15 Aralık 2015 Salı

15.12.2015 Genel Gündem

15.12.2015

GÜNDEM

Cizre’den Kaçış
Şırnak’ın Cizre ile Silopi ilçelerinde görev yapan öğretmenlerin cep telefonlarına gönderilen mesajlar ile ile öğretmen ve yöneticilerin hizmet içi eğitim seminerine alınacakları ve bu eğitimi memleketlerinde görebileceklerinin belirtilmesi üzerine öğretmenlerin büyük bölümü ilçeleri terk etti. Dün 2 ilçede de okulların kapalı olduğu görüldü. Bazı okulların kapısına asma kilitlerin vurulduğu görüldü. Dün öğretmenlerin ilçeyi terk etmesi ilçede büyük bir operasyon yapılacağıendişesini beraberinde getirirken, dün esnaflar sabah saatlerinden itibaren kepenklerini açtı ve günlük yaşam olağan olarak sürdü. Cizre’den geçen uluslararası İpek Yolu’nda trafik akışı normal akışında devam ederken, polis ekiplerinin ilçenin giriş ve çıkışlarında araçları kontrol ettikleri görüldü. İpek Yolu’nun göstericiler tarafından trafiğe kapatılmaması için polisin Yafes Mahallesi’nden geçen yolu sürekli kontrol altında tuttuğu ve zaman zaman araçları konvoy halinde oradan geçirdiği görüldü. Operasyon beklentisi dün Şırnak Valisi Ali İhsan Su’nun açıklamaları ile doğrulandı. Vali Su, İl Emniyet Müdürü Celal Sel, İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Sami Özturan ile birlikte dün bir basın toplantısı düzenleyerek Cizre ve Silopi ilçelerinde 23.00’ten itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıkladı. Cizre’de göç eden vatandaşların ilçeden çıkışını engellemek için PKK’lı teröristler, Nusaybin ve İdil caddelerinde durdurdukları araçların kontak anahtarlarına el koyarak, yolları ulaşıma kapattı. Bu sırada durmayan bir araca teröristler, uzun namlulu silahla ateş açtı. Saldırıda, araçta bulunan Mevlüde İğdi (15), merminin kafasına isabet etmesi sonucu ağır yaralandı.
Milliyet


Başika Kampı’nda ‘Yeniden Tanzim’
Türkiye ile Irak arasında geçtiğimiz hafta önemli bir sorun olarak öne çıkan Musul’un Başika bölgesindeki Türk askeri unsurları, “yeniden tanzim” edildi. Bu çerçevede geçtiğimiz hafta söz konusu kampta artırılan Türk askeri varlığının önemli bir bölümü, ülkenin kuzeyine yerleştirildi. Türkiye’nin bu adımı atmasında Irak merkezi hükümetiyle yapılan görüşmeler etkili oldu. Ankara; yaklaşık 10 gün önce aldığı bir kararla Musul’un kuzeydoğusundaki Başika bölgesinde peşmergeyi eğitmek amacıyla bulunan TSK unsurlarına, güvenlik riskinin artmasını ve bazı istihbarat raporlarını gerekçe göstererek takviye yapmıştı. Alınan bu karar, Irak başta olmak üzere bölgede bazı ülkelerce ciddi şekilde protesto edilmiş, Irak hükümeti, Türkiye’ye askerini çekmesi için 48 saat süre vermişti. Irak merkezi hükümetinin 48 saatlik süre içinde hareket edilmezse, Türkiye’yi BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet edeceğini duyurması üzerine, Türkiye’yi konseye şikayet etmişti. Bağdat’la sürdürülen temaslar sırasında Başbakanlık’tan yapılan açıklamada, gerek duyulması halinde bölgedeki Türk askerinin varlığını yeniden tanzim edilebileceğine dikkati çekilmişti. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun işaret ettiği, “yeniden tanzim” çerçevesinde adım dün geldi. Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre, Musul’daki Başika bölgesinde konuşlu Türk askeri unsurlarından bir kısmı, aralarında tankların da bulunduğu 10-12 araçlık konvoyla yeni bir düzenleme kapsamında Irak’ın kuzeyine intikal etti. Kuzeye çekilen Türk askeri unsurlarının yine eğitim amaçlı faaliyetlerini sürdüreceği vurgulandı. Söz konusu intikalin, yeni bir düzenleme kapsamında yapıldığı vurgulandı. Başika bölgesindeki Türk askerinin de eğitim faaliyetlerini sürdüreceği belirtiliyor. Ankara, Başika kampında IŞİD’e karşı yürütülen eğitim faaliyetlerinin, “koalisyon çatısı” altına alınması noktasındaki tavrını sürdürüyor. Bu doğrultuda koalisyon ülkelerin diplomatik görüşmelerin sürdüğü ifade ediliyor. Kaynaklar, bölgedeki askeri eğitimin IŞİD’e karşı önemli kazanımları olduğuna, IŞİD’in Şengal bölgesinden çekilmesi sürecinde, bu kampta eğitilen peşmergelerin önemli rol oynadığına dikkat çekiyor. Türkiye’nin bu adımla Irak merkezi hükümetinden yükselen tepkileri frenlemeyi amaçladığı da iddia ediliyor. Kuzey Irak’ta bulunan yerel kaynaklar ise kuzeye çekilen Türk askerinin Başika’nın yaklaşık 60 kilometre kuzeyinde bulunan Duhok yakınlarındaki Bamerni bölgesine geçtiğini bildirdi.
Milliyet



Büyükanıt’a ‘E-Muhtıra’ Sorgusu
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 27 Nisan “e-muhtırasına” ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında “şüpheli” sıfatıyla İstanbul’daki evinde ifadesi alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu’nda görevli Savcı Selda Binboğa Kurtuluş tarafından yürütülen “27 Nisan e-muhtırasına” ilişkin soruşturması kapsamında eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın ’şüpheli’ sıfatıyla ifadesinin alınmasını istedi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosu’na yazı yazan savcı Büyükanıt’ın ikamet adresinin Anadolu Yakası’nda olması gerekçesiyle talimat evrakı gönderdi. 5 Aralık tarihinde Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Bürosu’na gönderilen yazıda, soruşturma kapsamında kapsamında eski Genelkurmay Başkanı emekli emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ’şüpheli’ sıfatıyla ifadesinin alınması istenerek Büyükanıt’a sorulması istenen sorular gönderildi. Bunun üzerine Talimat Bürosu’nda görevli savcı Seyit Peker, Yaşar Büyükanıt’ın ifadesinin alınmabilmesi için avukatı ile irtibata geçti. Büyükanıt’ın avukatının sağlık durumunun yerinde olmadığını ve adliyeye gelerek ifade vermesinin mümkün olmadığını belirtti. Savcı Peker, Büyükanıt’ın İstanbul Anadolu Yakası’ndaki Fenerbahçe Orduevi’nde giderek ikametinde ifadesini aldı. Yaşar Büyükanıt’ın ifade alma işlemi sırasında 2 sayfalık yazılı savunma verdiği, savunmasında da suçlamaları kabul etmediğini söylediği öğrenilirken Büyükanıt’ın yazılı savunması UYAP’a işlenerek, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TSK’nın internet sitesinde 27 Nisan 2007’de yayımlanan e-muhtıraya ilişkin soruşturma başlatmıştı.
Vatan


EKONOMİ

Gram Altın 102, 1280-103, 2069                                                              
ABD Doları 2, 9837-2, 9856/ Euro 3, 2862-3, 2890/İngiliz Sterlini 4, 5259-4, 5293                  



Merkez Fed’e Seyirci Kalmaz
Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) faiz artışı kesinleşirken bu kez de iç piyasaları “Merkez Bankası karar almakta gecikirse” tedirginliği sardı. FED kararına zamanında faiz tepkisi verilmemesi halinde, daha sonradan çok daha yüksek oranlı faiz artışları yapmak zorunda kalınacağından korkuluyor. Burada önemli olan Merkez Bankası’nın bağımsız karar alıp alamayacağı, bunun da göstergesi önümüzdeki haftaki faiz artış kararı olacak. Volatilitenin çok yüksek olduğu bir iç piyasa hareketi gözlenirken, dün Başbakan Ahmet Davutoğlu konuyla ilgili piyasaları sakinleştirme amaçlı bir konuşma yaptı. Davutoğlu FED’in uykularını kaçıran konulardan biri olduğunu belirtirken, “FED’in faiz artışının Türkiye ekonomisi üzerinde travmatik bir etkisi olmayacağını” iddia etti. Başbakan Davutoğlu “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası araçsal bağımsızlık yönünden gerekli adımları atar” dedi. Başbakan yanı sıra piyasalara güven vermek için, mali disiplinden taviz vermeyeceklerini, 2017 yılı bütçesinin fazla vereceğini de söyledi. Aslına bakarsanız piyasalarda Başbakan Davutoğlu’nun Merkez Bankası’nın özerk karar alma mekanizmasına karışmayacağı yönünde yaygın bir kanı var. Asıl merak edilen ise Cumhurbaşkanı’nın bir haftalık sürede faiz konusunda konuşup konuşmayacağı. Dün bazı piyasa uzmanları ile görüştüm. Çoğunluk içinden geçmekte olduğumuz hassas dönem nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kez faiz konusuna müdahil olmasını beklemiyor. Peki Merkez Bankası özerk karar alırsa FED faiz artışının ardından ne karar alır? Piyasa oyuncuları Merkez Bankası’nın faiz artırmak zorunda olduğunu, önemli olanın kaç puanlık artırım yapıp, uygulamada ne yapacağı olduğunu söylüyorlar. Bankacıların önemli bir bölümü Merkez’in önümüzdeki hafta “taban faizi ve politika faizinde yarım ile 1 puan arasında bir faiz artırımına gideceğini” tahmin ediyor. Ne kadar hareketsiz kalma ihtimalinden korkulsa de en azından bu artışın yapılacağı söyleniyor. Bu arada Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın faizde yeni karar için FED’in kararını bekleyeceğini söylediğini hatırlatıyorlar.
Hürriyet


Yerimizde Saydık!
BİRLEŞMİŞ Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 25 yıldır ‘İnsani Gelişme Endeksi’ yayımlıyor. Dünyada ekonomilerin zenginliğine değil insanların yaşamlarının zenginliğine odaklanan bir bakış açısını taşıyan UNDP hem ülke için hem de ülkelerarası eşitsizliğe dikkat çekerek değiştirmeyi hedefliyordu. Türkiye, İnsani Gelişme Endeksi’nde yüksek insani gelişme kategorisinde. Dün açıklanan 2014 raporuna göre 188 ülke arasında topladığı 0.761 puan ile 72’nci sırada. 2013’te 187 ülke arasında 69’uncu sıradaydı yani bir yılda aslında insani gelişme açısından Türkiye olumlu bir yol katedemedi. Raporda 1-0 arasında puan veriliyor. UNDP bir çok alt kategori olmasına rağmen üç temel alandaki gelişmişlik seviyesine göre endeksi hazırlıyor. Bunlar, uzun ve sağlıklı bir yaşam, bilgiye erişim ve insana yakışır bir yaşam standardı. Türkiye’nin en iyi olduğu alan uzun yaşam olurken en zayıf olan bölümü bilgiye erişim ve eğitim olarak öne çıkıyor. 1980 ve 2014 arasında Türkiye’nin insani gelişme endeksi değeri 0.492’den 0.761’e yükseldi. Bu yükselişe en büyük katkı ise 1980- 2014 arasında doğumda beklenen tahmini yaşam süresinin 16.6 yıl artmasından geldi. Ortalama okula gitme süresi 4.7 yıl ve okula devam süresi 7 yıl arttı. Türkiye’de kişi başına düşen gayri safi milli hasıla ise yüzde 139.7 arttı. 34 yılda yaşanan değişim yanıltmasın. Son 4 yıla ayrıntılara baktıkça Türkiye’nin yerinde saydığı ortaya çıkıyor. Üç ana temelden bilgiye erişim yetişkinlerin ömürleri boyunca eğitim alabildikleri süre ve okul çağındaki çocuklar için beklenen okula devam süresiyle değerlendiriliyor. Türkiye’de okula devam süresi son 4 yıldır 14.5 yıla, ortalama okula gitme süresi ise 7.6 yıla takıldı kaldı. Satın alma gücü paritesi açısından kişi milli gelir ise 18 bin 677 dolar. Son yıllarda bu rakamda da büyük değişimler yok. Zaten Türkiye 0.761’lik insani gelişim endeksi değeri ile 0.867’lik Avrupa Birliği ve 0.882’lik OECD ortalamasının altında. UNDP insani gelişme endeksi değerleri ve sıralamalarının geçen yıllarla kıyaslanabilir olmadığına dikkat çekiyor. UNDP’nin raporunda Türkiye’yi en çok yaralayan eşitsizliklerden biri de cinsiyet eşitsizliği. UNDP, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi (TCEE) üç farklı alanı araştırıyor. Bunlar; üreme sağlığı, kadının güçlendirilmesi ve ekonomik faaliyetler. Türkiye, 2014 endeksinde 0.359’luk cinsiyet eşitsizliği değeriyle 155 ülke arasında 71. sırada. En çarpıcı veri ise yine eğitim ve ekonomiden, yetişkin kadınlar arasında en az orta öğrenim görmüş olanların oranı yüzde 39, bu oran erkeklerde yüzde 60. Ve kadınların işgücüne katılım oranı sadece yüzde 29.4. Ve ergenler arasındaki doğurganlık oranı ise 15-19 yaşları arasındaki her 1000 kadında 30.9 olarak dikkati çekiyor. Cinsiyet farkına dayalı insani gelişme endeksi verileri ise daha ürkütücü. Kadın ve erkeklerin yaşam beklentisi, eğitim süresi ve ekonomik kaynaklardaki hakimiyetiyle ayrı ayrı insani gelişme endeksi hesaplanıyor. Bu endeks ise 161 ülke için hesaplandı. Kadın insani gelişme endeksi 0.716 iken, erkek insani gelişme endeksi 0.793 olarak ölçüldü.
Hürriyet


Yeni Çıpa Ab
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Avrupa Birliği (AB) ile açılan ‘Ekonomik ve Parasal Politika’ başlıklı 17. faslın yatırımlar ve refah artışı açısından önemli olduğunu ancak asıl olanın AB ile ilişkilerin canlanması olduğunu belirtti. Dün Türkiye - AB Hükümetlerarası Katılım Konferansı öncesi, AB ile Müzakere Heyeti’nde yer alan Mehmet Şimşek ve Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, Brüksel’de bir basın toplantısı düzenledi. Şimşek, “Bu fasıl yatırım ve kalıcı refah artışı için önemli. Ama asıl olan ilişkilerin canlanması. Tekrar ilişkilerin canlanıyor olması, Türkiye için yeni bir çıpadır. Türkiye’nin risk primini azaltacak” dedi. AB ile devam eden müzakereler kapsamında 2013 yılından bu yana açılacak ilk başlık olan ve Merkez Bankası bağımsızlığına yönelik unsurları da içeren 17. fasıl, AB üyelik sürecindeki 35 fasıldan biri. İktisadi Kalkınma Vakfı, 17. fasıl kapsamındaki müktesebatın temelini Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, kamu sektörünün Merkez Bankası tarafından doğrudan finansmanının yasaklanması ve kamu kesiminin finansal kurumlara imtiyazlı erişiminin önlenmesi konularının oluşturduğuna dikkat çekti. Mehmet Şimşek, 17. faslın Türkiye için çok önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Çünkü bir ülkede fiyat istikrarı varsa, makro finansal istikrar sağlanmışsa, o ülkede kalıcı refah yaratmak mümkün. Kalıcı refahın en önemli bileşenlerinden bir tanesi enflasyonun düşük olması, kamu maliyesi dengelerinin güçlü olması ve dolayısıyla o ülkenin kredibilitesinin yüksek olması.” Türkiye’nin bu fasılda çok ileri noktada olduğuna da dikkat çeken Şimşek, “Bazı kapanış kriterleri olmakla birlikte esasında Türkiye gerek Maastricht kriterleri, gerekse diğer kurumsal altyapı kapsamında olarak ileri bir düzeyde, AB ile uyum içinde” diye konuştu. Şimşek geçmişte 17. faslın Fransa tarafından bloke edildiğini de hatırlattı. AB Bakanı Volkan Bozkır ise, 17. faslın açılmasıyla ilgili olarak, “Çok önemli bir anı yaşıyoruz. 28 AB ülkesinin AB müzakere sürecini devam ettirme, Türkiye’nin sonuçta üyelik olan hedefini gerçekten paylaşma anlamını taşıyan bir konferans” dedi.
Milliyet


Dolar 3 Tl’ye Dayandı
ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yarın yaklaşık 10 yıl aradan sonra muhtemelen ilk kez faiz artıracak olması ve petrol fiyatlarındaki sert düşüşün emtia ihracatçısı gelişmekte olan ülkelerin para birimleri üzerinde yarattığı baskı ile kur yönünü yukarı çevirdi. Gelişmekte olan ülke paralarında yüzde 0.3 ile yüzde 0.7 arası değer kaybı yaşanırken Türk Lirası dün dolar karşısında yüzde 0.3 değer kaybı ile nispeten daha iyi performans gösterdi. Cuma günü 2.9875’i test eden, dün sabah ise Güney Afrika parası rand’daki kazançlarla 2.95’in altına inen dolar/TL, 2.9973’e kadar yükseldi. Dolar daha sonra 2.9896 seviyesinde işlem gördü. Dolar, 24 Eylül’de 3.07 TL ile bugüne kadar en yüksek değerini görmüştü. Güne 3.25 civarın - da başlayan euro/TL ise 3.2908 seviyesine çıktı.
Milliyet


Mecbur Kalınca
Türkiye’ye yönelik gümrük uygulaması nedeniyle Saint Petersburg’taki otomotiv üretiminin durma noktasına gelmesi üzerine, ithal edilen ürünlerin bir kısmı gümrüklerden geçmeye başladı. Rus haber ajansı TASS’ta yer alan habere göre, Saint Petersburg Endüstriyel Politikalar Komitesi Başkanı Maksim Meiksin, Türkiye’den ithal edilen otomotiv parçalarının gümrüklerden geçmeye başladığını belirtti. Saint Petersburg’ta faaliyet gösteren Toyota firması için 11, Bosch-Siemens firması için ise 2 konteynerin gümrükten geçtiğini belirten Meiksin, diğer konteynerlerin ise gümrük kontrol merkezinde bulunduğunu ifade etti. Meiksin, geçtiğimiz hafta Türkiye’den ithal edilen otomotiv parçalarının gümrüklerde bekletilmesi nedeniyle Saint Petersburg’daki otomotiv üretiminin durabileceğini belirtmişti. Öte yandan, doğalgazda Rusya’nın en büyük ticari ortaklarından biri olan Türkiye, buğdayı başka ülkelerden temin etmeyi tartışıyor. Geçen sezon buğday ithalatının yaklaşık yüzde 74’ünü Rusya’dan karşılayan Türkiye’nin ihracata giden kaliteli un için gerekli yüksek proteinli buğdayı, Ukrayna ve Kazakistan’dan da alabileceği bildirildi. Uluslararası Hububat Konseyi’ne (IGC) göre, Türkiye’nin, 2015-2016 sezonunda buğday üretiminin son yılların en yüksek düzeylerinden birisi olarak 19.5 milyon ton civarında gerçekleşeceği öngörülürken, yaklaşık 2.5 milyon tonluk stokla ithalat hariç toplam buğday arzının 22 milyon tona ulaşması bekleniyor. Okan Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Hikmet Boyacıoğlu, ABD Tarım Bakanlığına göre Türkiye’nin 2014-2015 sezonunda yaklaşık 4.3 milyon ton buğday ithal ettiğini ve söz konusu ithalatın 3.2 milyon tonluk önemli bir bölümünün Rusya’dan yapıldığını vurguladı. Boyacıoğlu, şöyle devam etti: “Uluslararası Hububat Konseyi ise Türkiye’nin 2015-2016 sezonunda buğday üretiminin son yılların en yüksek düzeylerinden birisi olarak 19.5 milyon ton civarında gerçekleşeceğini öngörüyor. Bu duruma göre, Türkiye’nin yaklaşık 2.5 milyon tonluk buğday stoku ile ithalat hariç toplam buğday arzı, 22 milyon tona ulaşacak. Buna karşın, Türkiye’nin buğday tüketimi ise yemlik kullanım dahil 18 milyon ton olarak tahmin ediliyor. Başka bir ifade ile ülkemizin buğday üretimi, tüm talebi karşılamaktadır.”
Vatan


Bakan Afrika’yı İpten Aldı
Güney Afrika ekonomisini sarsan maliye bakanı krizi tatlıya bağlandı. Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma, 9 Aralık’ta işine son verdiği eski Maliye Bakanı Nhlanhla Nene’nin yerine atadığı David van Rooyen’i de görevden aldı. Rooyen’in yerine 2009-2014 yıllarında Maliye Bakanlığı yapan, İşbirliği Yönetimi ve Geleneksel İşler Bakanı Pravin Gordhan getirildi. Böylelikle ülkede maliye bakanlığı koltuğu 5 günde iki kez değişti. Yapılan açıklamada değişikliğin gerekçesi ‘gelen tepkiler ve ülke ekonomisinde oluşan olumsuz hava’ olarak gösterildi. Kararın ardından daha önceki görev değişikliğinde rekor seviyede düşen Güney Afrika randı, 2008’den bu yana en büyük sıçrayışını gösterdi. Dolar karşısında yüzde 6.4 yükselen rand 15.1885 dolardan işlem gördü. Eski bir belediye Başkanı olan David van Rooyen’in Maliye Bakanlığı göreve gelmesi, piyasalarda büyük tedirginlik yaratmış ve Güney Afrika para birimi rand dolar karşısında yüzde 9 değer kaybetti. Randda yaşanan ralli, Cuma günü Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin de düşmesine neden oldu.
Vatan


Thy Gözünü Uefa Şampiyonlar Ligi’ne Dikti
Türk Hava Yolları (THY) Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı, futbolda Şampiyonlar Ligi’ni alma hedefleri olduğunu belirterek, “İnanıyorum ki önümüzdeki günlerde UEFA ile yaptığımız işbirliğimizi Şampiyonlar Ligi’yle de sürdürürüz” dedi. Fransa’da yapılacak 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın (EURO 2016) resmi sponsorluğu için UEFA ile anlaşma yaptıklarını anımsatan Aycı, dünya futbolunun en prestijli turnuvalarından birine sponsor olduklarını, EURO 2016’daki her maçı 150 milyon, finali ise 300 milyon insanın takip edeceğini belirtti. “Futbolda Şampiyonlar Ligi’ni de alma hedefimiz var” diyen Aycı, şöyle devam etti: “İnanıyorum ki önümüzdeki günlerde UEFA ile bu işbirliğimizi Şampiyonlar Ligi’yle de sürdürürüz. Şampiyonlar Ligi’nde oynayan takımlarımızın sponsorluğunu yapıyoruz. Avrupa Ligi’nde de aynı şekilde. Şimdi bir de Şampiyonlar Ligi’ne THY sponsor olursa takımlarımızın bu ligdeki sportif başarıların artmasında da belki bir ekstra motivasyon olur.” Aycı, basketbol Avrupa Ligi’nde ‘Turkish Airlines Euroleague’ isim hakkı sponsorluklarının 2020’ye kadar süreceğini belirterek “2017’deki Euroleague Final Four’u da Türkiye’ye almak istiyoruz. Bu konuda iki hafta önce Euroleague başkanıyla bir araya geldik” dedi.
Star


DÜNYA

Rus Büyükelçi İsim Verdi ‘Pilotumuzu Vuran Türk Vatandaşı’
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda düşürülen uçakta ölen pilot yardımcısı Oleg Peşkov’un inerken Alparslan Çelik isimli bir Türk vatandaşı tarafından vurulduğunu iddia etti. Karlov, ilişkilerin normalleşmesi için Türkiye’den “özür, sorumluların cezalandırılması ve tazminat” beklediklerini söyledi. Uçağın düşürüldüğü 24 Kasım gününe işaret eden Karlov, “Belki tesadüfen bizim uçağımızın vurulduğu, düşürüldüğü bölgede birçok basın mensubu ortaya çıktı. Pilotumuza paraşütle inerken ateş açan grubu da çekti basın mensupları. Uzun menzilli otomatik tüfekle önce ateş açtılar, bunu çektiler, sonra da fotoğraflar paylaşıldı. Bizim pilotumuza ateş açan Alparslan Çelik. Kameranın karşısına geçti, açıklama yapıyordu. Sonra da paraşütün bir parçasını gösterdi. Rahat Türkçe konuşuyordu. Anlaşılıyor ki, onun babası da eski Belediye Başkanlarından biri” dedi. Alparslan Çelik, olaydan sonra kameraların karşısına çıkarak pilotları kendilerinin öldürdüğünü söylemişti. Türk uçaklarının düşürdüğü Rus uçağının pilotlarının paraşütle atlarken vurularak öldürüldüğünü anlatan Çelik, “Rus pilotları ölü olarak ele geçirildi. Paraşütle atlarken havaya açılan ateşle vurularak öldürüldü” demişti. Elazığ’ın Keban ilçesinin MHP’li eski Belediye Başkanı Ramazan Çelik’in oğlu 32 yaşındaki Alparslan Çelik, 2014 yılının nisan ya da mayıs ayında sınırdan önce Irak’a giderek Türkmenlerle birlikte IŞİD’e karşı savaştı. Çelik buradan da 2015 yılı başlarında Suriye’ye geçerek Bayırbucak Türkmenleri saflarına katıldı. Çelik, 2’nci Sahil Tümen Komutanlığı birlikleri içine katıldı ve komutan rütbesine kadar terfi etti.
Hürriyet


Türkiye’yle İyi İlişkilere Sahip Olmanın Yolunu Araştırıyoruz
İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Dore Gold, “İsrail’in Türkiye ile istikrarlı ilişkilere sahip olmak istediğini ve buna ulaşmanın yollarını araştırdığını” söyledi. Gold yazılı yaptığı kısa açıklamada, “İsrail, Türkiye ile her zaman istikrarlı ilişkilere sahip olmayı arzulamaktadır ve bu hedefe ulaşmanın yollarını sürekli araştırmaktadır” ifadesini kullandı. Gold, açıklamada bu çabalara ilişkin detay vermezken gözler, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu tarafından geçtiğimiz hafta MOSSAD’ın başına getirilen Yossi Kohen’e çevrildi. Mavi Marmara’ya saldırı düzenlendiğinde MOSSAD’ın operasyon biriminin başında olan Kohen’in, Türkiye- İsrail ilişkilerinde önemli rol oynaması bekleniyor. Uzmanlar, “Önümüzdeki dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde bir değişiklik olacaksa, Kohen bunda başrolde olacaktır” diyor. Yossi Kohen’ın, MOSSAD’ın başına getirilmeden önce son durağı İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ulusal güvenlik danışmanlığıydı.
Türkiye


Le Pen Kaybetti Ama Daha Da Güçlendi
Fransa’da 13 Aralık’ta gerçekleşen bölgesel seçimlerde Sosyalistler ile Cumhuriyetçilerin ‘işbirliğine’ gitmesi aşırı sağcı Ulusal Cephe’yi (FN) saf dışı etse de, uzmanlar bu seçimde herkesin kaybettiğini belirtiyor. Seçim sonuçlarının aşırı sağın ne kadar güçlendiğini gösterdiğinin de altı çiziliyor. Marine Le Pen’in liderliğindeki FN, 6 Aralık’ta yapılan ilk turda 13 bölgenin 6’sında yarışı önde tamamlamıştı. Aşırı sağcıların ikinci turda iki bölgede seçimi kazanarak tarihinde ilk kez bir yönetimin başkanlığını elde etmesi bekleniyordu. Ancak Sosyalistlerin bu kritik iki bölgede çekilerek seçmenlerine oylarını merkez sağa vermeleri çağrısında bulunmaları sonucu Ulusal Cephe, tüm bölgelerde kaybetti. Le Pen, 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bir bölgenin yönetimini üstlenerek partisinin ne kadar ciddi olduğunu dünyaya göstermek istiyordu. Bazı analistlere göre, bu sonuçlar Le Pen’in cumhurbaşkanlığı hayallerinin sonu. BBC’nin Paris Temsilcisi Hugh Schofield’e göre, seçim sonuçları Fransa’da aşırı sağ için bir “cam tavan” olduğunu gösterdi. Fransa’da her daim aşırı sağcıları destekleyenlerin sayısı, onlara karşı çıkanlardan az olacağı için, Le Pen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda birinci olsa bile ikinci turda yenilecek. Marine Le Pen’e karşı Nord-Pas-de-Calais- Picardie bölgesinde yarışan ve ikinci turda adaylıktan çekilen Sosyalist Parti’den Pierre de Saintignon, “Eğer adaylığımı çekmeseydim, bu sabah Madame Le Pen’in başkanlığına uyanmıştık” açıklaması, durumu özetliyor. Ancak Fransız analistlere göre seçimler Le Pen için bir son değil. Center for American Progress’in Fransız politika analisti Stephane Rosez’e göre, “Bu kez Ulusal Cephe’yi engellemeye çalışan baraj dayandı. Ama baraj elbet birgün yıkılacak”. Zira, ilk turda 6.02 milyon oy alan FN, ikinci turda 6.8 milyon oy alarak tarihinin en yüksek desteğine ulaştı. Fransa’da son 18 yılın en yüksek işsizlik rakamları yaşanırken, özellikle kırsal kesimde geleneksel politikalara karşı memnuniyetsizlik havası, FN’in tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşmasında önemli bir role sahip. FN lideri, seçim kampanyasını ülkenin yaşadığı krizin ana akım siyasetten kaynaklandığı üzerine kurmuştu. Yönetimde hâlâ iki parti bulunurken Le Pen, halkın memnuniyetsiz olduğu işsizlik ve göç gibi konuları daha sert bir dille eleştirebilecek. Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Monde da “FN mağlup edildi, ama FN daha da güçlendi” manşetini attı. Babası Jean Marie Le Pen’den 2010’da devraldığı anti-Semitist, Müslüman düşmanı partinin kabuğunu değiştirmeye çalışan Marine Le Pen’in “Artık sağcı ya da solcu kavramı kalmadı. Ya ulusalcısınızdır ya da küreselleşme taraftarı” iddiasını desteklemesi için önünde 17 ay bulunuyor.
Milliyet


Yunanistan, Almanya Ve Türkiye’den ‘Mini Zirve’
Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias’ın verdiği bilgiye göre, 2016 yılının ilk aylarında Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras mülteci krizini görüşmek için Sakız Adası’nda toplanacak. Yunan kanalı Mega TV’ye konuşan Kotzias, “Sakız Adası’nda bir araya gelip deniz yoluyla İzmir’e hep birlikte geçmeyi planlıyoruz. Böylece Ege’nin iki kıyısını da görebileceğiz” dedi. Bakan, ‘mini zirve’ olarak tanımladığı görüşme için henüz tarih belirlenmediğini belirtirken, ‘Şubat ayının başında olabilir’ yorumunu yaptı. Kotzias, ayrıca Yunan adalarına gelenlerin sadece Suriyeliler olmadığını belirterek, “Faslılar, Cezayirliler 50 euroya aldıkları biletlerle İstanbul’a uçuyor Bu kişilerin havalimanlarından çıkışına izin verilmemeli” dedi. Kasım ayında Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında imzalanan eylem planı kapsamında Türkiye maddi destek, üyelik sürecinde canlanma ve AB’ye vizesiz giriş konusunda ilerleme karşılığında mülteci akınına karşı sınırların daha etkin denetimini sağlama taahhüdünü vermişti.
Milliyet


İran Hamaney’in Halefini Seçiyor
İran’da eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani, bir tabuyu yıkarak, Ayetullah Ali Hamaney’in ardından ülkenin dini lideri olması muhtemel isimlerin seçimine başladıklarını açıkladı. Şubat ayında yeni üyeleri belirlenecek olan Uzmanlar Konseyi’nin üyesi olan Rafsancani, 75 yaşındaki Hamaney’in yerine gelebilecek isimleri belirlemek amacıyla bir grup atadıklarını söyledi. İran’da dini liderliğe kimin geleceği konusu, siyasi karmaşaya neden olabileceği gerekçesiyle kamuoyunda tartışılmıyor.
Vatan


İngiltere’de Şeriat Mahkemesi İsyanı
İngiltere’de 2007 yılında yargı sisteminin yükünü hafifletmek için kurulan şeriat mahkemeleri yeniden gündemde. Yıllar içerisinde sayıları 85’e ulaşan şeriat mahkemeleri, İngiltere’deki Müslüman toplumunun yargı sistemine başvurmadan ailesel ve mali konulardaki ufak sorunlarını İslam hukukuna uygun şekilde çözmesi amacıyla açılmıştı. Ancak geçen süre zarfından şeriat mahkemelerinde kadınların ve çocukların haklarını hiçe sayan çok sayıda karar çıkması, sivil toplum kuruluşlarını harekete geçirdi. Geçtiğimiz hafta 150 kadın hakları grubu, Başbakan David Cameron’a gönderdikleri dilekçeyle, şeriat mahkemelerinin yasaklanmasını talep etti. İçişleri Bakanı Theresa May, son dönemde artan tepkiler üzerine şeriat mahkemelerinin ‘İngiliz değerlerine’ uygun kararlar alıp almadığına ilişkin kapsamlı bir denetleme yapma sözü vermişti.
Vatan


Kosova Meclisi’nde Gazlı-Maskeli Protesto
Kosova Meclisi’nde aylardır devam eden iktidar-muhalefet krizi, 2016 Bütçe Tasarısı’nın görüşüldüğü genel kurul oturumunda yeniden tırmandı. Oturumun başında, muhalefetteki Kendin Karar Al Hareketi Meclis Grup Başkanvekili Glauk Konjufca’nın salona gaz bombası atmasının ardından Meclis Başkanı Kadri Veseli oturuma ara vererek, herkesi dışarı çıkmaya davet etti. Meclise gaz maskelerini takarak giren muhalefet vekilleri Veseli’nin çağrısına rağmen protestolarını sürdürdü. Kosova ve Sırbistan arasında varılan anlaşmalara karşı çıkan muhalefet, gaz bombası atarak mecliste iki aydır eylem yapıyor.
Star
POLİTİKA
İlk 4 Madde Ve Başkanlıkla Gelmeyin
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, yeni anayasayla ilgili “Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak bütün düzenlemelere katkı vereceğiz. Ancak ilk dört madde hariç. Sadece bize ‘başkanlık’ önerisiyle gelmesin” diye konuştu. Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek ve haber ekibini Genel Merkez’de kabul eden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Sayın Davutoğlu geldiği zaman, anayasada Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak bütün düzenlemelere elbette katkı vereceğiz. Ancak ilk dört madde hariç. Sadece bize ‘başkanlık’ önerisiyle gelmesin. Hele Sayın Cumhurbaşkanı bu konulara hiç girmesin. Anayasada tanımlanmış görevlerini yapacak, çok konuşmayacak, tarafsızlığını koruyacak. Kendisine yeni bir makam arayışına girmesin. Yeter artık bu toplum onu ve ailesini sırtında taşıyor, bütün etik kurallarına rağmen. Bu kadar ağır bir yükü Türkiye Cumhuriyeti çekmemiştir. Yeter. Davutoğlu aslında, büyük bir olasılıkla, perdenin arkasından Cumhurbaşkanı’nın tutumundan şikâyet ediyordur. Hükümete bu kadar müdahalenin doğru olmadığını o da biliyordur. Türkiye’de asıl sorun, Erdoğan’dan kaynaklanıyor. Abdullah Gül de vardı, bir Cumhurbaşkanı gibi davrandı. Bu bütün sıcak olayların içinde. Kaos. Kaosun olduğu yerde zaten sağlıklı yönetim olmaz. AB ile uyum sürecinde, Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı verecek bütün yasalara açık çek veriyorum. Hepsine destek vereceğiz. Ama medyanın öne çıkarmadığı özel bir alan var; o da Kıbrıs. Kıbrıs ile ilgili parlamentonun bilgilendirilmesi gerekiyor. Hangi ödünleri verecekler veya vermeyecekler. AB, Suriye olayından sonra Türkiye’nin önemini yeniden keşfetti. Batı’nın saygın ülkesi haline getirecekse, Türkiye’yi demokratikleştirecek fasıllar açacak. Hükümetin Eylem Planı, toplumun beklentilerine uygunsa, toplumun dar gelirli kesimlerini rahatlatacaksa itirazımız yok. Programımızda da vardı zaten bunlar. Getirsinler emekliye, işçiye ne veriyorlarsa açıkca destek verebiliriz. İtirazımız yok. 2002’de iktidar olduklarında terör yoktu. Doğu ve Güneydoğu’ya bakıyorsunuz; Suriye’den farkı yok. Türkiye’yi bu hale kim getirdi? Bunun hesabını veremeyen siyasal iktidar, neyin hesabını verecek? Türkiye süratle bir kaos ortamının içine sokuluyor. Kürt sorununun böyle çözülemeyeceğini defalarca söyledik. Sorunun çözümü ellerinden kaydı. AKP politikası olan bir siyasi parti değil, rant partisi. Dış politikayı da, iç politikayı da böyle okudu. Sorun geçmişte yapılan yanlış politikanın Türkiye’ye çıkartılan faturasıdır. Demokrasilerde en büyük güç olan yasama organı, şu anda üstüne düşen görevi yerine getirmiyor. Normalde yasama organının Doğu ve Güneydoğu’da olaya el koyması lazım. Bu hükümetin bir dış politikası yok. Olayların arkasından sürüklenen bir dış politika var. Irak’a asker gönderiyorsunuz ama merkezi yönetimin haberi yok. Başka bir ülkenin bayrağına, sınırlarına saygı göstermeniz lazım. Önce kavgayı başlatıyorsunuz, sonra da ‘kavgayı nasıl barışla sonuçlandırabilirim’ diye uğraşıyorsunuz. Düşman yaratıyorsunuz. Türkiye’ye yönelik olarak ne kadar olumsuz tavrı sergileyen ülkeler varsa hepsini aynı kampta birleştiriyor ve güçlü bir cephe oluşturuyorsunuz.”
Hürriyet

‘Uydularımız Olmasa Nefes Alamazdık’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugün kendi uydularımıza, kendi yazılımlarımıza, kendi teknolojimize sahip olmasaydık, inanın bana yaşadığımız şu hassas dönemde adım atamazdık, nefes alamazdık” dedi. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜ- BA), Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanı (GEBİP), Bilimsel Telif ve Çeviri Eser (TEÇEP) ve Uluslararası Akademi Ödülleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın himayesinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Erdoğan, sosyal ve beşeri bilimler kategorisinde İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Genç, fen ve mühendislik bilimleri kategorisinde Linz Johannes Kepler Üniversitesi (Avusturya) Öğretim Üyesi Niyazi Serdar Sarıçiftçi ile sağlık ve yaşam bilimleri kategorisinde Toronto Üniversitesi (Kanada) Öğretim Üyesi ve Ağa Han Üniversitesi (Pakistan) Kadın ve Çocuk Sağlığı Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Zulfikar Ahmed Bhutta’ya ödüllerini takdim etti. Dün ödül alan Genç geçen hafta da sosyal bilimler ve tarih alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü almıştı. Erdoğan törende şu mesajları verdi: Her vesileyle bilime ve bilim insanlarına yönelik desteği, teşviki artırarak devam ettireceğiz. Artık günümüzdeki öğretmen- öğrenci ilişkisinin yüzeyselliğinden kurtulmak zorundayız. Muallim- talebe kavramlarının ifade ettiği kadim ve derin eğitim-öğretim müktesebatımızı yeniden canlandırmamız gerektiğine inanıyorum. Yeni Türkiye’yi bilimin, araştırmanın, geliştirmenin, inovasyonun aydınlığında inşa edeceğiz. Ben tüm bilim insanlarımıza inanıyorum, güveniyorum. ‘Yitik kaybedildiği yerde aranır’ diye bizim güzel bir sözümüz vardır. Biz bilimdeki, kültürdeki, sanattaki liderliğimizi son olarak bu coğrafyada kaybetmiştik, inşallah yine burada ayağa kaldıracağız. ‘İnanmak başarmanın yarısıdır’ der büyüklerimiz biz önce kendimize güveneceğiz, inanacağız, bununla birlikte çok çalışacak, çok gayret göstereceğiz. Başarı bu sürecin tabii bir neticesi olarak zaten kendiliğinden gelecektir. Prof. Dr. Aziz Sancar, bu sözlerime en güzel örnek. Aziz Hocamızın ilkokulu okuduğu dönemlere baktığımız zaman kim bilir Savur ne haldeydi? Tüm eğitimini ülkemizde almış, bu coğrafyayla bağını hiçbir zaman kesmemiş, kaybetmemiş bir kardeşimiz Nobel’e layık görülüyor. Gerçek anlamda bağımsız, özgür olmanın, istiklaline ve istikbaline sahip çıkmanın yolu bilimde, ilimde en ileriye ulaşmaktan geçiyor. Aksi takdirde sizin için en fazla ihtiyacınız olduğu anda, sizin için en hayati noktada kapıların yüzünüze kapanması tehlikesiyle karşı karşıyasınız demektir. Şayet biz bugün kendi uydularımıza, kendi yazılımlarımıza, kendi teknolojimize sahip olmasaydık, inanın bana yaşadığımız şu hassas dönemde adım atamazdık, nefes alamazdık. Bu nedenle bilime, teknolojiye, araştırma, geliştirmeye dayalı tüm alanları çok önemli görüyorum. Geldiğimiz yer önemli olabilir. Ama asla yeterli değildir. Daha fazlasına ihtiyacımız var. Kamu kurumlarıyla üniversitesiyle el birliği, iş birliği, dayanışma içinde tempomuzu sürekli artırarak, hedeflerimize doğru ilerlemeliyiz. 2023 hedefleri bizim için nihai nokta değil, sadece bir ara duraktır, ara istasyondur. 2053 ve 2071 vizyonumuzu bu çerçevede şimdiden konuşmaya, tasarlamaya başlamalıyız. Belki biz onu görmeyeceğiz, o günleri yaşamayacağız ama evlatlarımız, torunlarımız o günü inşallah yaşayacaklardır, o günlerin temelini atacaklardır.
Milliyet

Bölge Halkı ‘Hendek Siyaseti’nden İllallah Diyor
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Epey uzun bir süredir devam eden hendek siyasetinin Türkiye’ye ne kadar ağır bir faturası olduğunu artık herkes görüyor. Sadece bunu söylerken bir ekonomik faturadan bahsetmiyorum. Bunu söylerken özellikle bölge halkının bu terör örgütünün hendek siyaseti dolayısıyla ne kadar zor şartlar altında yaşamak mecburiyetinde kaldıklarını ifade etmek istiyorum. Bölge halkı illallah diyor” dedi, sözlerine şöyle devam etti: “Hendek siyasetinden vazgeçerler ve Türkiye’de yeniden demokratik bir ortam, bölgedeki sorunların çözülmesi için oluşur. Hiç kimse şöyle bir kanaate varmasın ki Türkiye Cumhuriyeti hükümeti hendek siyasetine teslim olacaktır. Bizim amacımız isteriz ki bir tek kimsenin dahi burnu kanamasın. Bunu söylerken sadece sivil vatandaşlarımızı kastetmiyorum. Orada bizim derdimiz terör örgütü unsurları. Teslim olsunlar. Hendek siyasetinden vazgeçtiklerini ilan etsinler. Terör unsuru olan insanlardan da çatışmada ölenler oluyor. Onlar da ölmesinler, terörü bıraksınlar, teslim olsunlar ve böylece hem bölge halkı hem Türkiye rahatlasın.” Kurtulmuş, “Yükseköğretim kurumlarında görev yapan öğretim üyelerinin, özellikle taşra üniversitelerinde görev yapan öğretim üyelerinin 72 yaşına kadar öğretim üyesi olmaları istisnai bir şart olarak devam ediyordu ve yıl sonu itibarıyla o da bitiyordu. Bundan sonra süresiz olarak bu 72 yaşına kadar üniversitelerde öğretim üyesi olarak devam edilmesi kararı alınmıştır” dedi. Numan Kurtulmuş, “Bakanlar Kurulu’nda imzası atılan bir başka önemli karar ise biliyorsunuz, 60 güne kadar prim borcu olanlar Genel Sağlık Sigortası kapsamında olsalar dahi sağlık hizmetlerinden yararlandırılmıyorlardı. Bunların yararlandırılması için 31.12. 2015 tarihine kadar süre verilmişti. Bu sürenin 30.06. 2016 tarihine kadar, yani önümüzdeki yıl haziran sonuna kadar uzatılması kararlaştırılmıştır” şeklinde konuştu.
Vatan

SPOR

Trabzonspor’da Şota Arveladze ile başlayan kötü performans Sadi Tekelioğlu yönetiminde de bitmedi. Sezon sonuna kadar takımın başında olacak Tekelioğlu, takıma istikrar kazandıramadı. Başarısızlığa çözüm arayan bordo-mavililerde, forvetlerin etkisiz oluşu gözlerden kaçmadı. Dame N’Doye ve Oscar Cardozo gibi iki ünlü golcüsü olmasına rağmen bir türlü verim sağlayamayan Karadeniz ekibi, formül arayışına başladı. Geçen sezon hücuma aktif olarak katılan Mehmet Ekici’nin de pasif kalması sıkıntıları bir kat daha artırdı. Hull City’den gelen N’Doye, 11 lig maçında gol sevinci yaşayamayarak adeta kredisini bitirdi. Şota tarafından sürekli ilk 11’de kullanılan ancak Tekelioğlu ile yedek kulübesine çekilen Senegalli yıldız, hayal kırıklığı yaşattı. Oscar Cardozo ise 12 lig maçında 5 gol atsa da bir istikrar tutturamadı. Özellikle attıklarından çok kaçırdıklarıyla gündeme gelen Paraguaylı yıldızın toparlanması için ekstra çaba harcanıyor. Başakşehir ve Çaykur Rizespor’a karşı alınan yenilgilerde kaçırdığı penaltılarla takımının kaderini etkileyen Cardozo’nun mental olarak yorgun olduğu öğrenildi. Öte yandan N’Doye ve Cardozo’nun alacakları yönünden yaşadıkları sıkıntılar da konstrasyonlarını bozdu. Şota döneminde zaman zaman denenen Deniz Yılmaz ile Sefa Yılmaz da hiçbir varlık gösteremedi. Spor Toto Süper Lig’de 15 maçta sadece 14 gol atabilen Trabzonspor’da bu durum kötü sonuçlara zemin hazırladı.
Milliyet


Van Persie ile birlikte Fenerbahçe’nin bu sezon yaptığı en flaş transfer olan Luis Nani, yükselen performansı ile takımını da sırtladı. Başakşehir’e attığı golle galibiyeti getiren Portekizli yıldız, sezon başında Teknik Direktör Vitor Pereira ile sorunlar yaşadı. Avrupa Ligi’ndeki Molde yenilgisinden sonra “Birileri fatura ödemeli” diyen, Beşiktaş derbisindeki mağlubiyete de reaksiyon veren ve hocasının uyarılarını dikkate almayan Nani gündem olmuştu. Sonraki dönemde Portekizli yıldız ile hocası arasındaki görüşmeler olumlu sonuçlar doğurdu. Pereira takımı daha iyi tanıdıktan, oyuncularının özelliklerini anladıktan sonra Nani’ye sorumluluk ve saha içinde serbestlik verdi. Sahanın her yerini gezen, basmadık yer bırakmayan, savunmaya kadar rakip kovalayarak takımı için gönülden oynayan Nani hem kazandırmaya hem de aldığı paranın hakkını vermeye başladı. 4 asisti bulunan ve Başakşehir karşısında ligdeki 6. golünü atan Portekizli yıldız, 10 gole doğrudan katkıda bulundu. Fenerbahçe’nin tabelayı değiştiren isimleri arasında Fernandao ve Van Persie’nin 5’er golü bulunuyor. 2 arkadaşını da geride bırakmayı başaran Luis Nani, 15 haftası geride kalan ligde Sarı-Lacivertli takımın en skorer ismi oldu. Bu arada yıldız oyuncunun fileleri havalandırdığı 5 maçta da Fenerbahçe sahadan 3 puanla ayrılmasını bildi.
Star


Beşiktaş’ta Tolga Zengin depremi! Sporting Lizbon maçında yediği hatalı gollerden dolayı hedef tahtasına oturtulan tecrübeli eldiven, dün sabah Teknik Direktör Şenol Güneş’in yanına geldi. Tolga, “Belim ağrıyor hocam. Oynamak istemiyorum” dedi. Güneş de, “Tedavi yapsınlar, bekleyelim” yanıtını verdi. Ancak Tolga ağrılarının devam ettiğini ve oynamak istemediği diretti. Otelde gerçekleşen bu olaydan haberdar olan Başkan Fikret Orman, çılgına döndü. Orman, Güneş’i arayarak; “Beşiktaş forması herkesten büyüktür. Kadro dışı bırakın” talimatını verdi. Orman’ın bu tavrından sonra Güneş, kaleci Günay’a “Forma senin” dedi. Kulüp resmi siteden, “Tolga, yoğun iğnelere rağmen düzelemediği için kadrodan çıkartılmıştır” açıklaması yapıldı. Tecrübeli kalecinin, bel ağrısı şikayetinin ardından Başkan Orman, yöneticilere 2017’de sona erecek olan sözleşmesinin uzatılmamasını önerdi. Tolga için karar derbiden sonra yönetim toplantısında çıkacak.
Star


Galatasaray Teknik Direktörü Mustafa Denizli, Beşiktaş yenilgisi sonrası ses getirecek açıklamalarda bulundu. İşte Denizli’nin sözleri: “İlk yarıda kötü oynadık. Alternatif bulamayıncq kendi içimizde bir şeyler yaratmaya çalışıyoruz. Bu zaman zaman sıkıntı yaratıyor. İkinci yarıda oyunu dengeledik. Öyle veya böyle bir gol bulduk. Gol sonrası tehlikelidir. Çok geçmeden bize yakışmayan talihsiz bir gol yedik.” “Geldiğimizde burası gül bahçesi değildi. Bunu bilerek göreve başladım. Ne Galatasray pes eder ne de ben pes ederim. Avantaj olabilecek bir maçı kaçırdık. İçeriden çözemediğimiz sorunları gerekirse dışarıdan çözeceğiz. Bunlar kayıp maçlardır, olabilir. Hayatımda tüm derbileri kazanarak şampiyon olmadım. Bu tablo değişir, değişecektir. Hiç önde yarış götürmedim ben, hep arkadaydım. Hiç kimse bizsiz yürüyemez.” “Onlar hep arkalarına dönüp bakacaklar biz varız, biz sadece önümüze bakacağız. Bunu önümüzdeki günlerde yine konuşacağız. Oyunu yöneten arkadaşımıza da (Mete Kalkavan) bir şey söyleyeceğim, herkes atlar ama ben atlamam. Bir oyun nasıl kıymık kıymık kesilir, biz görürüz, herkes atlar ama biz görürüz. Hakem ofsayttan gol mü attı? Hayır ama neticeye tesir etmeyen gibi görünen, oyuncuyu kızdıran kararlar oldu.”
Star


Beşiktaş, 2015’in son derbisinde Galatasaray’ı devirdi: 2-1. 5’te Sosa ceza alanı içinden sert bir vuruş yaptı ama Muslera’yı aşamadı. 13’te Gomez penaltı noktası civarında vurdu, Muslera iyi yer tuttu. 25’te Quaresma'nın ara pası sonrası kaleciyle karşı karşıya kalan İsmail'in sağ ayakla yaptığı vuruşta Muslera gole izin vermedi. 29’da Olcay vurdu, kaleci bir kez daha kurtardı. 43’te ceza alanı çizgisi önünde Quaresma şansını denedi ama top farklı şekilde auta çıktı. 44’te Gomez vurdu, Muslera kalesinde devleşti. 54’te Selçuk’un uzaklaştırmak istediği top, hızlı atağa dönüştü. İleri çıkan Günay ıska geçince topu önünde bulan Sneijder, 40 metreden boş kaleye yolladı: 0-1. 56’da Gomez soldan ceza alanına girmeden vurdu, Muslera bu kez çaresiz kaldı: 1-1. 63’te Kerim uzak köşeye müthiş plase yaptı, Muslera son anda uzandı. 74’te sağdan gelen orta, Semih’ten sekti, Gökhan gelişine vurdu: 2-1.
Star



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme