26 Ekim 2019 Cumartesi

23 Haziran 2019 Seçimleri Stratfor Raporu

Stratfor, 11 Haziran 2019

AKP'NİN GÜCE DUYDUĞU AÇLIK TÜRKİYE'Yİ ÇARESİZ BIRAKIYOR
Satırbaşları
• İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, 23 Haziran'da yeniden yapılacak İstanbul seçimlerine giderken, kazanıp kazanmayacağını umursamadan daha popülist iç ve dış politikalar takikibine devam ediyor.

• Bir miktar daha fazla gücün elde edilmesi yaklaşımına destek bulabilmek amacıyla da içinde milli menfaatlerin bulunduğu hususları öne sürüp, Turkiyenin ittifak ettiği Avrupa Birliği ve Birleşik Devletlerle çatışmalar doğuracak yenilenmiş yurtsever söylemler kullanıyor.



• Bu yaklaşımındaki beklentisinin tersine, AKP'nin milliyetçi söylemlerinin son kertede ters teperek anlamını yitireceği ve Türk ekonomisinin içinde bulunduğu zorlukların çözümünü daha zor hale getireceği apaçık görülüyor.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin, 31 Mart'ta yapılan seçimlerde İstanbul Belediye Başkanlığını nerede ise 20 yıldır ülkedeki tüm ekonomik ve siyasal gücü tek başına elinde tutan Adalet ve Kalkınma Partisinden başarılı bir şekilde aldığı, fakat, 14.000'e yakın oy daha fazla alarak seçimi kazanmasına rağmen, CHP'nin bu seçim başarısı ömrünün çok kısa olduğu görüldü. Sonuçlar açıklandıktan kısa bir süre sonra, seçimlerin yeniden yapılması kararı ile sonuçlanan bir süreci başlatmak üzere AKP seçimlerde hile yapıldığını öne sürerek Seçim Kurulu'na başvurdu. 23 Haziranda yapılacak seçimde yeni bir yenilgi ile yüzyüze kalmamak için de önceki seçimde kullandığı taktiğini muhtemelen tekrar uygulayacak, ancak basitçe bakıldığında, AKP'nin şehir üzerindeki konrolünü garanti altına almaya yakın olmadığının ortada durduğu da görülmektedir.
Büyük Fotograf

Türkiye, sınırlarının ötesine nüfüz eden etkisiyle, Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da anahtar roller alabilen bir güçtür. Gelecek çeyrekte, Türk hükümeti iktidardaki partinin maliyeti ne olursa olsun ülke sermayesinin yoğunlaştığı yer olan İstanbul Belediye Başkanlığı için yeniden yapılacak can acıtacı bir seçimine girmek zorunda kalacak, hatta bu seçimlerde alacağı tavır sallantıdaki ülke ekonomisine ve dışarıdaki güçlerle olan ilişkilerine zarar verme pahasına gücü elinde tutma isteğinin de göstergesi olacaktır.


Yönetimi elinde bulunduran partinin yeni milliyetçi söylemlerine rağmen ve belki daha da önemlisi CHP adaylarının vaktiyle AKP'nin kalesi olan yerlede dikkatleri üzerine toplamayı başarmasıyla birlikte, 31 Mart mahalli idareler seçimlerindeki yenilgisi; nihayetinde partinin ülke sathında azalan popülaritesinin ve gittikçe şüheli hale gelen gücü elde tutma yeteneğinin "kömür madeni kanaryası" görevi görecektir. Böylece, hiç şüphe yok ki AKP, 23 Haziran seçimleri ile beraber CHP'nin göstermiş olduğu başarı ve siyasal etkinlik artışıyla 2023'te yapılacak başkanlık seçimlerini aklının bir köşesinde tutarken varoluşsal çıkmazla yüz yüze gelmesiyle kendisine çok ekmek yediren milliyetçi söylemlere ve populist politikalara daha sıkı sarılması gelecek ay yapılacak seçimlerin savuşturulmasına yardımcı olup geçici bir rahatlama sağlarken, aynı zamanda da Türkiyenin zaten çok kırılgan olan ekonomisinde ve dış politikasında kalıcı zararların oluşmasına yol açacaktır.
AKP'nin Açmazlarının Arkasındaki Konular
AKP, kendisine 20 yıl önce seçim kazanma başarısı sağlayan 1990'lardaki 10 yıl süren mali kırılganlıktan yorulmuş insanlara Türkiye ekonomisinde yeni bir yaklaşımda bulunma sözü vererek ortaya çıkmıştı. Bu günkü ekonomik istikrarsızlık tablosuna benzeyen 20 yıl önceki siyasal partilerin sorunu olan tablo AKP'nin sorunu haline geldi. Sürekli hale gelen talep yetersizliğiyle birleşen yüksek firma borçları ülkedeki teşebbüs etme gücünün bir hayli azalmasına yol açarken, durgunlukla tam çelişkili bir ekonomik gelişme olan enflasyonun yukarıda kalmasına ve işsizliğin % 11'lere dayanmasına da yol açmaktadır. Mayıs ayında Türkiye'nin ihracatta rekor kırdığı açıklanmasına rağmen bu olumlu sonucun Türk Lirasının değerinin oldukça düşük olmasından kaynaklamış olduğu da gün gibi açık bir gerçektir. Bazı seçmenlerin ülke ekonomisinin küçülmesinden endişe etmeleri ve bağlı olarak faturayı iktidardaki partiye kesmelerinde bir sürpriz olmadığından AKP'nin 31 Mart seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanlığı dahil neden pekçok yerdeki seçimi kaybettiğinin temel nedeni ortaya çıkmaktadır.


Başa Dönüş
AKP, genel halk desteğinin azalması ve İstanbul seçimlerindeki zor rekabetle yüz yüze kalınca, seçimlerde sıklıkla müracaat ettiği denenmiş milliyetçi söylemlere ve popülist ekonomik politikalara yeniden sarılıp "önce Türkiye" nakaratını tekrarlayarak "Türkiye'nin milli menfaatlerini yalnızca AKP koruyabilir" algısı üzerine yeni bir dememe başlatmış, ülkenin uzun vadede mali yapısı ve dış politikası üzerinde karmaşık riskler doğuracak, 23 Haziran sonrasındaki sonuçlarını dikkate almaksızın hükümetin tüm üyelerini sahaya sürerek meydanlara indirmiştir.
Türkiye'nin milli menfaatlerini Avrupa Birliği ve Birleşik Devletler gibi daha güçlü ülkeler nezdinde savunuyor görünmesi ve içerideki yurtsever söylemler bir araya getirildiğinde ortaya çıkan kombinasyon, siyasal güç elde etmek için seçmenlerden destek bulmasına yardımcı olacaktır kukusuz. Temmuz ayında Birleşik Devletler Başkanı Donald Trump muhtemelen Türkiye'yi ziyaret ederek iki ülkenin birbirlerine zıt milli politikaları olması nedeniyle, Suriye konusunda olduğu gibi, Rusya'nın küresel sistemdeki etkisinin artmasını birlikte önlemeyi tartışacaktır. Fakat AKP'nin yenilenmiş milli eğilimi göz önüne alındığında yapılacak toplantılarda Türkiye'nin milli menfaatlerine öncelik vererek kendini bununla bağlı sayacağı, hatta, Washington'un hoşuna gitmese de mevcut konumunu korumayı tercih edeceği açıktır. Birleşik Devletler'le olan diplomatik çatışmayı körüklemenin, geçen yıl uygulandığı gibi, ekonomik alanda çok zararlı sonuçları olacak ve muhtemlen Birleşik Devletlerin müeyyideleriyle yüzyüze kalmasına yol açabilecektir.

İktidardaki Parti, gücü elinde tutabilmesinin en önemli aracı olan yerel seçimleri kazanmak için hemen hemen herşeyi yapacağını söylediği gibi seçmen desteğinin devamını sağlayabilmek için de riskli ekonomik politikalar takip ediyor.

AKP'nin güç elde etmek için zorlaması kapsamındaTürkiyede yaşayan Kürtlere karşı izlediği geleneksel haşin politikayı uygulamaya devam edecektir. Kürt militanlarının saldırılarından ve Türkiye'nin milli güvenliğini sınırlarının içinde ve dışında katı bir tutumla korumak için attığı adımlar geçtiğimiz seçimlerde sonuç vermişti ki, parti gösterilerinde bunların kullanılması, bazı yerlerde seçimlerin kazanılması için kısa vadede sonuç verebilecek niteliktedir. Attığı adımlar ve geliştirilen yenilenmiş milliyetçi söylemler ile HDP gibi Kürt yanlısı siyasal partilere gösterilen katı tutum, yeni seçmenleri, Kürt seçmenleri veya partinin izlediği yerel politikalara inancını kaybeden gözbağından kurtulmuş eski destekçilerini AKP'ye yabancılaştıracaktır. Sonuç olarak, yerel seçimlerde alınacak seçim yenilgisi İktidar partisini Kürtlere karşı sürdürdüğü sert yaklaşımlarıı gözden geçirmeye zorlayabilecektir. Mevcut durumda bile iktidar partisinin yaklaşımlarını gözde geçirdiğine ilişkin işaretler var: Parti yönetimine son zamanlarda verilen raporlarda, pragmatik nedenlerle Kürt militanların uzun süreli hapis cezasına çarptırılmış olan lidelerleri Abdullah Öcalan ile konuşulması gerektiği belirtilmektedir.
Türkiye'nin Doğu Akdenize el uzatmasından Avrupa'nın duyduğu endişelerle Kürtlere karşı yeni ve destekleyici bir tavır takınma ihtimaline ve Birleşik Devletlerin İŞİD ile çarpışmak üzere Kürtlere destek vermesine rağmen, AKP Kürt militanlara karşı Irak ve Suriye'de sürdürdüğü derin askeri harekata devam edecektir. Böylesi çok keskin bir Kürt karşıtı yaklaşım, içeride milliyetçi bayrakların dalgalanmasını sağlayacak suni bir rüzgar estirici olabilirken dışarıda Türkiye'nin imajına zarar verme riskini de beraberinde getirecektir.
AKP, milliyetçiliği daha çok ön plana çıkarmak için benzer şekilde, hiç kuşku yok ki Batının tüylerinin diken diken edecek faaliyetler olan Doğu Akdenizdeki petrol ve doğal gaz çıkarma işinin üzerinde de duracaktır. Gelecek aylarda Türk sondaj faaliyetleri Kıbrıs Cumhuriyetinin de münhasır ekonomik bölgesi içinde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin münhasır ekonomik bölgesinde başlatılacak, Brüksel de bu durumda, tıpkı Birleşik Devletlerin yaptığı gibi Kıbrıs Cumhuriyetinin bölge ile ilgili taleplerine destek olacaktır.
Kısa Vadeli Kazançlar İçin Uzun Vadede Çekilecek Acı
AKP, ekonomik durgunluk şartlarında çok zor geçecek yaz aylarının atlatılmasına yardım etmek üzere kısa vadede sonuçlar verebilecek popülist politikalar takip edecektir ki; destekler arasında ithalatın önünü açmak yerine kendi ürünlerinin desteklenmesini uman çiftçilerin, güçlü perakende ağlarının ve alış verişlerinde Dolar yerine TL kullanan iş adamlarının muhtemelen daha çok sinirlenmesine yol açacak gıda teşvikleri de bulunacaktır.
Hükümetin elinde seçimde daha iyi bir konum elde edebilmek üzere geniş kapsamlı bir reform başlatabilecek esneklik alanı bulunmasına rağmen kısa vadeli teşviklerle elde edilmesi umulan sonuçların zıttına; ekonominin ayağa kalkması ve çarkların yeniden dönmeye başlaması, büyük olasılıkla acılarla dolu ve uzunca bir zaman süresini kapsayacak bir dizi yapısal reformların yapılmasını ve kemer sıkma tedbirlerine başvurulmasını zorunlu kılmaktadır. Çabuk iyileşme sağlayacak bir çözüm yoktur. Fakat, AKP bilmektedir ki; 23 Haziran'da İstanbul seçimlerinin kaybedilmesi durumunda attığı tüm siyasal adımlar geri teperek, hoşa gitmeyecek ve şart bağlı ekonomik önlemler popülist politikalarla yer değiştirecektir.
Böylece, AKP gelecek aylarda oyun kitabında yer alan milliyetçi politikalar yerine, güvenilir ve gerçek milli politikaları tercih edecek, 2023'te gireceği zorlu seçimleri savuşturmak için de elinde ne kadar güç kaldıysa buna sımsıkı sarılacaktır. Hatta, bu kısa dönem için belirlediği kurnazca ve öngörüsüz taktikler, ekonomide daha kötü şartların oluşmasına yol açarak hükümetin önüne çözülmesi gereken zorlu sorunlar olarak dönecektir.







Stratfor, 3 Temmuz 2019


İMAMOĞLU'NUN SEÇİLMESİ ERDOĞAN'IN SONUNUN BAŞLANGICI MI?

Satırbaşları
• Türkiye'de, 23 Haziran'da yeniden yapılan seçimlerde muhalefetin adayı Ekrem İmamoğlu, 31Mart'ta daha az farkla kazandığı seçimi ülkeyi yöneten partinin adayından 800.000 oy daha fazla oy alarak bir kez daha kazandı.

• İktidardaki AKP, yalnızca İstanbul'u değil, seçmenlerin AKP'den ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan hoşnut olmadıklarını gösterdikleri Başkent Ankara gibi ana büyük şehirlerin pek çoğunu kaybetti.

• Önümüzdeki günlerde ve haftalarda Erdoğan'ın müttefiki olan eski APK yetkilileri iktidar partisini terk edecek ve AKP'ye rakip olacak bir siyasal parti kuracaklar. Bu hareket APK ve Erdoğan'ın üzerine oturduğu güç zemini zayıflatacak ve daha önce AKP'ye destek verenler Erdoğan ve yeni oluşan gruplar arasında bölüşülecektir.

23 Haziran'da yeniden yapılan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın canını çok sıkan bir sonuçla neticelendi. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı Ekrem İmamoğlu, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin adayı Binali Yıldırım'dan bir önceki seçimin yapıldığı 31 Mart'ta aldığı 13.000 oy farkı, devasa bir farka dönüştürerek 800.000 oy farkla yeniden kazandı. Bu sonuç; seçmenlerin Erdoğan'dan ve onun en büyük şehri kazanmak için bir önceki seçim sonuçlarını yok sayarak yeniden seçim yapılması için giriştiği teşebbüslerden duyduğu derin hayal kırıklığını yansıtmaktadır. Bu sonucun, ekonominin yönetilme şeklinden seçmenlerin duyduğu hoşnutsuzluğu ve sıradan yurttaşların işssizlik, bölücü siyasal söylem ve enflasyonla ilgili duydukları endişeye hükümetin kayıtsız kalmasına verdiği cevabı yansıttığı da söylenebilir.
Medcezirde Bir Geri Dönüş
İmamoğlu'nun ezici üstünlükle kazandığı zafere karşı açık ve anlaşılabilir bir söylem üretemediğinden, kendisi için sürpriz olduğu söylenebilecek seçim sonucuna karşı Erdoğan'ın bazı cevaplar hazırladığı sonucu çıkarılabilir ki, bölgesel izinlerin verilmesi ve kamusal satınalmalardaki ihale yetkisi gibi muhtelif yetkilerin bazılarının yerel yönetimlerin ellerinden alarak merkezi idarenin yani Cumhurbaşkanı'nın yetkileri içine alınması da dahildir. Böylesi bir adım, bir şehri yönetmenin en çok cazip taraflarının Cumhurbaşkanı denetiminde olmasını temin etmiş olacak ve böylelikle Cumhurbaşkanı da sadık destekçilerine ve yakınındaki iş adamlarına ulufe dağıtmayı sürdürerek AKP'den olmayan belediye başkanlarını şehirlerini başarılı bir şekilde yönetmek için ihtiyaç duyacakları kaynaklardan mahrum edecektir. Erdoğanın bu adımından arzu ettiği sonuç; zaman içinde belediye başkanları görevlerini yerine getiremeyince yeni belediye başkanlarından duyulan hoşnutsuzluğun gelecek seçimde AKP adaylarına geri dönmesi şeklinde sandıklara yansımasıdır.
Erdoğan ısrarlı bir şekilde, "İstanbul'u kaybetmenin Türkiye'yi kaybetmek anlamına geleceğini" dile getirmiş, hattı zatında Erdoğan'ın kendi politik doğuşu da 1994 yılında seçimleri kazanması da her beş seçmenden birinin yaşadığı İstanbul'dan başlamıştı. Aynı senaryonunu tekrarlanma ihtimali ufukta belirince belki de yeni bir liderin doğuşunu önlemek için Erdoğan ve AKP kışkırtıcı ve kamplaştırıcı bir kampanya yürüterek Imamoğlu'nu tümüyle şeytanlaştırmaya çalıştılar, Rum kökenli olmakla suçladılar, İmamoğlu'na oy veren seçmenleri "görgüsüz azınlık" olarak tanımladılar ve en sonunda da Imamoğlu'na verilen bir oyun Mısır'ın seçilmemiş muktediri Abdel Fettah al Sisi'ye verilmiş olacağını söylediler. Buna karşılık İmamoğlu geniş bir şekilde kapsayıcı ve olumlu bir seçim kampanyası yürütünce seçmenler de onu ödüllendirerek belediye başkanlığını kendisine teslim etti. Medcezirin AKP ve Erdoğan'a karşı döndüğü ve Imamoğlu'nun milli düzeyde öne çıkan siyasal varlığı 2023'te yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanı adaylarının en önemlisi olacağı gösteriyor.
Gelecek dört yıl yıl, Erdoğan'a bu konular üzerinde düşünme, AKP ve kendisinin kamu oyu ve seçmenler nezdinde sahip olduğu imajı düzeltme fırsatı veriyor. Bunların en başında da güçlü bir ekonomik büyümeyi sağlayacak adımların atılması geliyor. Türkiye'nin keskin ekonomik daralması Erdoğan'ın aşil topuğudur. Önümüzdeki dört yıl içinde yeni seçilen yalnızca İstanbul'un değil, mesela Başkent Ankara ve diğer yerlerdeki muhalif belediye başkanlarının altına oymaya çalışarak Türkiye'nin yalnızca kendisi ve AKP tarafından başarı ile yönetilebileceği mesajını da güçlendirebilir. Bu kapsamda oynayabileceği pek çok cihaz var. Ancak şu da göz önünde bulundurulmalıdırki, bunlardan herhangi birini veya birkaçının bileşkesini uygulamaya koyması ilave bir sonuç doğurarak Erdoğan'ın siyaseten ölmesine ve sonunda da iktidarı tümüyle kaybetmesine yol açabilir.
Rakipler, Parti İçi Muhalifler ve Diğer Seçenekler
Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanabilmek için en az yüzde elli ve ilave bir oy almalısınız. Erdoğan Devlet Bahçeli'nin Milliyetçi Hareket Partisinin aktif desteği ile Cumhurbaşkanlığı seçimin kazanabildi. Hatta Bahçeli'nin desteğinin ve Erdoğan'la birlikte hareket etmesinin sürdüğünü varsaysak bile (bu oldukça şühelidir) ittifakları, 2023'lerin eşiğinde şu anda sahip oldukları oy oranını muhtemelen koruyamayacaktır. Ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) resmi olarak beraber oldukları Meral Akşener'in İyi Parti'si (başkanlığa muhalefet ederek MHP'den ayrıldılar) ve Kürt yanlısı HDP'nin gayrı resmi desteğini alarak başarılı bir blok oluşturmuştur. İstanbul'da yaşayan HDP seçmenleri hapiste bulunan liderlerinin İmamoğlu'nu desteklemelerini talep etmesi üzerine seçimde İmamoğlu'na oy vermiştir. Yakın gelecekte, Türkiye'deki Kürt seçmenler CHP ile daha yakından ittifak yapacaklar ve AKP'nin temelini daha fazla aşındırarak devasa bir blok ortaya çıkaracaktır. Önümüzdeki günlerde çok değişik oyunlar sahnelebilir olmakla birlikte bunların çok da fazla bir önemi yok ve bir şey çok açık: Erdoğan ve AKP oldukça zayıflamıştır.
Erdoğan'ın zayıfladığını hisseden AKP'nin eski yüksek profilli üyeleri partiden istifa ederek yeni bir siyasal parti kurmak üzere hazırlandılar. Eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski ekonomi bakanı Ali Babacan'ın bu girişimlerin başını çektiği söyleniyor. Bu bireyler Erdoğan yönetiminde yörüngesini kaybeden Türkiye'de yıllardır bir kenarda oturmaya terk edilmişler, fakat intikam almak için açıkça meydan okumaya cesaret edememişlerdi. Halen yeni kurulacak partinin AKP'ye alternatif olabilecek ciddi bir parti olup olamayacağı sorusu ortada duruyor. AKP'den temel bir kopuşa neden olabileceğini dikkate almadan ve bireysel hareket edenler Erdoğan ile birlikte mi olacaklar yoksa onun muhalifi mi olacaklar karar vermeden de durum açığa çıkmayacakmış gibi görünüyor.
Bu seçeneklerden hangisi uygulamaya konulursa konulsun bir şey çok açık: Erdoğan ve AKP zayıflamıştır. Buna ilaveten, kesin olmaktan çok uzak ve muhtemeden daha az olmak üzere AKP'nin seçmenlerin güvenini yeniden kazanabilecekleri de söylenebilir. Erdoğan ve AKP'nin yalnızca kendi gücünü korumaktan başka bir şeyle ilgilenmediği bir sırada, tersine, CHP, toplumsal problemlerin çözümüne yardımcı olmak üzere sosyal platformlarda seçmenlerle sağlam iletişim kurabilecek ve onları ikna edebilecek bir yol buldu. Bu nedenle, İstanbul belediye başkanlığı seçiminin sonuçları her ne kadar Erdoğan'ın sonunun geldiğini ifade etmese de, dikkatli bir şekilde yorumlanması ve değelendirilmesi gerekiyor. Daha önce alınan seçim sonuçlarına ve sosyal atmosphere kabaca bakıldığında bile, 31 Mart ve 23 Haziran sonuçlarının Türkiye'yi kuşatma altına alan Erdoğan'ın sonunun başlangıcı olduğu anlamına geldiği pek ala görülebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder