11 Kasım 2015 Çarşamba

11.11.2015 Genel Gündem


11.11.2015

GÜNDEM


Ata'ya Sonsuz Özlem Ebedi Bağlılık
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin 77'nci yılında Anıtkabir başta olmak üzere tüm Türkiye'de ve dış temsilciliklerde yapılan törenlerle anıldı. Saatler 09.05'i gösterdiğinde sirenlerin çalmasıyla birlikte genci yaşlısı kadını erkeği milyonlarca kişi Ata'ya saygı duruşunda bulundu. Milyonlarca kişi karada ve denizde, su altında, havada ellerinde bayraklarla söyledikleri marşlar, okudukları ve yazdıkları şiirlerle Atatürk'ü anarak O'na minnet duygularını anlattı. Devlet töreninin yapıldığı Anıtkabir'e akın eden yüzbinlerce kişi de Atatürk'ün mozolesine karanfiller baraktı. Vatandaşlardan bazıları Atatürk'ün mozolesine kapanıp bazıları da mozolesini okşayıp öperek sevgi gösterisinde bulunarak gözyaşı döktüdu. Anıtkabir, yoğun ilgiden dolayı akşam 20.30'a kadar açık kaldı. Anıtkabir'de devlet töreni nedeniyle olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. Tören öncesi on binlerce vatandaş, Anıtkabir'in önünde toplandı. Vatandaşlar polisin kurduğu barikatların gerisinde tutuldu. Alanda yüzlerce sivil ve üniformalı polis ile çok sayıda TOMA'nın bulunması ve asker kontrolündeki Anıtkabir'in nizamiyesinde de ilk kez polislerin görev yapması dikkati çekti. Anıtkabir'deki tören, 08.55'de devlet erkanının Aslanlı Yol'da yürüyüşü ile başladı. Kortejde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra TBMM Başkanı İsmet Yılmaz, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Yardımcıları Tuğrul Türkeş ve Cevdet Yılmaz, yüksek yargı organlarının başkanları, Bakanlar Kurulu üyeleri, kuvvet komutanları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli katıldı. Bahçeli'nin arka sıralarda durmayı tercih etmesi dikkati çekti. Anıtkabir'deki törene HDP'den katılım olmadı. Erdoğan, kırmızı beyaz karanfillerden oluşan ay yıldızlı çelengi, Atatürk'ün mozolesine bıraktı. Atatürk'ün 77 yıl önce ebediyete intikal ettiği 09.05'de siren eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu, ardından İstiklal Marşı okundu. Saygı duruşu sırasında gönderdeki Türk Bayrağı da yarıya indirildi. Anıtkabir'de devlet töreni sürerken, içeri alınmayan vatandaşlar polise tepki gösterdi. Bu sırada siren sesiyle birlikte Anıtkabir önünde bekleyen vatandaşlar saygı duruşunda bulunup, İstiklal Marşı'nı söyledi. Devlet töreninin ardından Anıtkabir, halkın ziyaretine açıldı.
Milliyet


'Artık Rejim Endişelerini Gündemden Çıkarmalıyız'
Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün 77. yılı dolayısıyla, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından ATO Congresium'da "Atatürk'ü Anma Töreni" düzenlendi. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa ve başkanlık sistemiyle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu: Bu yıl 29 Ekim'de Cumhuriyetimizin 92. yıl dönümünü coşkuyla kutladık. Bu devletlerin hepsi de birbirinin devamıdır, bu bir zincirdir. Cumhuriyeti savunurken ne Osmanlıyı ne Selçukluyu bir kenara koyamayız, reddedemeyiz. Bizim gücümüz zaten buradan geliyor. Biz, bir kabile devleti değiliz, biz asil bir ecdadın devamı olan bir devletiz. Cumhuriyetin ilk dönemindeki hassasiyetleri ve endişeleri anlıyorum. Bu endişelerin ürünü olan pek çok uygulamanın cumhuriyetin benimsenmesi ve güçlenmesi sürecini uzattığını da kabul etmek durumundayız, ama artık bunları geride bırakmamız gerekiyor. "Türkiye Cumhuriyeti 92 yıllık tarihinin en büyük başarılarını son 13 yılda hayata geçirmiştir. Peki bu dönemde cumhuriyetimiz en küçük bir kayıp yaşadı mı? Bunu birileri bize ispatlasın, görelim. Böyle bir tehdide maruz kaldı mı? Öyleyse artık rejim endişelerini gündemimizden çıkarmalıyız. Bunları konuşarak birbirimizi yormaya gerek yok. Artık geleceğe kilitlenme zamanıdır. Bunu başarmalıyız. Bu dönemi yeni anayasa başta olmak üzere ülkemizin ve milletimizin ihtiyaçlarını en ileri düzeyde karşılayacak reformların hayata geçirildiği bir dönem haline getirelim. Hiçbir şeyi konuşmaktan, tartışmaktan çekinmeyelim. Bu ülkenin siyasetçileri, yöneticileri olarak bizler üzerimize düşeni yapalım, nihai kararı milletimize bırakalım."
Vatan

Askeri Konvoya Pusu
Diyarbakır'dan Silvan'a giden ve içinde Jandarma Özel Harekat (JÖH) Timi'nin bulunduğu zırhlı minibüsüne, PKK'lı teröristler tarafından önceden yola yerleştirdikleri patlayıcı saldırı düzenlendi. Saldırıda 21 asker yaralandı. Yaralı askerlerin hayati tehlikelerinin bulunmadığı ve hastanelerde tedavi altına alındığı belirtildi. Yaralanan askerler, 112 Acil Servis ekiplerince Diyarbakır'daki hastanelere kaldırıldı. Tekel, Konak ve Mescit Mahallelerinde ilan edilen sokağa çıkma yasağının 8'inci gününde devam ettiği Silvan ilçesinde, söz konusu mahallelere gittiği öğrenilen Bahri Çarman (26) isimli askerin bir anlık dikkatsizlik sonucu manevra yapan tankın altında kalarak şehit oldu.
Vatan

EKONOMİ

Gram Altın 102, 1649-102, 2398                            
ABD Doları 2, 9089-2, 9105 / Euro 3, 1277-3, 1287/İngiliz Sterlini 4, 4114-4, 4162                 

Muhatap Çin Olmalı
AVRUPA Birliği (AB) Rekabet Konseyi, çelik sanayisini korumak için somut adımlar atılması kararını verdi. Bu kapsamda Çin, Rusya, Beyaz Rusya, Türkiye ve Hindistan gibi bütün önemli çelik üreticisi ülkelerle görüşüp üretim kısıtlaması talebinde bulunacağı açıklandı. Ancak Türkiye'nin çelik üretiminin ilk 9 ayda yüzde 7.8'lik düşüş yaşadığını söyleyen Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Veysel Yayan, "Konunun muhatabı Türkiye değil, Çin olmalı. Tüm dünyada çelik üretimi tehdit eden bu yapıyla ilgili önlemler alınmalı. Türkiye'nin çelik ihracatı 15 milyar dolardan 13 milyar dolara geriledi. Türkiye'den böyle bir şey talep edilirse mahcup olurlar" dedi. AB Rekabet Konseyi, Brüksel'de Avrupa çelik sanayisinin yaşadığı sıkıntıların değerlendirildiği olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Konseyin sonuç bildirisinde, çelikte küresel üretim fazlasından dolayı fiyatların aşağı düştüğüne ve AB çelik sektörünün bu durumdan zarar gördüğüne dikkat çekilerek, bu durumda farklı bölgelerdeki çelik üreticilerinin ticarete zarar verici davranışlarda bulunduğu belirtildi. Çelik sektöründe yüksek enerji maliyetlerinin kâr marjlarını olumsuz etkilediğine işaret edilen bildiride, kapanmakta olan çelik işletmelerinin binlerce kişilik istihdam kaybına neden olduğunun altı çizildi. Bildiride, OECD Çelik Komitesi ve AB Komisyonu'nun, Çin, Rusya, Beyaz Rusya, Türkiye ve Hindistan gibi bütün önemli çelik üreticisi ülkelerle görüşmeye yoğunlaşması gerektiği vurgulandı. Dünya'da herkes için adil olan bir çelik ticareti için AB'nin ticaret politikası enstrümanlarını tamamen ve zamanında kullanması gerektiği ifade edilen bildiride, üçüncü ülkelerin çelik sektörüne yönelik kısıtlayıcı önlemlerin alınması, yapıcı bir yaklaşımla ticaret savunma enstrümanlarının modernizasyonu ile operasyonların düzene konması, şeffaflığın arttırılması gerektiğine işaret edildi. Türkiye'nin son üç yılda çelik üretiminde kan kaybettiğini belirten Veysel Yayan, şu değerlendirmeyi yaptı: "OECD Çelik Komitesi ve AB Komisyonu ile önümüzdeki hafta bir görüşme düzenleyeceğiz. Bizden çelik üretimini kısıtlamamızı isteyeceklerini sanmıyorum. Çünkü ilk 9 ayda dünya çelik üretimi yüzde 2.5 düşerken, bu rakam Türkiye'de yüzde 7.8 oldu. Avrupa'da bazı ülkelerde artış bazılarında ise düşüş söz konusu. 3 yıl önce üretimimiz 36 milyon tondu, şimdi 32 milyon ton. İhracatımız 15 milyar dolardan 13 milyar dolara geriledi. Burada en önemli konu Çin'in kontrol altına alınmasıdır. Devlet desteğini de arkasına alan Çin çelik sektöründe rekabeti bozuyor."
Hürriyet

Müdahale Etmeyin!
Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakeresi yürüten Türkiye'ye dair Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu'nda diğer konularda olduğu gibi 17. başlık olan Ekonomi ve Para Politikası konusunda da ağır eleştiriler var. Rapora göre; Türkiye'de Merkez Bankası üzerinde artan politik baskı, bankanın bağımsızlığının ve kredibilitesinin altını boşaltıyor. Bankanın bağımsızlığını sağlamak için daha ileri adımlar atılması gerekiyor. Zira yasal statüsü bile yeterli güvenceyi sağlamakta yetersiz kalıyor. Komisyon, bu güvencesizliği ilk kez vurguluyor. Türkiye'de seçim sonrası Merkez Bankası'nın statüsünün değiştirilip 'büyüme yanlısı' ya da 'kalkınmacı' para politikası yürütmesi olasılığı belirirken, Komisyon'un 'bağımsızlık güvencede değil' demesi kayda değer. Suriyeli sığınmacı akını karşısında, kendi ülkelerinde yerel siyasette beliren muhafazakâr tepkilerle 'taviz' vermeye açık hale gelen Avrupa Komisyonu, İlerleme Raporu'nu da seçim sonrasına ertelemişti. Konuşulan 'tavizlerden' biri Türkiye ile müzakerelerde yeni başlıkların açılmasıydı. Bunlardan biri de 17. başlık 'Ekonomi ve Para Politikası' başlığı. Raporda ekonomi ve para politikası eleştirileri ağırlaşarak sürerken, bu eleştiri noktalarına bu yıl biri geçen yıl da var olan somut iki öneri getiriliyor. 17. başlık eğer müzakereye açılacaksa Komisyon bunların hayata geçirilecek, masada konuşulacak ilk koşullar olduğunu da bugünden belli ediyor. Rapor, bu başlık altındaki unsurlarda Türkiye'nin epey ileri olduğunu kayda geçerken; Merkez Bankası bağımsızlığı üzerindeki politik müdahalelerden kaçınılması gerektiğini, maliye politikasında mali kural ve reformlarda takvim ilan etmesi gerektiğini not düşüyor. Türkiye'nin epey gecikmeyle Mart 2015'de Ekonomik Reform Programı sunduğunu, ancak bu programın iyimser tablosunun son eğilimler ve piyasa gelişmelere paralel olmadığını, adaylık süreçlerindeki ilkeleri ve süreçleri karşılamadığı belirtiliyor. AB müzakerelerinde masaya gelse de gelmese de, ekonomi ve para politikasında Türkiye zaten bir yol ayrımına gelmişti. İster koalisyon ister tek başına hükümet; seçimlerden nasıl bir politik tablo çıkarsa çıksın, artık sağa-sola sapma seçeneği kalmayan tek bir yola girdik; sorunların çözümü için hareket ve program zamanı. Seçim sonrasında yeni bir hükümet ve bakanları beklenirken; asıl açıklığa kavuşması beklenen soru, ekonomi politikası ve olası bir reform programının ne olacağı. Bu çerçevede, tabii ki bakan düzeyinde politika yapıcıların para politikasına nasıl yaklaşılacağı da önem kazanıyor. İşte böyle bir atmosferde Avrupa Komisyonu, birkaç başlık yanında bu konuyu da müzakereye açarak masaya koyarsa 'Milli Ekonomi' sloganları arasında bir ölçüde, Merkez Bankası bağımsızlığı gibi konuları da test edilecek.
Hürriyet

Türkiye Oecd'nin Birincisi Olacak
Seçimler sebebiyle bu yıl büyümesini yüzde 3 civarında tutmak zorunda kalan Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda hızlanacağı öngörüsü hakim. Tahminlere göre Türkiye, 2017 yılında OECD'nin en hızlı büyüyen ekonomisi olacak. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) Ekonomik Görünüm Raporu'na göre Türkiye bu yıl ABD Merkez Bankası (FED) kaynaklı olumsuzluklara rağmen yüzde 3.1 büyüyecek. 2016'daki büyüme hızı, orta vadeli plana (OVP) göre yüzde 4 civarında olan ülkemiz, OECD tahminine göre yüzde 3.4 büyüyecek. Türkiye, yüzde 3.4'lük büyüme rakamı ile ABD, İngiltere, Almanya, Avustralya, Fransa, İsveç, Norveç ve Hollanda gibi çok sayıda gelişmiş ülkeden fazla büyümüş olacak. Tahminlere göre Türkiye, 2017 yılında yüzde 4.1 büyüyecek. Aynı dönemde 19 üyeli Avro Bölgesi'nde yüzde 1.9, OECD ülkelerinin toplamında ortalama büyüme ise yüzde 2.3 olacak. Böylece Türkiye ekonomisi, küresel büyümeye ilişkin tedirginliklerin arttığı bir dönemde büyümesini sürdürerek, OECD ülkelerinin tamamını geride bırakmış olacak. Söz konusu dönemde Türkiye'yi yüzde 3.6 ile Kore ve yüzde 3.5 ile İrlanda, Polonya ve Slovakya'nın izleyeceği öngörülüyor. Şili, İsrail ve Meksika'nın yüzde 3.3, Macaristan'ın ise yüzde 3.1 büyüyeceği de tahmin ediliyor.
Türkiye

Kredide Faiz Düşüşü Fed'le Hayal Oldu
Türkiye'de 1 Kasım seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablonun ekonomide belli paremetreleri rahatlatacağı beklentisi, Amerikan Merkez Bankası Fed'in aralık ayında faizi artırma ihtimalinin güçlenmesi nedeniyle ortadan kalkmış gözüküyor. AKP'nin seçim sonuçlarıyla tek başına iktidar olma gücünü elde etmesinin, piyasalarda istikrar unsuru olarak değerlendirileceği beklentisi bankacılık sektöründe gündem dışı kalmış durumda. Bireysel ihtiyaç kredilerinde faiz düşüşünün Fed'in aralık hamlesiyle Türkiye ve diğer ülkelerde faiz artışı baskısını artıracağını belirten bankacılar, "Bu tarihten sonra doların yapacağı baskıyla döviz kuru artışı sürecek. Türk Lirası'ndaki (TL) değer kaybı devam edecek" dedi. Seçim sonrasında mevduat faizlerinde yarım puanlık düşüş olmasına karşın bireysel kredi faizlerinde düşüş olmamasını değerlendiren bir bankanın üst düzey yöneticisi, görüşlerini şöyle dile getirdi: "Düşüş olmasını bekliyorduk ama kimse bu yönde bir harekette bulunmadı. Herkes hükümetin kurulmasını ve nasıl bir ekonomi politikasının uygulanacağının açıklanmasını beklerken Amerika'dan gelen veriler, Fed'in aralık ayında bir faiz artışı yapacağını gösteriyor. Amerika faiz artırırken bizim faiz düşürmemiz mümkün olmaz. Bundan sonra faizde aşağı yönlü bir hareket beklememek lazım. Artış bekliyoruz." 1 Kasım seçiminden sonra doların bir gün düşüp hemen sonrasında yükselmesini sürdürdüğünü vurgulayan ve TL'deki değer kaybı sürecinin ABD'ye bağlı olduğunu ifade eden başka bir bankacı, "1 Kasım'dan sonra faizlerde düşüş olmadı. Fed 16 Aralık'ta yılın son toplantısında faiz kararını açıklayacak. Cuma günü ABD'nin açıkladığı istihdam verileri iyi. Fed faizi artıracak. Bu beklenti bizim piyasamızdaki kararları etkileyen temel faktör. Dünyada güçlü ABD Doları'na karşı faiz düşüşü beklemek hayal olur" dedi. Bankacı, tespitlerini şöyle özetledi: "AKP tek başına iktidar ama ne yapacak? Bu da belli değil. Başkanlık sistemi ve yeni Anayasa tartışmaları var. Bunlar gerginlik yaratıyor. Değerlendirme yapacak bir durumda değiliz, belirsizlik ve dolayısıyla da durgunluk var. Siyasal olarak ne olacağını bilmiyoruz."
Milliyet

Borsa % 1.07 Ekside Kapadı
BIST-100 endeksi yüzde 1.07 düşüşle 81,174.10 puandan kapandı. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) aralık ayında faiz artırımı yapabileceğine ilişkin kuvvetlenen tahminlerle genel olarak baskılanan hisse senetleri piyasası, siyasetin ve başkanlık sistemi tartışmalarının ekonominin ve beklenen reformların önüne geçebileceği endişelerinin de etkisiyle dün düşüşle kapandı. Fed'in aralık ayında faiz artırımı ihtimalini güçlendiren cuma günkü tarım dışı istihdam verisinin ardından endeks yüzde 1.24 düşmüş, pazartesi günü de yatay kapanmıştı. Dolar kuru, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) 10 yıl aradan sonra ilk faiz artışını aralık ayında yapabileceğine ilişkin tahminlerin kuvvetlenmesiyle geçen hafta yönünü sert şekilde yukarı çevirdikten sonra, bu hafta ise yatay bir seyir izlemeye devam ediyor. Küresel piyasaların ve iç siyasi gelişmelerin kurda ana belirleyici olmayı sürdüreceğini ifade eden bankacılar, yeni hükümetin kurulma sürecinin ve ekonomi yönetimine ilişkin söylemlerin de yakından izlenmeye devam edileceğini belirtiyorlar. Cuma günü ABD'de faiz artışının yaklaştığını teyit eden ABD istihdam verisi ile 2.85'li seviyelerden 2.92'ye yükselen dolar/TL dün sabah güne 2.9150 civarında başladı. Kur gün içinde dar bantta dalgalandıktan sonra seçim öncesi seviyelerde seyrini sürdürdü.
Milliyet

Asgari Ücrette Azami Tartışma
Her ne kadar Ak Parti yetkilileri hükümet kurulduktan sonra ilk 100 gün içinde yapılacak icraatlar listesinde 1.300 liralık asgari ücret sözünün olduğunu belirtseler de bu rakam üzerinde ciddi bir tartışma yaşanacağı belli oldu. Yükün altına girecek asıl kesim olan işveren tarafında 1.300 liralık rakama itiraz güçlenmeye başladı. İstanbullu, Ankaralı ve Bursalı hem sanayiciler hem de tüccarlar bu rakamın ekonomi üzerinde yaratacağı tahribattan söz etmeye başladı. İtirazların Ak Parti ekonomi yönetimine de iletilmesi sonrası izlenecek yol haritası ile ilgili daha kapsamlı bir plan yapılması gündeme geldi. Hükümeti kurması beklenen Ahmet Davutoğlu, bugün işveren ve işçi kesimleri ile biraraya gelecek. Görüşmede ana konu asgari ücret artışı olacak. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı İbrahim Çağlar, asgari ücretin net 1.300 liraya yükseltilmesinin işverene kişi başı aylık 437 lira, özel sektöre 16 milyar lira ilave maliyet yaratacağını belirterek; işverenin bu yükü kaldırabilmesinin zor olduğunu söyledi. Bu yükün altına girecek işverene belli tavizler verilmesi gerektiğine dikkat çeken Çağlar, işçiler için ödenen SGK priminde belirli bir süre için 3 puan indirime gidilmesi gerektiğini kaydetti. Asgari ücretin 1.300 liraya çıkarılmasını desteklediklerini vurgulayan Çağlar, "Asgari ücretin artması çalışana ve iç piyasaya can verir. Öte yandan borcunu düzenli ödeyen mükellefe asgari ücret üzerindeki SGK priminde yüzde 12.5 oranının uygulanması işverene nefes aldırır" dedi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, asgari ücretin artışından kaynaklanan yüklerin bir kısmının geçici olarak devlet tarafından paylaşılabileceğini ancak genel anlamda yükün özel sektörde olacağını söylemişti.
Vatan

60 Yıl Sonra İcrada
Türkiye'nin ilk çelik fabrikası icra marifetiyle satışa çıkartılıyor. 1955 yılında Metaş ticari unvanı ile kurulan, çeşitli nedenlerle birkaç kez el değiştiren ve son olarak Ede Demir Çelik ticari unvanı ile faaliyette olan Bornova'daki demir-çelik tesisi, ekipmanları ve 31 adet arsası ile birlikte satılıyor. İzmir 3. İcra Dairesi tarafından verilen ilana göre, toplam satış bedeli 199 milyon 631 bin 27 TL olarak belirlendi. İzmir İcra Dairesi Müzayede Salonu'nda yapılacak satışların ilki 14-15 Aralık 2015, talipli çıkmaması halinde ise ikinci satışlar 12-13 Ocak 2016 tarihlerinde gerçekleşecek. İzmir'in duayen sanayicilerinden Raşit Özsaruhan tarafından tel halat ve kaynak elektrotu üretmek için 1955 yılında kurulan Metaş'ın açılışını dönemin Başbakanı Adnan Menderes yapmıştı. Zamanla Türkiye'nin en kaliteli demirini üretti. 1980-90 arasındaki 10 yılda Türkiye'ye 1 milyar dolar döviz kazandırdı. Ancak 1988'de başlayan mali sorunlar nedeniyle ekonomik krize girdi. 1990'dan sonra Kamu Ortaklığı Fonu, 300 milyar liralık kredi sağlayarak şirkete ortak oldu. 1995'te satışa çıkartıldı. Selçuk Yaşar dahil İzmirli işadamları Metaş'la yakından ilgilendi ancak tesisi daha yüksek para veren Uzan ailesine ait Rumeli Holding satın aldı. Tesis 3 yıl çalıştıktan sonra 1998'de kapıya kilit astı. Uzan ailesine ait şirketlerle birlikte TMSF yönetimine geçti. 2006 yılında yapılan satışta Metaş'ın limanını Batıçim, Işıkkent'teki demirçelik tesislerini Tanyeri ailesi aldı. 40 milyon dolara alıp Cer Çelik adını verdikleri tesise yaklaşık 60 milyon dolarlık yatırım yapan aile, 'derin uykudaki' tesisi canlandırıp istihdamı bin 80 kişiye kadar çıkarttı. Ancak aile arasında yaşanan tartışmalar ve bozulan demir-çelik piyasası nedeniyle önce işçi sayısı azaltıldı ve 2009 sonunda tesiste üretim durduktan sonra daha sonra tartışmalı bir şekilde Erol Evcil'e geçti. Ede Demir Çelik'in resmi internet sitesinde ortakları Erol Eşrefoğlu ve Zümrüt Bozkurt olarak gözüküyor.
Vatan

DÜNYA

'Türkiye İstedi, F-15'leri Gönderdik'
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, geçen cuma Türkiye'nin İncirlik Üssü'ne konuşlandırılan 6 adet F-15 savaş uçağının, NATO müttefiki Türkiye'nin kendi hava sahasını korumak için bulunduğu talebi karşılamak üzere gönderildiğini açıkladı. Pentagon Sözcüsü Peter Cook, Türkiye havasahasında devriye gezecek bu 6 adet F-15 savaş uçağına, ilerleyen günlerde IŞİD'le savaşa katılacak 6 adet F-15'in daha katılacağını duyurdu. Cook, "Bu, bir NATO müttefikinin havasahasını güçlendirmek, korumak için dile getirdiği bir talepti. Bizim yerine getirdiğimiz bir NATO müttefikinin talebiydi" dedi. Ve bu uçakların öncelikli görevinin IŞİD'le savaş değil Türk havasahasını korumak olduğunu söyledi. Cook, Erdoğan'ın güvenli bölge konusunda müttefiklerin bu fikre yaklaştığı yönündeki açıklamaları konusunda da "Bu tür bölgeler tartışıldı. Bu bölgelere ilişkin tartışma kaynak ve diğer meseleleri içeriyor. Şu aşamada masada bir seçenek olarak kalmaya devam ediyor ama güvenli bölge ya da uçuşa yasak bölge gibi konularda ilerlemek için şu anda bir karar verilmedi."
Hürriyet

Suriye'de Üniversiteye Kanlı Saldırı: 23 Ölü
Suriye'nin batısındaki liman kenti, Devlet Başkanı Beşar Esad'ın memleketi Lazkiye'ye dün düzenlenen roket saldırılarında en az 23 kişi hayatını kaybetti. Roketlerden biri Tişrin Üniversitesi'nin yerleşkesine, diğerinin ise otobüs durağının hemen yanına düştüğü belirtiliyor. 65 kişinin de yaralandığı saldırıyı Ahrar'uş Şam grubu üstlendi. Öte yandan dün Suriye ordusu Doğu Halep'te bulunan ve geçtiğimiz yılın nisan ayından bu yana IŞİD'in kuşatmasında olan Kuveres Hava Üssü'ne ulaştı. Geçtiğimiz eylül ayında Suriye ordusunun seçkin kuvvetleri üsse doğru ilerlemeye başladı. Üsteki 314 asker dün kurtarılırken, Suriye kaynakları operasyonda 200'den fazla IŞİD militanının öldürüldüğünü iddia etti.
Hürriyet

İlerleme Raporu'nda Odak Yargı Ve Medya Özgürlüğü
Türkiye'nin 18'inci İlerleme Raporu, Avrupa Birliği'nin (AB) Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Komiseri Johannes Hahn tarafından dün açıklandı. AB ile Türkiye'nin Suriyeli mülteci krizi görüşmeleri nedeniyle açıklaması ertelenen raporda, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü konularında endişe duyulduğu ifade edildi. Son bir seneye odaklanan önceki raporlardan farklı olarak daha geniş bir dönemi inceleyen raporu açıklayan Hahn, "Yıllardır süren gelişmenin ardından, Türkiye son 2 yıldır yargı bağımsızlığı ve gazetecilere artan tehditle beraber ifade özgürlüğü konularında ciddi bir geri dönüş yaşamıştır" yorumunu yaptı. Raporda 'terör eylemlerine karşı alınan önlemlerin orantılı miktarda' olması gerektiği belirtilirken, Hahn sorunun masada çözülmesi gerektiğini vurguladı. Raporda yoğun olarak eleştirilen medya bağımsızlığı için 'gazeteciler, yazarlar ve sosyal medya kullanıcılarıyla ilgili suç dosyası sayısının artması ve gazetecilere yönelik tehditlerle azalan medya bağımsızlığı endişelendirici bir durumdadır' denildi. Tartışmalara rağmen geçirilen internet yasasına ilişkin ise "İnternet sitelerine erişimin mahkeme kararı gerekmeksizin engellenebilmesi Avrupa standartlardan bir adım uzaklaşmaktır" yorumu yapıldı. Raporda, anayasada cumhurbaşkanlığının tarafsızlığına atıfta bulunularak "Cumhurbaşkanı ülkenin iç ve dış konularında anayasal egemenliğinin ötesine geçiyor" ifadesi de yer aldı. AB Bakanlığı ise konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada "Sayın Cumhurbaşkanımızın Anayasa'nın kendisine verdiği yetkileri kullanmasına ilişkin değerlendirmelerin kabul edilmesi mümkün değildir" denildi. Bakanlık açıklamasında, 'raporda yer alan bazı tespitlerin özgürlük - güvenlik dengesini göz ardı ettiği' ifadesi kullanıldı.
Milliyet

Kanlı Pazar'da 43 Yıl Sonra Gözaltı
Kuzey İrlanda'da 1972 yılında 14 sivil göstericinin İngiliz askerlerinin açtığı yaylım ateşi ile öldürülmesinin ardından tarihe 'Kanlı Pazar' olarak geçen olayla ilgili 2012'de başlatılan soruşturma kapsamında ilk kez 66 yaşındaki emekli bir İngiliz askeri gözaltına alındı. Antrim bölgesinde gözaltına alınan adam sorgulanmak üzere Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast'a getirildi. Olayla ilgili soruşturmayı yöneten Ian Harrison, gözaltının soruşturmada yeni bir aşama anlamına geldiğini söyledi. Emekli asker, William Nash, Michael McDaid ve John Young isimli göstericilerin ölümü nedeniyle soruşturuluyor. Olayın hemen ardından İngiliz hükümeti tarafından açılan ilk soruşturmada olaya karışan askerler suçsuz bulunsa da, 1998 yılında açılan ikinci soruşturmanın ardından yayımlanan Saville raporu 2012 yılında cezai soruşturma açılmasına yol açmıştı. Olay, Kuzey İrlanda ve İngiltere ilişkileri için tarihi bir öneme sahip.
Milliyet

İNGİLTERE'DEN BRÜKSEL'E REST
İngiltere Başbakanı David Cameron, ülkesinin Avrupa Birliği (AB) üyeliği ile ilgili merakla beklenen şartlarını açıkladı. Cameron, Londra'daki Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü'nde yaptığı konuşmada AB'nin köklü bir değişime ihtiyacı olduğunu söylerken, birlik içinde birden fazla para birimi kullanılabileceğini belirterek Euro politikasına karşı çıktı. AB ülkeleri arasında dolaşım serbestliğini de eleştiren Cameron, yeni AB üyelerinde ekonomi, diğer üyelerle eşit düzeye gelinceye kadar serbest dolaşım hakkından yararlanmamaları gerektiğini belirtti. "Daha az AB daha iyi" diyerek Brüksel'in üye ülkeler üzerindeki etkisinin azaltılmasını isteyen Cameron, 1998'de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyumlu hale getirilen İngiltere İnsan Hakları Yasası'nın yerine, İngiltere'nin bağımsız Haklar Kanunu'nun getirileceğini de kaydetti. İngiltere Başbakanı, yeni kanunla kurumların AB düzenlemelerine bağımlı olmayacağını vurguladı. AB'nin İngiltere'nin şartlarını görmezden gelmesi halinde Londra'nın birlik içinde kalıp kalmamayı değerlendireceğini kaydeden Cameron, "Ülkemizin endişeleri duymazlıktan gelinirse AB'nin bizim için doğru olup olmadığını düşüneceğiz" diye konuştu. Cameron, değişiklik taleplerini, 'AB ile yeniden müzakere mektubu' adlı metinle Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk'a resmi olarak iletti. Tusk İngiltere'nin taleplerini ay sonuna kadar değerlendirecek ve 17- 18 Aralık'taki AB zirvesinde gündeme getirecek.
Vatan

Nsu Avukatları Çekiliyor
Almanya'da2000-2007 yılları arasında 8'i Türk 10 kişiyi öldüren terör örgütü nSU davasında, baş sanık Beate Zschaepe'nin üç avukatı dava sürecinden çekilmek istediklerini beyan etti. Avukatlar Wolfgang Heer, Anja Sturm ve Wolfgang Stahl'ın çekilme nedeni olarak, dört yıldır devam eden dava sürecinde sessizliğini koruyan Zschaepe'nin bugünkü duruşmada ifade verecek olması gösterildi. Beyan dilekçesini yüksek eyalet mahkemesine veren Heer, 'artık kendileri için savunma yapma durumunun kalmadığını' belirterek, "Zschaepe, şu anda kanunlara uygun olmayan bir şekilde müdafaa ediliyor" değerlendirmesinde bulundu.
Star

POLİTİKA

2009 Gibi Çifte Telefon
ABD Başkanı Barack Obama'nın, geçen hafta Türkiye'de yapılan seçimlerin ardından teamül gereği Türkiye'yle yapması beklenen tebrik amaçlı telefon konuşması önceki gün gerçekleşti. Ancak Obama Yönetimi daha önce yapmadığı bir biçimde tebrik telefonunu hem seçimi sandıkta kazanan Başbakan Ahmet Davutoğlu'na hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a açtı ve Beyaz Saray da bunu aynı bildiride duyurdu. Benzer bir durum bundan önce 2009'da yaşanmıştı. Fakat Obama'nın 2008 Kasım'ında seçimleri kazanıp 20 Ocak 2009'da yemin etmesinden sonra 16 Şubat 2009'da gerçekleşen o ikili görüşmeler, Türkiye'deki değil, başkanlık sistemiyle yönetilen ABD'deki görev değişimi nedeniyle olmuştu. Obama, o zaman da hem dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hem de Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşmüştü. Obama'nın 9 Kasım'da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile seçimleri tebrik amacıyla o gün ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiği hem Washington hem Ankara tarafından aynı gün duyuruldu. Ancak Amerikan yönetimlerinin müttefik ve ortakların devlet başkanlığı ya da parlamento seçimlerinde tekrarladığı bu tebrik geleneği, ABD'den yapılan açıklamalar dikkate alındığında önceki örneklere göre üç açıdan farklıydı: 1) Obama, Türkiye'deki 12 Haziran 2011 parlamento seçimlerinin ardından, dönemin Başbakanı Erdoğan'la bu tebrik görüşmesini seçimden iki gün sonra gerçekleştirmişti. Bu kez araması sekiz gün sürdü. 2) Daha önceki tebrik telefonuyla ilgili hazırlanan Beyaz Saray bildirisinde, "Başkan Obama, partisinin Türkiye'nin 12 Haziran parlamento seçimlerindeki tarihi başarısı nedeniyle Başbakanı tebrik etmek için Air Force One uçağından Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı aradı" denilirken, Beyaz Saray'ın son görüşmeyle ilgili yayınladığı bildiride, "Başkan Obama, 1 Kasım seçimleri nedeniyle Türk halkını tebrik etmek ve Türkiye Antalya'da yapılacak G-20 Zirvesi'ni önceden ele almak için Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanı Ahmet Davutoğlu'yla ayrı ayrı telefonda görüştü" denildi. Başkan'ın seçimler nedeniyle Türk halkını tebrik ettiği vurgulandı, liderlere yönelik bir tebrik ifadesi yer almadı. Türkiye'de görüşmeye ilişkin yayınlanan Cumhurbaşkanlığı açıklaması bu konuda Beyaz Saray'la aynıydı. Ancak Başbakanlık basın müşavirliğinden yapılan yazılı açıklamada ise Obama'nın Davutoğlu'nu da tebrik ettiği söylendi. Açıklamada, "ABD Başkanı Barrack Obama bu akşam (9 Kasım) Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu'nu telefonla arayarak ülkemizde gerçekleşen 26. Dönem Milletvekili Seçimleri'nin sonuçları dolayısıyla tebriklerini iletmiş, Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu'nun seçim sürecinde gösterdigi liderliği ve seçimlerin başarıyla gerçekleştirilmesini takdirle karşıladıklarını ifade etmiştir" denildi. 3) Telefon görüşmelerine ilişkin sadece seçim değil G-20 Zirvesi'nin de ele alındığı belirtilip Obama'nın sadece Başbakan değil Cumhurbaşkanı'yla da görüştüğü vurgulandı. Halbuki, 2011 parlamento seçimlerinin ardından Obama sadece Erdoğan'ı aramış, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile aynı gün ayrıca bir görüşme yapmamıştı. İlk iki maddede belirtilen, Beyaz Saray açıklamalarında kıyasla oluşan tutum farklılıkları, Amerikan Yönetimi'nin Türkiye'de yaşanan, icra yetkisinin Başbakan'da mı Cumhurbaşkanı'nda mı olduğuna ilişkin anayasa tartışmasında dengeli bir pozisyon almaya çalıştığının işareti oldu.
Hürriyet

'Görevimi Bırakmam'
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, önceki gün gerçekleştirilen Başkanlık Divanı toplantısında muhalif hareketleri yakından izlediklerini ve gelişmelere bakıp ona göre adım atacaklarını belirtti. Bahçeli, Çanakkale Zaferi'nin kutlandığı 18 Mart 2018'de toplanacağını açıkladığı kongrenin 'zafer kurultayı' olacağını vurgularken, şu değerlendirmede bulundu: "Neler yaptıklarını izliyoruz, bize bilgisi de geliyor. Bakıp göreceğiz, hele bir toz bulutu kalksın, resimler bir netleşsin istiyoruz. MHP'nin karıştırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Ülkücü iradeyle geldim, gönderecek olan ülkücü iradedir. Arkasına baktığımızda Türk düşmanı olan, MHP'ye husumet besleyen üç beş köşe yazarı, neidüğü belirsiz adamın sözleriyle görevimi bırakmam. MHP'nin içini karıştırmaya dönük, masa başında uydurma söylentiler yazılıyor. Bu çok çirkin ve ayıp. Seçimin bir değerlendirmesini yapacağız. MYK'mızı, il başkanlarımızı toplayacağız. Bir çalışma yapıyoruz. Sonucunda hangi koşullarda seçime gidildi, ne oldu, millet iradesi nasıl manipüle edilde hepsini görme fırsatımız olacak." Bu arada MHP Genel Merkez yönetiminde bazı isimlerin ortaya çıkarak kongre talebinde bulunması ve MHP'nin içinin karıştırılmasında 'istihbarat' parmağı olabileceği şüplesi dile getiriliyor. MHP kurmayları, Sinan Ogan'ın partiye yeniden mahkeme kararıyla dönüşü, Selim Kaptanoğlu'nun adaylık açıklaması ve eski parti kurmaylarının kendilerine yönelik suçlama ve eleştirilerinin artmasını yeni anayasanın yapılacağı bir dönemde yeni anayasaya karşı çıkacak olan MHP'nin, kongre süreciyle karıştırılarak kendi iç sorunlarıyla uğraşmak zorunda bırakıldığını ifade ediyor. Bahçeli, toplantıda başkanlık sistemini içeren 'anayasa' düzenlemesi kapsamında rejim değişikliği konusunda kırılma yaşanabileceğini dile getirdi. ABD'de FED'in yapacağı açıklamalara odaklanan iş dünyasının diken üstünde olduğu ve ekonomik göstergelerin hiç de iyi olmadığını vurgulayan Bahçeli, Türkiye'deki Başkanlık Sistemi gibi rejime dönük değişiklik taleplerinin bu tedirginliği daha da arttırdığını kaydetti. Bahçeli, "Anayasa'nın ilk dört maddesi üniter yapı ve milletin bütünlüğü konusunu olmazsa olmaz şartlarımız arasında saydık. MHP'nin ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkacak" değerlendirmesini yaptı. Bahçeli, dün de bazı kurmaylarıyla 'anayasa' toplantısı gerçekleştirdi. Ak Parti'nin yeni anayasa konusunda Başkanlık Sistemi başta olmak üzere hangi değişiklikleri getirmek istediği, hangi yöntemi izleyeceği ve hangi partilerle hareket edebileceği konusunu masaya yatıran Bahçeli, MHP'nin alacağı pozisyona ilişkin değerlendirmede de bulundu. Parlamenter sisteme dayanan ilkelerini savunmaya devam edeceğini dile getiren Bahçeli, Ak Parti'nin siyasi ahlaka sığmayacak çeşitli yollara başvurduğunu vurguladı.
Milliyet

Kara-Hava Fark Etmez
Başbakan Ahmet Davutoğlu, dün TRT ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Davutoğlu, özetle şunları söyledi: (Terörle mücadele) Onlar dağlardan şehirlerden temizlenene kadar bu mücadele sürer. 'Otururuz, müzakere ederiz, hükümet esneklik gösterir, eski düzen devam eder'. Yaz kış da yok artık her şartta bu mücadele devam edecek. YPG ayrı PKK ayrı demenin çizgisi aşıldı. Silah bırakılsaydı o zaman tablo ayrı olurdu. YPG artık bizim için PKK'nın uzantısıdır. YPG'ye verilen silahlar PKK'ya geçmeyeceği diye bir şey yok. DEAŞ'a karış kullanılacağım diye alınan silahlar, PKK tarafından Türkiye'ye karşı kullanılabilme riski taşır. Verilen silahların kimin eline geçeceği konusunda teminatı görmek isteriz. DEAŞ, vatandaşlarımızı katleden bir örgüttür. DEAŞ'a karşı yürüttüğümüz mücadele kararlılığımız PKK'nınki ile aynıdır. Bu ilk andan itibaren böyleydi. Kara, hava operasyonu bağlamında Türkiye'yi tehdit eden bir şey varsa, ister Suriye rejimi olsun, ister DEAŞ, ister YPG olsun, hepsine aynı muamelede bulunuruz. Karadan havadan hiç tereddütsüz mukabelede bulunuruz. Suriye içinde çözüm bağlamında da entegre bir strateji varsa, bu strateji içinde BM ve bütün ülkeler rol almışsa biz de o rolü alırız. Kara, hava fark etmez. Nihayet herkesin elini taşın altına koyduğu bir durumdan bahsediyoruz. Bu anlamda da kritik bir eşiğe geldik. Obama aradığında kendisine de ifade ettim. Çözüm bağlamında çok daha entegre yeni bir stratejiye ihtiyaç var. Yeni anayasa da dahil olmak üzere her konuyu rahat bir ortamda konuşabiliriz. Önyargılarla siyasal sistem tartışması yapılamaz. Önyargılarla anayasa tartışması yapılamaz. Anayasa nihai kertede bütün toplumun üzerinde ittifak etmesi gereken bir husus. Hep birlikte bunu yapacağız. Yeni ve yoğun sert tartışmalar yerine icraat üzerine yoğunlaşacağız. Hükümeti kurduktan sonra olumlu cevap almam halinde yeni anayasa da dahil olmak üzere tüm konuları rahatlıkla konuşacak şekilde muhalefet liderleriyle bir araya gelmeyi planlıyorum.
Milliyet

Kara Harekatına Olumlu Bakılıyor
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Antalya'da toplanacak G-20 Liderler Zirvesi'ne yönelik hazırlıkları yerinde inceledi. Daha sonra soruları yanıtlayan Erdoğan, zirvede Suriye ve IŞİD'in gündemde olup olmadığı sorusu üzerine şöyle konuştu: "DAEŞ başta olmak üzere bir defa Türkiye için tehdit oluşturan tüm terör örgütlerine karşı Türkiye'nin gerek kendi başına, gerek kolektif olarak, ortak koalisyon güçleri olarak attığı ve atacağı adımlar var. Bu konuda kararlıyız. Dün (önceki) akşam sayın Obama'yla da 45 dakika süren salt bu konuyla ilgili görüşmemiz oldu. Orada bunları yine ayrıca konuştuk. Koalisyon güçlerinin tavrı çok önemli. Ama çevredeki ülkelerin de özellikle DAEŞ'i vuruyoruz diyerek gidip sivilleri, diyelim ki Bayır Bucak Türkmenleri'ni vurması hoş karşılanabilecek bir şey değildir. Bunu da özellikle kendilerine hatırlattım, söylüyorum, söyleyeceğiz." Erdoğan, bu çerçevede tampon bölge uygulamasına ilişkin soruya ise "Tampon bölge olayını literatürümüzden çıkaralım. Tampon bölge diye bir şey söz konusu değil" dedi. Söz konusu alanda uçuşa yasak bölge, terörden arındırılmış bölge ve eğitdonat bölgesinin söz konusu olduğunu aktaran Erdoğan, "Eğitdonat konusunda çalışmalarımız baştan itibaren devam ediyor. Şimdi ise terörden arındırılmış bölge konusunda dost ülkeler de bu noktaya doğru gelmeye başladı" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Uçuşa yasak bölge ve kara harekatı için de olumlu görüşler var. Bu da artık kabullenilmiş durumda. Olayı yaşayan biziz. Onlar olayın çok çok dışında. Biz birçok şeyi yerinde tespit edebiliyoruz. Halep'te çok ciddi Türkiye ile akrabalık bağı olan insanlar yaşıyor. Halep, nüfusu 2 milyonu bulan Suriye'nin en büyük şehirlerinden. Fakat Cerablus olayı çok stratejik konular. Nitekim, Fırat'ın batısına geçme noktasında kararlılığımızı biliyorsunuz. Kimse Fırat'ın batısına geçemez. Bu konuda çok kararlıyız. Geçenlerde teşebbüs ettiler, gereği de yapıldı. Bu konuda hassasiyetlerimiz çok daha farklı bir şekilde devam edecek."
Vatan

SPOR

Eurocup F Grubu'nda yoluna yenilgisiz devam eden Galatasaray Odeabank, Rus temsilcisi Nizhny Novgorod karşısında çok zorlansa da 87-85 kazanmayı başardı, 5'te 5 yaptı. Hücum ribauntları ve üç sayılık atışlarla etkili olan rakibini durdurmakta zorlanan temsilcimiz, 24-24 biten ilk periyodun ardından kontrolü rakibine bıraktı, konuk takım devreyi 49-46 üstün tamamladı. Khvostov'un üç sayılık atışlarıyla arayı açan Ruslar karşısında, temsilcimiz boyalı alandaki isimleri Green ve Dorsey'den istediği katkıyı alamayınca son çeyreğe de 65-60 geride girmekten kurtulamadı. 4. çeyreğin başında da ribauntlardaki etkinliğini sürdüren ve son 5 dakikaya 12 sayı önde giren Novgorod karşısında McCollum'un sayılarıyla geri dönmeyi başaran Galatasaray, Micov ve Sinan'ın da etkili performansı ile rakibini yakaladı. Savunmada kaptığı topları, kolay sayılara çevirerek maça ortak olduktan sonra, son hücumda McCollum ile isabeti bulamasa da, bitime 5 saniye kala Lasme'nin aldığı hücum ribauntu ve ardından bulduğu basketle salondan 87-85 galip ayrılmayı başardı. Galatasaray Odeabank, bu galibiyet ile grubunda yenilmezliğini sürdürürken, en yakın takipçisine 5. maçında 3. yenilgisini tattırdı ve liderlik yarışında çok rahatladı.
Milliyet

Galatasaray golcü transferi için düğmeye bastı. Burak Yılmaz'ın sakatlık nedeniyle istikrarsız bir grafik çizmesi, Umut Bulut'un da beklentilerin altına kalması sonrası forvet arayışlarına başlayan Sarı-Kırmızılılar'ın listesinin başında Oumar Niasse bulunuyor. Teknik Direktör Hamza Hamzaoğlu'nun da sezon başında ekonomik sıkıntılar nedeniyle veto ettiği Niasse'nin transferine onay verdiği ortaya çıktı. Yönetiminin ise transferde izleyeceği politikayı UEFA'nın Finansal Fair Play Kriterleri ile ilgili Aralık ayında yapacağı açıklamasına göre belirleyeceği kaydedildi. Cim-Bom'da önümüzdeki günlerde yönetim ile teknik heyet arasında yapılacak zirvede golcü transferinin ayrıntıları masaya yatırılacak. Hamzaoğlu'nun zirvede, Beşiktaş'la Avrupa Ligi'nde oynadıkları maç sonrası "G.Saray beni alsın" ifadesini kullanan Niasse'yi tercih edeceği bildirildi. Galatasaray için Çaykur Rizespor'dan Kweuke, Sivasspor'dan Aatıf, G.Antep'ten Muhammet Demir'in de adı geçiyor.
Star

F.Bahçe, Alex'in imzasıyla ilgili belgeleri açıkladı. Kulübün resmi sitesinden yapılan açıklamada, Sambacı'nın resmi belgelerde 6 farklı imza kullandığı belirtilerek, hukuki açıdan gerekli girişimlerin yapılacağı vurgulandı. açıklama özetle şöyle: "Alex'in Sevilla maçıyla ilgili açıklamalarında yer alan imzanın kendisine ait olmadığı yönündeki itham üzerine 2004- 12 yılları arasında bizzat kendisi tarafından imzalanan tüm belgeler incelenmiştir." Alex'in kulüpten teslim edilen kulüp içi disiplin talimatlarının alındı belgelerinde farklı, Türkiye Futbol Federasyonu'na sunulan resmi belgelerde farklı, kulüpten tahsil ettiği prim makbuzlarında farklı imzalar kullandığı hususları ortaya çıkmıştır. Alex'in kendi eli mahsulü olduğu tartışmasız bulunan evrakları kendinden menkul sebeplerle farklı şekillerde imzaladığı anlaşılmaktadır. Bu farkın neden olduğu ise tarafımızca da merak konusudur." "Konuyla ilgili olarak hukuk departmanımız tarafından gerekli inceleme ve adli süreç derhal başlatılmıştır. Alex'in kulübümüzden elde ettiği gelirleriyle ilgili tüm bilgi ve belgeler brezilya Maliye Bakanlığı'na da gönderilecek ve söz konusu ödemelerin Brezilya'da da mali kayıt altına alınması sağlanacaktır. Fenerbahçe Spor Kulübü olarak, bizler de bu belgelere değişik imzalar atarak yıllar öncesinden geleceğini planlayan Alex De Souza'ya mutluluklar dileriz."
Star

Beşiktaş'ın 1-0 kazandığı Bursaspor maçının ardından, iki kulüp arasında Şenol Güneş üzerinden yaşanan polekmik sürüyor. Tartışamaya son katılan isim, Timsah'ın asbaşkanı Kemal Güler oldu ve "Kendisi bizde teknik direktörken Beşiktaş yöneticilerle görüşmüş. Bu hangi spor adamlığına, hangi bu kadar dürüst olduğunu iddia eden bir adamın açıklamalarına yakışır? Seversin, sevmezsin ama Volkan Şen'i de zor duruma soktu" dedi. Güler, "Şenol Güneş ayrıldığı zaman, Beşiktaşlılar ondan nefret edecek" ifadelerini de kullandı. Bu sözlere yanıtı siyah- beyazlı yöneticilerden Metin Albayrak verdi: "Hocamızın basın toplantısındaki cümlelerini başka mecralara çekmek isteyenler var. Hocamıza laf söyletmeyiz, hocamızı yedirmeyiz. Hocamız bizim güneşimizdir, ışığımızdır. Her zaman yüzümüze bakacaktır. Beşiktaş'ı kimse saha dışına çıkarmaya çalışmasın, polemiklere sokmasın"
Star

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme