6 Eylül 2016 Salı

Amerika Ankara’daki Adamını Kaybediyor…



Foreign Policy - 5 Mayıs 2016 
By John HUDSON, Senior Reporter

Birleşik Devletlerin İŞİD ile savaşında Türkiye'de sahne gerisindeki müttefiki Başbakan Ahmet Davutoğlu idi.  Bakalım istifadan sonra neler olacak ?

Perşembe günü sürpriz bir şekilde gerçekleşen Başbakan'ın istifası; hali hazırda her iki taraf için de endişe verici bir şekilde yürüyen, ancak ; işlev görmeye devam eden Ankara-Washington ilişkilerinin tepetakla aşağı gitmesi riskini de beraberinde getiriyor.  Birleşik Devletler ve Türkiye, birbirlerine karşı temkinli adımlar atmakla birlikte İŞİD'e karşı yürüttükleri mücadelede, birbilerine sıkı sıkıya ihtiyaç duyan müttefiklerdir aynı zamanda.


Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın idaresi altında gittikçe otoriter bir yönetime kayan Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın etkisi altında kalmayan sağduyulu yaklaşımlarıyla Ankara'da Birleşik Devletlerin itimat edebildiği tek müttefik gibi görünüyordu. Davutoğlu; hakkında yapılan değerlendirmelerde, çoğunlukla becerikli bir diplomat olarak görülürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a kıyasla Amerika'nın İŞİD'e karşı kara gücü olarak yetkilendirdiği Kürtlere karşı da oldukça toleranslı bir kişilikti. Obama idaresinin İŞİD ile savaşta en önemli adamı olan general John Allen  Foreign Policy'ye " Davutoğlu ile oldukça uyumlu bir şekilde çalışabilmiştik…onun halefi ile çalışma farklı bir zeminde gelişebilir…" diyor. Aynı şekilde Birleşik Devletler Dışişleri Bakanlığı'nın şu andaki ve eski yetkilileri de " Davutoğlu'nun gitmesi ile bir Türk Başbakan'ın Birleşik Devletler diplomatları ile yakın çalışma ilişkisi içinde olması da kaybedilecek…" diyorlar. Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner Davutoğlunun bu ani harketini " Türkiye'nin iç politika konusu" olduğu değerlendirmesini yaparak konu hakkında ilave yorumdan kaçınıyor.

Birleşik Devletler hemen hemen iki yıl boyunca , Türkiye'nin ilgisini İrak ve Suriye'yi hırpalayan Sunni  radikallerin oluşturduğu İŞİD'in üstüne çekmeye çalıştı. Fakat, Erdoğan yönetimindeki Ankara; Amerika ve Türkiye'nin terörist grup olarak ilan ettiği ayrılıkçı PKK ile mücadeleye daha çok önem vermişti. Birleşik Devletler, İŞİD militanlarının ülke sınırlarından Suriye'ye geçişlerinin önlenmesi için Türkiye'ye bağımlı olması yanında Türkiye'nin ancak bir yıl kadar önce izin verebildiği İncirlik Hava üssünden Irak ve Suriye'ye askeri müdahalede bulunabilme iznini kullanmaya devam edebilmek istiyor. Türkiye ise; İŞİD'in daha fazla yayılmasının önüne geçilmesi ve kendi arka bahçesinden ötelere itilebilmesinde Birleşik Devletlerin hava harekatına bel bağlıyor.

Bu karşılıklı bağlılık konumunun varlığına rağmen, her iki başkent Amerika'nın Suriye'deki Kürt savaşçılara olan desteği konusunda keskin bir görüş ayrılığına da sahipler. Sert ve kanlı geçen 4 aylık bir savaştan sonra, People's Protection Units'in (YPG) 2015'in başlarında Kobani'nin kontrolünü İŞİD'in elinden almasından sonra, Batı'nın saygısını kazanmış ve bu tarihten sonra militan guruplara karşı Washington'un en etkili kara gücü olarak kabul edilmişti. Yine de; YPG'nin PKK ile bağlantılı olması Suriye'li Kürtlerin Türkiye tarafından milli güvenliklerini tehdit eden en önemli gurup olarak nitelendirilmelerine yol açmaktadır. Erdoğan'ın Kürt militanlara güven duymaması Ankara'da 37 kişinin ölümü ile sonuçlaran intihar saldırıları sonrasında PKK'nın suçlanması ile büyümüş, en sonunda da bu saldırıların sorumluluğunu PKK haretinden ayrılan Kürdistan Freedom Falcons (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) TAK üstlenmişti.

Ankara ile Washington arasındaki temaslarınn kesilmesi yabancı savaşçıların Türkiye'den Suriye'ye geçmekte kullandıkları en önemli geçiş noktası olan Menbiç paketinin oluşturulması sırasında oldu.  New America düşünce kuruluşunun uzmanlarından Barak Berfi "…Ankara, Kürt savaşçıların Menbiç'i kontrol etmesini istemiyor… Menbiç bölgesini Kürt kontrolünün dışına çıkararak Şam rejimini alaşağı etmek üzere istinat noktası haline getireceği güvenli bir bölge oluşturmak istiyor…." diyor. Birleşik Devletler ise Menbiç paketini İŞİD'in başkenti olan Rakka'nın geri alınması için konuşlanacak en önemli mevzi olarak görüyor.

Kürt Savaşçılar üzerindeki görüş ayrılıkları bu yılın başlangıcında İŞİD'e karşı yürütülen kampanyanın başına atanan Dışişleri yetkilisi Brett McGurk'un Kobani'de YPG yetkilileri ile buluşması sonrasında kamuoyu önünde ağız dalaşına dönüştü. Bu toplantıdan bazı fotoğrafların yayınlanmasından sonra Erdoğan Türkiye'nin düşmanlarını koruduğunu söyleyerek Birleşik Devletlere saldırdı. Konuşmasında "Size nasıl güveneceğiz, sizin ortağınız biz miyiz yoksa Kobani'deki teröristler mi ? "  diye sordu.

Birleşik Devletlerin Kürtlere çok daha ılımlı yaklaşımları olan bir muhatabı vardı. Zayıf bir Başbakan veya az güç ve bağımsız hareket kaabiliyetini kabul etmiş olmasına rağmen Birleşik Devletlerden pek çok yetkilinin düşünce ve endişelerini iletmek için önemli bir kanal idi. "…Davutoğlu'nun yokluğu Erdoğan'ın pragmatik Kürt yaklaşımına hükümet içinde çok daha az aykırı düşünce iletilmesi anlamına gelecek…" diyor Washington merkezli Türkiye ve Suriye uzmanı Adrew Bowen. " iletilse bile bu düşünceleri Erdoğan dinler mi ki " diye de ekliyor.  "…Başbakan'ın resmin dışına çıkması ile, Ankara, Suriye'deki Kürt savaşçılarla işbirliği yapmaya  daha fazla direniş gösterebilir…" diyor ismini açıklamak istemeyen bir Birleşik Devletler yetkilisi. Aynı yetkili Türkiye'nin daha da geri giderek Türkiye ile Suriye sınırını tümüyle kapatabileceğini de ilave ediyor.

Davutoğlu'nun istifası büyük ölçüde Erdoğan ile ekonomik konulardaki görüş ayrılıklarından, genişleyen Cumhurbaşkanlığı gücünden ve muhaliflerin yargılanmaksızın gözatına alınmasından kaynaklanıyordu.  22 Mayıs tarihinde Ofisini boşaltacak olan Başbakan Perşembe günü açıkladığı istifası ile bu farklılıkların önemsiz olduğunu göstermek istedi. İstifasını açıkladığı konuşmada " …Kimseye karşı bir suçlamam yok, öfke veya güceniklik hissetmiyorum…. hiç kimse benim Cumhurbaşkanımız aleyhine bir şey söylediğimi iddia edemez ve bundan sonra da bu şekilde bir konuşmamı kimse duymayacak…" dedi.  Böyle açıklamakla birlikte, iki politikacının da pek çok konuda cebelleştikleri bilinen bir gerçek.  Mesela, ülkenin müzmin problemi olan Kürt azınlığa karşı izlenen tutumdaki fark gibi- bu konuda Davutoğlu çok daha uzlaşmacı bir görüşü benimsemektedir.-
Geçen ay Davutoğlu Türk gazetecilere hükümetin PKK'nın silahları bırakması durumunda, hükümetin kendileriyle müzakereleri yeniden başlatmayı göz önünde bulundurduğunu söylemişti. Başbakan'ın bu açıklamalarının yayınlanmasından hemen sonra, Erdoğan, Başbakanı açıkça azarlayarak PKK'nın tümüyle yok edilmesinin ileriye doğru düşünülebilecek tek politika tercihi olabileceğini söyledi.  Bunun üzerine Davutoğlu pozisyonunu yeniden ve Erdoğan'ın görüşleri doğrultusunda ayarlayarak, Cumhurbaşkanının söylediklerini tekrar etmeye başlayıp hükümetin Kürtlerle müzakere etme konusunda bir düşüncesi olmadığını söyledi.

Erdoğan'ın açıklaması kendinin daha evvel barış açılımı konusunda göstermiş olduğu çabaların reddi anlamına geliyor. Fakat uzmanlar uzun süren ateş kesin uzlaşmazlıkla sonuçlanması Cumhurbaşkanının gelecekteki müzakereler hakkında olumsuz bir kanaate sahip olmasına neden olduğunu söylüyor. Barfi : "…Erdoğan'ın Kürt konusundaki mevcut bakışı kendi esas inandığı şeylerden daha çok,  önceden  tecrübe ettiği şiddeti bastıramamanın mahcubiyetinden kaynaklanıyor…" diyor.  Adalet ve Kalkınma Partisi yapılacak ilk toplantısında Davutoğlunun yerine birini seçecek. Erdoğan'ın Anayasanın değiştirilmesine daha az karşı çıkan birini aday göstereceği tahmin ediliyor. – Anaysanın Parlamenter sistem aleyhine olmak üzere, Cumhurbaşkanlığının gücünün artırılmasının istendiğini hatırlayalım- Erdoğan'ın uzun süredir Başbakan'a yönelttiği eleştiriler, gelecek Başbakan'ının gözünü korkutarak mevcut Cumhurbaşkanı'na daha  bağlı olmasına sebep olarak serbestçe konuşmaktan vazgeçirebilir.

Eski milletvekili ve Demokrasinin Korunması Vakfı yöneticilerinden  Aykan Erdemir "…Erdoğan kendi seçimlerine sadık kalacak bir başbakan adayı seçtirecektir…" diyor ve "… Onun Türkiye'nin hem ulusal hem de devam eden Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği ile Suriye hakkında yapılan müzakerler, Türkiye'nin Avrupa Birliğine Üyeliği süreci ve İsrail ile yeniden yakınlaşma gibi uluslararası konuları tümüyle kontrol etmek istediğini kolayca tahmin edebiliriz…" diye ekliyor.

Yine de Birleşik Devletler-Türkiye ilişkilerinde, Davutoğlu'nun görevden uzaklaştırılması ve Erdoğan'ın gücü tümüyle ele alması durumunda da esaslı bir değişiklik olmayacaktır. Atlantic Council'in daimi üyelerinden Aaron Stein "…Türk Politikasının Suriye gibi ana konularda esas karar vericisi de, harekete geçiricisi de, el sıkanı da Erdoğan'dır…" diyor.

Muhtemel Başbakan adayları olarak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, BaşbakanYardımcısı Numan Kurtulmuş, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve damadı olan Enerji Bakanı Berat Albayrak olarak gösteriliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme