmesinden geçiyor. Benim için futbol hep böyleydi, hep kendi takımıma odaklandım. Bir rakip, bir turnuva için de tarzımızı değiştirmeyi düşünmüyorum" dedi. Maç sonunda, ortaya konulan mücadeleyle ilgili futbolcularla ve tribündeki taraftarla gurur duymak istediğini söyleyen Portekizli teknik adam, "Maç sonunda soyunma odasına girdiğimizde, birbirimizin gözlerine baktığımızda 'her şeyi yaptık, cesurduk, karakterimizi ortaya koyduk, tüm gayreti ortaya koyduk' diyebilmeliyiz. Maçtan sonra takımdan bu hissi istiyorum" ifadesini kullandı.
Milliyet

Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman, transfer gündemlerinin bir numaralı ismi Mario Gomez'e taviz vermeyeceklerini söyledi. Avusturya'da kampında konuşan Orman "Gomez ilgilendiğimiz bir oyuncu ama tek ilgilendiğimiz değil. Mali gerçeklerimiz var. Beşiktaş'a transfer olan oyuncular için hiç kimseye teminat mektubu verilmez. Güvenmeyen gelmez, biz de almayız. Gomez gelecek diye tavizlerde bulunmayız" açıklamasını yaptı. Gökhan Töre'ye 18 milyon euroluk teklif geldiği iddiaları için "Palavra" diyen Orman "Gökhan çok kıymetli bir oyuncu. Bizim ve Türk futbolunun önemli starı. Starları oynatmamız lazım. Beşiktaş oyuncu satarak para kazanan bir kulüp değil. Gökhan, Oğuzhan, Sosa'yı göndermeyeceğiz. Pedro için de benim şahsi bir niyetim yok. Hedefimiz lig ve UEFA şampiyonluğudur. Biz bir an evvel Vodafone Arena'ya dönüp şampiyon olmak istiyoruz" diye konuştu. Veli Kavlak'ın durumu nedeniyle ön libero transferi yapacaklarını söyleyen Beşiktaş Başkanı "35-40 günümüz var. 4 oyuncu gitti, 4 kişi geldi. 5'inci transferle bu işi bitireceğiz. Birinci hedefimiz santrfor transferi" dedi. Stat konusuna da değinen Fikret Orman, "İnşaat o gün bitecek, bugün bitecek ama sonunda bitecek. Vodafone Arena'ya inşa edilen çatı zor bir çatı. Süreç biraz uzadı. Fakat Azrail gibi tepelerindeyim" değerlendirmesinde bulundu.
Star

F.Bahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira, Can Bartu Tesisleri'nde düzenlediği basın toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Toplantı öncesi 47. yaşına girmesi nedeniyle hazırlanan pastayı kesip, "Kendimi 40 yaşında hissediyorum. İstediğim hediye Şampiyonlar Ligi" diyen Portekizli teknik adam şunları söyledi: "Shakhtar Donetsk maçıyla ilgili bir tek şey söylemek istiyorum. Yaptığı işten gurur duyan bir takım görmek istiyorum." "Benim oyuncularımdan istediğim; sahada benim kişiliğimi yansıtan mücadeleci bir takım görmek. Maç sonu soyunma odasına girdiğimizde birbirimizin gözlerine bakınca 'cesurduk, karakterimizi ve kazanabilmek için tüm gücümüzü ortaya koyup her şeyi yaptık' diyebilmeliyiz. Bu taktikten, teknikten her şeyden daha önemlidir benim için. Karakterli olmak zorundayız. Herkes 'bu takım maçı kazanmak için her şeyi yaptı' diye hissetmeli." "Biz yeni bir ekibiz. Şampiyonlar Ligi tecrübesi üst düzeyde olan bir rakibimiz var. Lucescu ile çok sayıda karşılaşma yaptım. Onları gayet iyi tanıdığımızı düşünüyorum. Takımların gizli yanları kalmadı. Shakhtar'ı endişe etmek yerine kendi kalitemize inanmalıyız. Güçlü bir takım ama mükemmel değiller. Kontrol edilebilecek yanları ve eksikleri var. Tıpkı bizim de iyi ve eksik yanlarımız olduğu gibi. Beklentilerin farkındayız. 12. adama ihtiyacımız var."
Star

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme