5 Eylül 2017 Salı

Türkiye'nin İç ve Dış Politikası



Bu yazı Turkey's Domestic and International Politics (March-April 2017) orjinal adı ile 2 Mayıs 2017'de Stratfor'da yayınlanmıştır.
By John VanPool for the European Geopolitical Forum (EGF)

Temel Noktalar
Türkiye'deki parlamenter sistemi sona erdirerek, başkanın daha fazla icrai güç olacağı sistemi öngören  anayasal referendum % 51'den yalnızca biraz fazla bir çoğunlukla da olsa geçerek uygulamadaki ilk adımlar atılmış oldu.
AKP'nin başkanı Avrupa ile girdiği tartışmalı ortama devam edecek gibi görünüyor ki; sonuçların belli olmasından sonra yaptığı ilk açıklamada eğer parlamento kabul ederse ölüm cezasının tekrar getirilmesini onaylayacağını ve Avrupa ile uzun süre önce yapılan üyelik başvurusunun yeniden değerlendirilebileceğini söyledi.
Rejim tarafından kimyasal silah kullanıldığının rapor edilmesinden sonra, Birleşik Devletler Beşar el Esad'a karşı bir füze saldırısı gerçekleştirdi ki bu saldırı Türkiye'nin müttefikinden uzun süredir beklediği bir adımdı.
Düşük Petrol fiyatları dünyasında; her ne kadar Suriye'nin akıbeti hakkında farklı düşüncede olsalar da, diğer işlerin önüne geçecek gibi görünen Rusya-Türkiye ortaklığı devam ediyor.
 

İçeride, Referandum
16 Nisan akşamı sona ererken Türkiye'nin gelecek yıllarda alacağı şekil daha net bir hale de geldi. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, AKP, uzun süredir peşinde koştuğu anayasa değişikliğini gerçekleştirecek referandumda istediği sonucu olarak, önümüzdeki 10 yıldan fazla bir süre daha, (muhtemelen)  Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın yönetiminde kalacak bir ülke oluşturuldu. Verilen oyların nerede ise %99'u sayıldığında, yaklaşık % 51,3'ü önerilen değişiklik lehine, % 48,7'si de önerilen değişikliklerin aleyhine olduğu tespit edilmiş, yazının yazıldığı sırada Türk Başkanı bu başarısından dolayı iki batılı ülke temsilcisi, Amerikan Başkanı Donald Trump ve Macaristan Başbakanı Victor Orban tarafından tebrik edilmişti.  

Refarumda aleyte faaliyet yürüten muhalif partiler olan CHP ve HDP, sandık görevlilerinin usülsüzlükler yaptığı iddiası ve oyların birbirlerine bu kadar yakın olması dolayısıyla yeniden sayım talep etmelerine rağmen, görünen o ki, iktidar partisinin hükümeti kontrol etmesinin önüne geçecek bir sonuç alınamayacak  ve ülke hükümete icraatlarında büyük serbestlik veren ve ilk olarak Temmuz 2016 darbesi sonrasında  ilan edilen olağanüstü hal içinde olmaya bir süre daha devam edecek.  Oyların verildiği gün, Yüksek Seçim Kurulu; oy pusulalarının uygun bir şekilde mühürlenmemiş olmasının "bu oyların dışarıdan getirildiği ispat edilmedikçe" iptal şartı olamayacağını söyledi. (Türk muhalefeti seçim kurulunun son dakikada kural değiştirdiğini ileri sürerek kurulu sert bir şekilde eleştirdi. AFP 16 April 2017)  

Seçim Kurulu'nun cephesinde oylarla ilgili hile veya görevi kötüye kullanma yok. Ancak, dikkate alınmalıdır ki; bu zamana kadar yapılan tüm seçimlerde verilen oyların geçerli olduğu ve açıklanan sonuçların gerçeği yansıttığı hususlarında tarafların mutabık olması hep önemli olagelmişti. Önceki seçimlerde sandık sonuçları hakkında sağlanan mutabakat seviyesinin bu kez seçim günü daha aşağı çekilmesi oldukça ilginç bir durum doğurmuştur.  Sonuçlar kamuoyu  yoklamalarında gösterilenlerden çok daha dar bir fark ile belli oldu. Anayasa değişikliğini  AKP geniş bir şekilde desteklerken, önemli miktardaki partili anayasa değişikliğine karşı olmasına rağmen  milliyetçi MHP liderliği de bu değişikliğe destek verenler arasındaydı.

İlginç bir şekilde ülkenin üç büyük şehri İstanbul, Ankara ve İzmir referandumda açıkça karşı bir tavır takındılar. (Shaheen " Erdoğan düşmemek için Anayasa Referandumuna sarıldı, The Guardian 16 April 2017) Bu sonuç bir kez daha gösterdi ki AKP'nin erişebildiği muhafazakarlar ile Erdoğan taraftarı olan Orta Anadolu seçmenleri sonucu belirleyen esas unsurlar oldular. Sonuçları belirleyen bir diğer unsurda Erdoğan'ın üzerlerinde haftalarca çalıştığı,  Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşlarının oyları oldu. Türk vatandaşlarının oylarını vermelerinden önceki Pazar, Erdoğan Avrupa'daki Türkiye'nin bağlarına ve  yıllar önce yapılan üyelik müracaatının referandumdan sonra masada olacağına dikkat çekmişti. Ölüm cezasının kaldırılması taahhüdünün veri olduğu şartlarda, bu açıklamalar Avrupa Birliğine katılma başvurusunu geri çekme niyetinin işaretleri gibi görünüyor.

"Avrupa ne yaptıysa karşılığını ödeyecek. Tanrı dilerse, (inşaallah) Avrupa Birliği sorusu 16 Nisan'dan sonra masanın üstünde olacak" dedi ve "…Avrupa'da yaşayan yaklaşık 3 milyon yurttaşımız  yaşadıkları yerlerde dışlanmakta ve aşağılanmaktadırlar…" diye de ekledi. ("Voting closes in Germany ahead of Turkey referendum" DW 9 April 2017) Erdoğan ve hükümetinin üyeleri, anayasa oylaması sırasında  özellikle Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa Ülkeri ile uzlaşmaz bir ilişki içinde oldular.  AKP yetkililerinin bu ülkelerde siyasal toplantılar yapmaları yasaklandığında, Erdoğan bu milletlerin Nazi geçmişine atıflarda bulunarak en sert şekilde eleştirdi.  
Demokrasilerde güçlü icra hükümetleri olan Birleşik Amerika ve Fransa gibi ülkeler, Başkanlık Sistemi için gerekli yetkinliğe sahip iken, Türkiye ile yapılan karşılaştırmalarda sistemsel bir denklik bulunamamaktadır. İki örneğin her birinde, gelişmiş kurumsal kontrol ve denge mekanizmalarının varlığı, gücü ve şiddetli bir arzu ile işbaşına gelmiş icracıları yavaşlatarak dengelemektedir. Türkiye'de, ise ülke Temmuz 2016 darbesinden beri olağanüstü hal ile yönetilmekte ve  tutuklama tehditleri veya diğer korkutma yöntemlerinin darbeye iştirak eden veya yalnızca AKP'ye muhalif olanlar üzerinde artan şekilde uygulandığı görülmektedir. Darbenin olduğu zamandan bu güne yaklaşık 130.000 kişi işlerinden veya hizmet verdikleri eğitim kurumlarından uzaklaştırılırken 45.000 yurttaş da tutuklanmıştır. Referandum sonuçlarını etkileyen bir diğer unsur daha oyunun içine katılmış olabilir: Türkiye'nin Kürt Güneydoğusunda askerlerle PKK arasındaki çatışmalarda Cizre, Nusaybin ve Şırnak gibi şehirler harabe haline dönüştüğü ve bu bölgelerdeki pek çok yerleşim boşaltıldığı için bu insanların kalıcı bir adresleri ve son referendumda doğru dürüst oy verme imkanları da olamadı.  

Aylardır, muhalif liderler ve özellikle Kürtçü HDP'liler, sayıları onbinleri bulan diğerleri gibi, sahte suçlamalarla hapse atıldılar ve bunların bir şekilde cumhuriyete tehdit oluşturdukları kabul edildi. BU zamana kadar elde edilen tecrübelerden Erdoğan'ın liderliği altındaki AKP'nin daha diplomatik bir yönetim yaklaşımında bulunulacağına dair umutların boş olduğu görülüyor. Türkiye'de AKP'nin seçimleri kazanmakta usta olduğu ve ondan sonra da küçücük bir farkla kazansa bile, sistem üzerinde nasıl büyük bir manda oluşturduğu ispatlandı ki; muhalif olanları bekleyen birinci tehdit vatan hainliği ile suçlanmak veya terörist olarak damgalanmak olduğu görülüyor. Özellikle, terörist damgasının soruşturmalardaki suçlamalara yaygın bir dayanak oluşturduğu sıradan bir olay haline geldi.   

Referandum sonrasında ortaya çıkan yapıya göre; hükümet, daha önceki anayasada öngörüldüğü şekilde yetkilere sahip olmayacak ve eski anayasal kurallara uygun olarak görev yapmaya çalıştıkça Erdoğan tarafından geri püskürtülerek yetkisiz bırakılan Başbakanlık makamı uygun bir sonla ortadan kaldırılacak. Güçlendirilen yeni icra üst mahkeme yargıçlarını , hatta  Başkanlığı soruşturacak mahkemelerin (anayasa mahkemesi) üyelerini bile herhangi bir yasal kurum ile görüş alış verişinde bulunmaksızın atayacak. Başkanlık makamında oturmak 5'er yıllık dönemlerden oluşmak üzere 2 dönem ile sınırlanmakla birlikte, ikinci dönemin sonunda parlamento seçim döneminin sonunda meclisten seçim kararı alınmasını ve 3. dönem başkanlığının önünün açılmasını muhtemel görüyoruz.  
Hayır oyu veren pek çok seçmen gelecekleri için hayal kırırklıklarını ifade ederken umut vadeden bir nokta da var: AKP'nin sert desteğine rağmen, pek çok Türk yurttaşı, geçtiğimiz yıllarda oldukça sıkıntılı zamanlar geçirmiş olmakla birlikte düşüncelerini çok yüksek sesle dile getirdiler ve bunun sonucu olarak referandum, hiçbir tahminde akla gelmeyecek kadar az bir farkla sonuçlandı. 
Demokrasilerde cesaret verilmiş Başkan, aldığı görev çerçevesinde çoğunluğun azınlığı koruması görevini gerçekleştirmek umuduyla işbaşına getirilir. Benzer şekilde; Erdoğan da, yürüttüğü kampanyanın son aşamalarında Kürt konusunun çözülmesinin anayasa referandumunun geçirilmesi durumunda mümkün olabileceğini zikretti. Ankara'nın PKK'nın temsilcileri olarak  gördüğü Suriyeli Kürtlerin  Birleşik Devletler tarafından desteklenmesinin veri olduğu şartlarda, Erdoğan'ın açıklamalarında bazı gerçekler de var olabilir. Türk seçmenlerin yarısının başkana muhalif olmasıyla mesaj belki doğru bir şekilde  değerlendirilecektir.

Dışarıda, Suriye
Türk hükümeti, Michael Flynn'ın görevden ayrılması ile Trump idaresinde en kilit noktadaki müttefikini kaybetmiş oldu, ama, Trump'ın Suriye'de atacağı adımlar Ankara'nın hoşlanacağı adımlardan belki de daha fazlası olacak. Başkan Erdoğan, sivil savaşın ilk dönemlerinde Suriye'de Esad rejiminin sona erdirilmesi için en yüksek sesle çağrı yapanların başında gelmesine rağmen, Başkan Barak Obama, daha önce kırmızı çizgi olarak ilan ettiği "muhaliflere ve sivillere karşı kimyasal silah kullanılması" nedeniyle Esad'ı asla cezalandırmamıştı. Türkiye Esad'ın müttefiki Rusya ile ilişkilerini geçtiğimiz aylarda oldukça iyi seviyelere taşımakla birlikte, Nisan başlarında Suriye'ye bir Amerikan cevabı verilmesi için en çok baskı yapan ülke konumundaydı da. Başkan Trump, Erdoğan'ın isteğini gerçekleştirerek kimyasal silah kullanıldığının rapor edilmesinden sonra, günler içinde, kimyasal silahların ateşlendiği düşünülen hava üssüne füze saldırısı ile cevap verdi.   

Ankara, Birleşik Devletler Başkanı'nı Suriye hava tesisine saldırı emrini vermesi için ikna etmede anahtar rol oynamıştır ki; bunların başında, kuzey-batı kasabası İdlib'deki rejim saldırısının kurbanları üzerinde Türkiye Sağlık Bakanlığı test ve otopsiler yürüterek kullanılan kimyasal silahın Sarin olduğunu belirlemesi gelmektedir.  (Domonske, Turkey says autopsies of Syrian victims show evidence of sarin exposure, National Public Radio, 6 April 2017.)

Rusya ile uzlaşma, bu sonuçlar var olmasına rağmen elde tutuluyor. Türkiye'nin kimyasal saldırılardan sonra Esad'ın işten el çektirilmesi çağrısının bir yan etkisi olarak Rusya Seyahat Endüstrisi Birliği bir bülten yayınlayarak Türkiye'ye daha önce uygulananan seyahat ambargosunun yeniden yürürlüğe konulabileceğini duyurmuştur. (Jones, Concerns over Syria threaten resurgence of Russian-Turkish tensions, Voice Of America, 12 April 2017) Rus Savaş uçağının düşürüldüğü tarihten sonra Rus Turistlerin Türkiye'ye gitmesinin önlenmesi, Ankara Moskova ilişkilerini acı verici bir şekilde etkilemiş, ikinci büyük grubu oluşturan üç milyon Rus turistin ziyaret ettiği Türkiye, ilişkilerin en alt seviyeye inmesiyle ekonomisinin % 6,2'sini oluşturan Turizm sektörü üzerinden sıkıntıyı tüm ekonomik yapısında ciddi biçimde hissetmişti.    

Yeni Amerikan idaresi Suriye konusuna hem İŞİD ve hem de Esad nedeniyle daha fazla eğilmeye ve Türkiye de Rusya ile uzlaşmazlıkların getireceği riskleri almaya daha hevesli görünüyor. Rus turistlerin yerine 3 milyon Amerikalı turist gelmeyecek belki, ama kuzeybatı Suriye'de oluşturulacak güvenli bölge Türkiyenin sırtında taşıdığı yaklaşık 3 milyon mülteci yükünün hafifletilmesine yardım edecektir. Amerikan saldırıları bu hafifletmenin ilk adımı değildir belki, ama Türk karar alıcıları Washington D.C.'de çalışabilecekleri nihayet bir ortak bulduklarını hissediyorlar.  

Ve Rusya
2015 yılında yolunu kaybeden Rus savaş uçağının Türk hava sahası içinde Türk güvenlik güçleri tarafından düşürülmesinden bu güne gelgitler içindeki ilişkiler oldukça ısınmış durumda. Popüler bir karşılatırma olarak; Başkan Valdimir Putin'in demokrasinin üzerindeki tek adam yönetimi tarzının Erdoğan'ın yeni anayasa ile umut ettiği yönetim tarzını tam olarak temsil ettiği örneğini verebiliriz. Özellikle, Türkiye'nin dalgalı komşuluk ilişkilerinin var olması ve Suriye'deki çatışmalardan etkilenerek 3 milyon mülteciyi kabul etmek zorunda kalması gibi kendi  dışındaki güçlerin Türkiye'yi etkilediğinin veri olduğu şartlarıda gücün birleştirilmesini mantıklı hale getirebilir.

Yeni Başkanla birlikte, Washington'un  daha pragmatik bir yaklaşım benimsediği görünüyor. İŞİD ve Orta Doğudaki Rus etkisinin ortadan kaldırılması için Türkiye'nin müttefik olarak yüklenmesi mümkün olan askeri rolleri dikkate alarak;  serbest basın veya ülke içindeki siyasal baskılarla daha az ilgileniyor. Bunlar Birleşik Devletler'in bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerinde geleneksel yaklaşımı daha fazla benimsemiş olmasının göstergeleridir.  Bu yaklaşım, özellikle Türkiye'nin Avrupa Topluluğu ile olan ilişkilerindeki soğumayı dikkate aldığımızda, yine de masraflı bir yaklaşımdır. Macaristan bir yana herhangi bir AB üyesi bu yazının yazıldığı zamana kadar AKP'nin 16 Nisan'da aldığı referandum zaferini kutlamış değildi. Kremlin Avrupalı müttefiklerinin de umursamama eğiliminde olduğu durumda siyasal muhaliflerin sıkıştırılması ile ilgili hiç hassas değildir. Hatta, bölgedeki iki güc arasında ilişkilerin pürüssüz olması için Türkiye'nin yaslandığı Rus enerji ithalatı herşeyden çok daha önemli görülüyor.

Rusya için ise, Türkiye kilit ihracat pazarı olmayı sürdürüyor. 2016 yılında Türkiye'nin Doğal Gaz ithalatının % 52,9'u Rusya'dan yapıldı. Ham petrolde ise ihtiyacının % 19,3'ünü Rusya'dan karşılayan Türkiye'nin daha büyük tek tedarikçisi Irak idi.  Petrol fiyatlarının 50 dolar/varil düzeyinde olduğu günümüzde ekonomik ve jeopolitik açılardan istikararlı ve mal almaya gönüllü bir ülke bulmak Rusya açısından bir kazançtır. 

Beşar Esad'ın geleceği ve Suriye'deki sivil savaş gibi bazı örneklerde, Moskova ve Ankara'nın  bakışı birbirine yakın değildir. Yine de, durumun kötülüğüne ve Rus uçağının düşürülmüş olmasına rağmen, Karadenizin iki kıyısındaki komşular enerji ticareti üzerinden bir işbirliği zemini oluşturabilecekler gibi de görünüyorlar. Bu zemine en açık örnek, inşasının ilk aşamasına çok yakın olunan Türk Akımı Boru Hattı projesidir.  Türk Hükümeti, kendi geleceğinin ekonominin canlanmasına bağlı olduğunu bilmektedir ki; bu da ancak kesintisiz ve makul fiyatlarla enerji girdisi temin edilebilmesiyle mümkündür. İdeolojik farklılıklar bir tarafa, enerjideki bu işbirliği gelecekte kurulacak işbirliklerinin çerçevesini belirleyerek ülkenin Erdoğan yönetimi altında Ankara ile Batılı müttefikleri arasında farklılık oluşturacak  yol ayrımının doğmasına da yol açabilir.  (1 Eylül 2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme